27 Aralık 2014

Karacaoğlan Şiirinde Fransız Öpücüğü Niçin Yok?


mekteplerde okutulan edebiyat derslerinde, kitaplarında bize tuhaf bir şair tipi öğretilmiş. öğretilmiş diyorum çünkü ders kitaplarının dışına çıkınca bunu fark edebiliyorsunuz. ders kitaplarındaki şiirlere ve sair metinlere yapılan resimlemeler, hocaların şairler hakkındaki verdikleri bilgiler ve yaptıkları yorumlar hep aynı şair tipini zihnimize kazımış: hayalperest, ayakları yere basmayan, melankolik, coşkulu, aykırı... dadaloğlu'nun, köroğlu'nun şiirlerini okusak bile onlarla ilgili anlatılanlar bu garabeti ortadan kaldıracak kuvvette olmamıştır hiç. buradan eğitim sistemine yahut edebiyat eğitimine bir eleştiri mi getireceğiz? böyle yaptığımız takdirde çarpıklığın zeminini örtmüş, belki de hayatımızın bütün veçhelerini tesiri altına alan esas tesirin gözden ırak tutulmasına neden olmuş oluruz. dedemin bıraktığı defterlerde kendi yazdığı şiirlerin yanı sıra kendisinin çağdaşı sayılabilecek şairlerin şiirlerinden de örnekler var. cönk tutma geleneğinden gelen bu tür defterler türkiye'nin dört bir yanında kış gecelerinin vazgeçilmez "medya"sı olma niteliğindeydi. bugün internette necip fazıl kısakürek'in, can yücel'in yalan yanlış, eksik gedik iktibaslarıyla yahut cep telefonlarındaki ismet özel'in kendi sesinden şiirlerin videolarıyla da bir temas biçimi var. insanlar nasıl bu noktaya geldiler? insanları bu noktaya getiren her neyse edebiyatla, şiirle yüz yüze gelme ortamlarını da değiştirmiş, şiirin ne ve şairin kim olduğu konusunda da keskin bir farklılık doğurmuş görünüyor.

modern şairi, hayalperest ve ayakları yere basmayan bir tip olarak çizen sathî görüş aynı zamanda kadim şairleri de benzer bir kaba saba tavsife ve yalınkat tasnife tabi tutar. yunus emre'den hümanist, pir sultan'dan sosyalist, köroğlu'ndan anarşist ve karacaoğlan'dan zampara çıkaran bu bakışın sahipleri, aynı zamanda "şairler şiir yazsın, başka da bir işe karışmasın!" deme serkeşliğini göstermeye teşnedirler. baştan beri sözünü ettiğimiz bu tesirlerden ötürü bugün insanların karacaoğlan'ın şiirleriyle rabıta kurması hayli müşkül bir vaziyet aldı. bugün edebiyat dergilerinde şiirleri yayınlayan kişilerden bile karacaoğlan'ın müstehcen yani edebe aykırı, ayıp, yakışıksız mısralarla örülmüş şiirleri olduğunu duyabiliriz. elbette bu durumun ortaya çıkmasında karacaoğlan imzasının doğurduğu itibardan ötürü söylediği şiirin sonuna karacaoğlan imzasını eklemeyi normal gören, modernlik öncesinin o anonimleşmeye müsait devrinin de payı var. fakat daha önemli ve esas sebep, modern hayatın bir mahsülü olan ayıp telakkisidir. helal ve haram dışında zihin şekillendiren referansın olmadığı türk hayatında hiç şüphe yok ki bugün anlaşılan, bilinen manada bir ayıp telakkisi yoktu. birkaç nesil öncesine kadar modern ayıp telakkisi bir baskı unsuru olarak üzerimizde değildi.

günümüzdeki verimsiz, insanların şiirle yüz yüze gelmesi için namüsait bir tarzda neşriyât takip eden edebiyat dergileri karacoğlan şiirini edebiyat dersi kitaplarından ve akademik araştırma nesnesi olmaktan kurtaracak adımları atabilirler mi? yukarıda tavzih etmeye çalıştığım maluliyetlerin giderilmesi için edebiyat dergilerinin karacoğlan şiiri konusunda kendisini vazifeli sayması söz konusu irtibatsızlığın giderilmesinde faydalı olabilir. "indim seyran ettim frengistanı" diye başlayan şiirinde, gâvurlar hakkında "akılları yoktur, küfre uyarlar / imanları yoktur, cana kıyarlar" diyen karacoğlan "kur'ân ruhsatlı" şairlerdendir. onun şiirlerine soktuğu unsurların da bundan bağımsız değerlendirilmemesi gerekir. kur'ân'daki hûri tasvirlerinin sınırları, karacoğlan şiirinin tasvirinin sınırlarını da belirlemiştir.

Mehmet Raşit Küçükkürtül
(Aşkar, 32, Ekim-Kasım-Aralık 2014)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.