13 Ekim 2014

"Osmanlıca Öğrenmek" nasıl olur?


Osmanlıca diye bir dil var mıdır?
Aslında yoktur. Devletlerin değil milletlerin dilleri olur. O dönemde konuşulan dil gramatikal yönden farklılıklar içerdiği için bir adlandırma yapılacaksa o da Osmanlı Türkçesi olacaktır. Aynen daha evvelki dönemlerde Türklerin hâkim oldukları topraklarda konuşulan Eski Anadolu Türkçesi, Karahanlı Türkçesi, Uygur Türkçesi vs. gibi. Ancak Osmanlıca tabiri galat da olsa artık yerleştiği için kullanmakta bir beis yoktur. Bittabi Osmanlıca derken kastımız farklı bir dil değil, Osmanlı Türkçesi olacaktır. Zaten farklı bir dil olması imkânsızdır. Osmanlıcayı farklı bir dil kabul etmemiz tarihî olarak da mümkün değildir. Cumhuriyet kurulur kurulmaz “artık bu dili değil, şu dili konuşalım” diye bir hadise cereyan etmemiştir. Dil elbette zaman içinde değişir. Osmanlıca dediğimiz dönemde kullanılan Türkçe de kendi içinde farklılıklar gösterir. Mesela 15. asır Osmanlıcası ile 19. yüzyıl Osmanlıcası arasında baya farklılıklar vardır. Keza Türkiye Türkçesi dediğimiz dilimizde bile 40’lardaki dil ile şimdiki dil epey farklı değil midir? Osmanlıca diye ayrı bir dil varsa ve şimdi kullandığımız dilin adı Türkçeyse, Atatürk Türkçe konuşmuyordu, Osmanlıca konuşuyordu dememiz icap eder.

Dil Devrimi vs Harf Devrimi
Türkçenin imtihan verdiği üç kul yapısı icraat vardır. Birisi harf devrimi, birisi dil devrimi, bir diğeri ise dil devriminin doğal getirisi olarak uydurma çalışmaları. Genellikle halk, tepkisini harf devriminde yoğunlaştırmıştır. Harfler değiştiği için eski eserleri okuyamadığımızı düşünürler. Hâlbuki eski harfleri öğrenmek iki günlük iştir. Dil hiç değişmeseydi, elif be’yi iki günde sökerek eski yazılı eserlerimizi çok rahat okuyabilirdik. Gelgelelim eski harflerimi çözdüğümüz, metinleri okuyabildiğimiz hâlde karşı karşıya kaldığımız sorun “okuduğumuzu anlamamak”tır. Dolayısıyla anlayamadığımız metni okusak ne olur, okumasak ne olur?

Dünyanın her yerinde diller doğal bir şekilde değişime tâbi olabilir. Elbette sıradan bir İngiliz Shakespeare’i anlayamaz, zaten anlamaması gerekir. Shakespeare avama değil havasa yazan bir şairdir. İlk paragrafta zikrettiğimiz gibi, 1400’lerde de, 1900’lerde de başımızda Osmanlı Devleti vardı, ama dil gerek cümle yapısı, gerek kelime kadrosu olarak farklılıklar arz etmektedir. Mamafih Türkçede dil devrimi dediğimiz hadise tepeden inmedir. “Bu kelime Arapça ve Farsça kökenlidir, bundan sonra onu değil, onun yerine uydurduğumuz şu kelimeyi kullanıyoruz” diye dayatmayla pek çok kadim kelime medya kanalıyla ve okul sıralarında cebren ve hile ile unutturulmuştur. Bu halâ devam etmektedir. ÖSYM’nin sınavlarında çıkan paragraf sorularında geçen kelimelere bir bakın. Ne günlük konuşmada, ne gazetelerde, ne romanlarda, ne akademik çalışmalarda kullanılan ucube sözcükleri ısrarla kullanıp öğrencilere dikte etmeye devam etmektedirler. Biçem, inan, tinsel, yeti, yazın gibi ne idüğü belirsiz kelimeleri kafayı sözcüklerle sıyırmış üç beş entel bozuntusundan başka kim kullanıyor? Evet, dil devrimi de harf devrimi gibi Kemalizmin ideolojik bir hamlesidir. Üstelik harf devriminden katbekat daha zararlı olmuştur. Harf devriminin nasıl doğal olmadığını, sistemli bir dayatma olduğunu muhtelif kitaplardan ve hatıratlardan okumanız mümkündür. Meselâ Agâh Sırrı Levend’in Türk Dilinde Gelişme ve Sadeleşme Evreleri ile Zeynep Korkmaz’ın bu konu üzerine yazdığı onlarca makaleyi okuyabilirsiniz.

Liselere Osmanlıca Dersi
Liselere seçmeli olarak Osmanlıca dersleri konuldu. Bundan böyle artık lisede okuyan bir çocuk, seçtiği takdirde Osmanlıca öğrenmeye adım atabilecek. Ne güzel değil mi? Evet, böyle söyleyince güzel oluyor ama derslerin verilmesi konusunda ciddi sıkıntılar baş gösterecek gibi duruyor. Evvelâ bu dersleri hangi branş hocalarının vereceği belirlenmeli. Şimdilik edebiyat, tarih ve din hocalarının önceliği olduğunu öğreniyoruz. Edebî metinlere edebiyatçının, tarihî metinlere tarihçinin, dinî metinlere dincinin aşinalığı vardır; dolayısıyla şu şubenin hocası daha iyi öğretir demek mümkün değildir. Üstelik herkesin Osmanlıca bilgisi kendisini yetiştirmesi nispetinde değişir. Binaenaleyh en mantıklı yol bu üç branşın hocalarını bir sınava tâbi tutmak ve belli bir puanı geçenleri bu dersi vermeye yetkili kılmak. Böyle bir mevzu yok tabi ortada. Hazırlanan ders kitaplarını incelediğimizde, seçilen metinlerin hemen hemen hepsinin edebî metinler olduğu dikkatınazarımıza çarptığı için bu formatta verilecek bu dersi şimdilik edebiyat hocalarının vermesi daha mantıklı görünüyor. Ayrıca edebiyatçıların aynı zamanda dil tarafı olduğundan, üniversitedeki Osmanlıca eğitimlerinin daha uzun ve teferruatlı olduğunu da göz ardı etmemek lâzım. Asıl mesele bu değil tabi. Bir önceki konuda söz ettiğimiz gibi önemli olan okumak değil, okuduğumuzu anlamak. Dolayısıyla 300 kelime ile biyolojik hayatını sürdüren öğrencilerin öncelikle kelime birikintilerini, kelime haznesi haline getirmek gerekir. Aralarında ciddi mânâ farkları yahut anlam nüansları olan kavramların yekûnunu aynı sözcüklerle karşıladığımız için Türk milleti olarak müthiş bir tefekkür kısırlığı çekmekteyiz. Dünya çapında mütefekkir, bilim adamı, sanat adamı yetiştiremememizin; İngilizceyi en kötü öğrenen toplumlardan biri olmamızın, 50 yıl önce yazılmış bir romanı okurken zorluk çekmemizin sebebi, hep bu unutturulan kelimelerin ve bu kelimelerle uçup giden binlerce mefhumdan mahrum oluşumuzdur.

Öğretmen öğrencilerine talimat verecek. “Haydi, okuduğumuz metni şimdi de günümüz Türkçesine çevirelim ki anlayalım değil mi çocuklar?” Öğrencilerin hepsi inşallah beni seçmez derken hoca Saffet’e döner. “Saffet, oğlum, ilk paragrafı hızlıca bir okuyup açıkla bakalım!”. Saffet paragrafa bir bakar ki anlamadığı bir sürü kelime var. “Şey hocam, münasip tam olarak ne demek?"Uygun demek evlâdım”. “Peki muvafık ne demek?"Uygun”. “Ya mutabık?"O da uygun”. “Mütenasip’i de söyleyin son”. “Uygun”. “Münasip de uygun demek, onu biliyorum”. “Aferin Saffet”.

Osmanlıcayı Nasıl Öğreneceğiz?
Geldik zurnanın zırt dediği yere. Osmanlıcadan kasıt eski harflerle yazılı metinleri okumaksa, kendi çabamızla da, son yıllarda talebin artmasıyla sayıları çoğalan Osmanlıca kurslarıyla da, akademik bir eğitimden geçerek de öğrenmemiz mümkündür. Bilâhare yazma adını verdiğimiz eserlere göz aşinalığı kazanılabilir. Fakat dil, bir kültürün yansımasıdır. O zamanın kültürünü iyi bilmeden, yazanları anlamanın mümkünatı yoktur. Bunun ilk adımı da kelime kadrosunu bilmektir. Başlarda bolca sözlük karıştırarak kelime haznemizi geliştirmemiz elzemdir. Hatta, eski yazıları okumaya başlamadan evvel, yeni harflere sadeleştirilmeden (katledilmeden) aktarılmış metinleri okumak ve kelimelerin manalarını ezberlemek çok faydalı olacaktır. Söz gelimi bir Bakî’nin günümüz harflerine aktarılmış şiirini bir anlamadan eski harfli divanını okumak pek de anlamlı bir gayret olmayacaktır.

Ekrem Sakar
heyula.net

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.