09 Ekim 2014

Ağzının payını verdi


Yıllardır diledim, ümid ettim, özledim birinin diğerine ağzının payını vermesini. Fakat bu asla gerçekleşmedi. Birinin diğerine ağzının payını vermesi için her ikisini de kuşatan ve mükalemeye şahit olanların da onayladıkları bir haklılık mekânının söz düellosu başlamadan önce doğmuş bulunması gerekiyordu. Toplumun meşruiyet sınırlarını ihlâl ettiği için ağzının payını alanlar olabilirdi. Tersi de olabilirdi: Toplumun meşruiyet sınırlarının hakkaniyeti geçersiz kılmaları sebebiyle ihlâl edilmeye müstahak olduğu gösterilebilirdi. Yani bir serbestiyet taraftarına bir tutucunun, bir tutucuya serbestiyet taraftarının ağzının payını vermesi mümkündü. Böyle bir şey Türkiye'de asla olmadı. Çünkü Türk toplumun hayat hakkını nereden aldığı meselesi hep örtülü halde (sous-entendu) bırakıldı, hiçbir zaman bir mesele olarak tebellür etmedi ve insanlar kendi konumlarını toplumun hayat hakkı dolayısıyla meşrulaştırma gereği duymadılar. Ya ne yaptılar? Dünya şartlarının o günkü zorlamalarını söyledikleri sözlerin mazereti olarak ileri sürdüler. 

Birisi kendi meşruiyeti hususunda emniyet içinde olmadığı halde Türkiye'nin tutturduğu istikamet hakkında konuşmuşsa cevap veren kişinin de ondan kalır yanı yoktu. Üstün çıkmayı hesapladıkları husus dünya şartlarının birine değil de diğerine fırsatlardan (bilhassa yönetim fırsatlarından) faydalanma imkânını sağladığından başka bir şey değildi. İktidar peşinde nefes tüketenler Türkiye'yi kendi varoluşu doğrultusunda istikamet tutturmuş bir gerçeklik olarak hesaba katmadılar. Katarlarsa dünya şartlarıyla zıtlaşma içine girecekleri korkusuyla hareket ediyorlar, sözlerini dünya şartlarından icazet alabilecek şekilde ayarlıyorlardı. Önce o sırça köşke taşınmanın bir yolunu buluyor ve artık sırça köşkte oturmayı başarmış olanlar bir başkasına taş veya her hangi bir sert cisim fırlatmaya cesaret edemiyordu. Dolayısıyla siyaset yapma imtiyazı kazanmış insanlar arasındaki söz atışmaları sırasında herkes şimdiye kadar sadece neyin yürürlüğe girdiğine dikkat etti. Topluma neyin can bahşettiğine dikkat etmedi. Dolayısıyla biri diğerini yürürlükteki kurallara göre mahkum edebildi; ama asla ağzının payını veremedi. Mahkum olan ise cezasına itiraz etmedi, edemedi. Mahkumiyetine sebep olacak şartları peşinen kabullenmiş, bulunduğu yere temelden yükselerek gelmemişti. 

Kimseye ağzının payının verilemediği bir ülkede yaşıyoruz. Uzun yıllar boyunca, en azından son kırk yıldır "yavuz hırsız ev sahibini bastırıyor" düşüncesi zihnimizi meşgul etti. Bir gün ev sahibinin hırsızı ağzının payını vereceğini ümid ediyorduk. Sosyal değişimin hakkaniyet konusunda bir duyarlık geliştireceği bize mantıklı görünüyordu. Diliyor ve özlüyorduk ki Türk toplumunun meşruiyet alanı inkâr edilemeyecek derecede açıklıkla benimsenebilecek. Fakat böyle olmadı. Son birkaç yılda Türkiye'yi evi sayanların kimler olduğu ve bu evin ahalisinin kimlerden teşekkül ettiği soruları eskisinden daha muğlak hale geldi. Kimse kimseye ağzının payını veremedi.

İsmet Özel
(Yenişafak, 1 Şubat 2000)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.