28 Aralık 2014

Dirseğini Yalamaya Çalışanın Mürekkebi Çürür


Türk mürekkebini benzersiz kılan şeyler nelerdi? Evvelâ bugün hâlâ sanki yeni yazılmış gibi duran ve asırlardır başta selâtin camileri olmak üzere diğer bazı camilerin de duvarlarında asılı duran levhalar bugüne Türk mürekkebiyle yazıldığı için gelebilmiştir. Kalemden kolayca akışı, kuruduktan sonra rengini kaybetmemesi, kötü kokmaması ve durdukça daha da güzelleşmesi Türk mürekkebinin hususiyetlerindendir. Ve dahi mürekkeb yalamak tabirinin de doğmasına sebep olan kolaylığı gösterdiği için. Yani Türk mürekkebini zor elde etmemiz bize böyle bir kolaylık sağlıyordu. Bilindiği üzere yazı yazan bir kişi bir yanlış yaptığında veya silmesi gereken bir şey yazdığında serçe parmağını yanlış yazdığı yerin üstüne bastırıp daha sonra o parmağını yalar, parmağındaki mürekkebi diliyle aldıktan sonra birkaç defa daha iyice, mürekkeb kalmayıncaya kadar bu ameliyeye devam eder ve kâğıdı sanki o yanlış şey hiç yazılmamış gibi eski hâline getirirdi. İşte bu imkânı sağlayan şey Türk mürekkebidir. Yani eğer Türk mürekkebi ile yazıyorsanız, bir yanlış yaptığınızda o yanlığı mürekkebi yalayarak giderdikten sonra yazıya kaldığınız yerden devam edebiliyordunuz. Bununla beraber Türk mürekkebinin yalanabilir olması, kötü kokmaması ve yalandığında da mideyi bozmaması da diğer hususiyetleriydi. Hatta mürekkeb yalamak bir ritüel hâline bile gelmişti. Türk çocukları 4 yaş 4 ay 4 günlükken tahsil hayatlarına başlarlardı. Hocaları ilk iş olarak "rabbi yessir velâ tuassir rabbi temmim bi'l-hayr", "Rabbim kolaylaştır, zorlaştırma, Rabbim hayırlısıyla tamamına erdir" duasını bir kâğıda yazar ve üstüne şeker dökerek mürekkebi kurumadan bunu çocuğa yalatırlardı.

Türk mürekkebinin eşi benzeri dünyanın başka bir yerinde yoktu. Hâlâ da yok. Ama artık Türk mürekkebi de yok. "Harf inkılâbı"ndan sonra kamış kalemle beraber Türk mürekkebi de yok oldu. Bugün Türkiye'de matbaalar mürekkeb çürümesiyle başetme derdindeler. Eskiden Sadabad diye de bilinen Kağıthane semtinde de dünyaca meşhur İstanbulî kağıtlar imal edilirdi. Gelgelelim bugün SEKA bile bir dinlenme tesisi, Sekapark oldu. Akabinde Türkiye'nin kâğıt tüketimi üç misline çıktı.

Gökhan Göbel
(Çelimli Çalım, Safer 1436, sayı 6)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.