03 Kasım 2014

İsmet Özel: "Müslüman(lar) / Türk(ler) bilmiyorsa başka hiç kimse bilmiyordur."


Osmanlı uleması, ilmiye sınıfına mensup zevat bir şey hariç her şeyi biliyordu. Bilmediği şu idi: Bir şeyin doğrusunu, doğru olanın ne olduğunu, hak bilinenin neye taalluk ettiğini Müslüman(lar) / Türk(ler) bilmiyorsa başka hiç kimse bilmiyordur. Doğru, hak söz söylenmişse doğru kişiden, Türk’ten sadır olduğu nispette söylenmiştir. Hakkı dile getirmeğe gücü yetenler sadece haklı olanlar, ahlâk töresine sahip çıkanlar, Türk olanlardır. Ulema diye adlandırılan zümre “medeniyet meşalesi” Avrupalı batılıların eline geçti zannına kapılarak Türklere olan ihanetini pekiştirmiştir. Söz konusu ihanet kardeş katili devletin kanunlarının emr-i bi’l-maruf nehy-i ani’il-münker’den üstün sayılmasıyla başlatılmıştır.

...

Türkler şiirde karar kılıncaya kadar bir çok safhadan, bir çok merhaleden geçti. Bu üstünlük basamaklardan biri bilmece, bildirmece basamağıdır. Türkler soruyor, sual ediyor:

Sarıdır safran gibi
Okunur Kur’an gibi
Ya bunu bileceksin
Ya bu gece öleceksin.

Bu gece ölmek istemeyen her Türk buluyor hemen bilmecenin cevabını: Altın; ama hangi altın? Külçe altın değil, ziynet altın değil: Tedavüldeki, piyasadaki, tasarrufa veya faize konu olabilen altın. Tarih boyunca kimileri altının meriyet sahasını Kur’an-ı Kerîm’in meriyet sahasıyla eş tutma hevesine kapılmıştır; halbuki insan hayatında altının yeri, altının tutması beklenen yer en azından safranın altındadır. Şiire giden yolda bilmeceler yontuyor, terbiye ediyor bizi. Ya bunu bileceksin / Ya bu gece öleceksin tehdidi altında kalan herkes altının bir hayat şartı olmadığı şuuruna kolayca varıyor.


Şuur olmadan şiir olmaz. Bilmecelerimiz neyin şuuruyla çıkar yolu fark edebileceğimizi bize öğretiyor. Bilmecelerimiz bize bönlükle yaralanmanın ıstırabını hatırlatıyor:

Yedi delikli tokmak
Bunu bilmeyen ahmak.

Ortaya sadece kafiye hatırına tertip edilmiş bir oyun çıkardıklarını sanırsanız yanılırsınız. Yine bir ahlâk meselesi var karşımızda. İnsanın insan kafasını algılamasının en alta çekilen çizgisi insan kafasının yedi delikli bir tokmak olduğunu fark edenler tarafından çekilebilir. İki göz deliği, iki kulak deliği, iki burun deliği ve bir ağız… Bütün deliklerin vazifelerini yerine getirmeleri halinde Âdemoğlu sürgün edildiği dünyada kendisine dönük bütün salvoları savuşturabilir. Bu işe yarayan tokmaktır insan kafası. En alta çekilen çizginin şuuru bize niçin gerekli? Çünkü çekilen çizginin haricindeki anlayış düşüklüğe mahkûm eder bizi. Yani cennet ümidimizi yok eder. Bu sebeple insanı eşref-i mahlûkat vasfından arındırmak isteyenler kafada yedi değil, bir delik (ağız) olduğunu savunur. Onlar getirdikleri insan tarifinde “üstte bir delik, altta bir delik” ibaresine müracaat eder. Türklük şiirin yükseltici imkânlarından istifade yolunu ahlâk bütünlüğü derdini ıskat edenleri öldürerek buldu.

İsmet Özel, 1 Kasım 2014
Tamamı için: İstiklâl Marşı Derneği

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.