28 Aralık 2014

Hangi Ses Türkiye?


Mesela televizyon programları... İnsanları ahmaklaştırmak ve dahi ahmak bırakmak amacıyla kurgulanan televizyon programlarından biri de “popstar” çıkarma maksadı taşıdığını iddia ederek yayınlanıyor. Programın kurgusunun aynen Hollanda’dan alındığını (The Voice) söylememize gerek bile yok. Bu program toplu ölüm(!) haberlerinin geçtiği gecelerde eğlencesine hiç ara vermiyor, lakin bir jüri üyesinin eşinin (Reza Zarrab) başına gelenler(!) sebebiyle (rüşvet ve kaçakçılık) yayınına gözyaşlarıyla devam ediyor. “Türkiye'de arabeskin zaferi ile bankerlerin zaferinin birbirine paralel” olmasını buradan da anlayabiliriz. Programda henüz lise çağındaki çocuklar pop veya arabesk müziğin bayağı parçalarını seslendirerek seyircileri ve jüriyi kendinden geçiriyor. Jüri, sırtı dönük dinlediği müziği beğenince önündeki butona basıyor, popstar adayına dönüyor ve ekibine katılması için onu ikna etmeye çalışıyor. Sırt, dönmek ve ikna. Türkiye’de yaşayan insanların son yüzyılda başına gelen belâların özeti gibi. Artık lahmacun tüketilen mekânlarda peşrevlerin ve semailerin dinlenilebilmesine kadar yol aldık...

Türkiye’de insanlara müzik diye sunulan gürültüler bir felaket. Türkiye’de insanlara jüri diye sunulan ekipler bir facia. Türk insanının kulakları felaketlere ve facialara maruz kalıyor lâkin Türk insanı bundan çok hoşlanıyor. Böylece Şehzadebaşı’ndaki asırlık Acemağa Hamamı’nın memleket insanına otel, gâvura da “Turkish Bath” oluvermesi de hoş görülüyor, rahatsız etmiyor. Oysa 18. yüzyıl sonlarında Süleyman Ağa bu hamamı işletmiş, bir kurban bayramı doğan evladına da İsmail adını vermişti. Bu yüzden Hammâmîzâde İsmâil Dede Efendi deriz.

İsmâil Dede Efendi, Türk müziğinde henüz o dönemde başlayan bozulmalar sonrasında bulunduğu ortamı terk etmeye karar vermiş, hâl karşısında çaresiz kalan talebesi Dellâlzâde İsmâil'e de, "Bu oyunun tadı kaçtı!" demiştir. Belki de oğlu Salih’in vefatından sonra güftesi kendisine ait olan şu bayâti besteyi yaparak, "Hangi Ses Türkiye?" sualinin kesin cevabını da vermiştir: “Bir gonca-femin yâresi var ciğerimde / ateş dökülürse yeridir âh serimde / her lâhza hayâli duruyor dîdelerimde / takdire nedir çâre bu varmış kaderimde.

Yağız Gönüler
(Çelimli Çalım, Safer 1436, sayı 6)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.