14 Aralık 2014

Nurettin Topçu: İslam'ı Sömüren Siyaset


İslam dini, insanın ahlak yapısını bütünlemek için için gönderilmişti. Bütün özellikleriyle bir ruhi atletizm teşkil eden İslami yaşayışın bu ana davası zamanla unutuldu. Ruhlardaki ilahi otoritenin idare edicilerin elinde silah olarak kullanılması Abbasiler devrinde başladı. Başta Mansur olmak üzere Abbasi halifelerinin birçoğu İslam adına, gerçek hak davacıları olan büyük ruhları çiğnediler, sayısız cinayetler işlediler. Allah'a adanmış nice başlar kopardılar. Bunların etrafında vicdansız kazançları hak, cinayetleri meşru, merhametsizliği mubah göstermeye kabiliyetli mirailerden ibaret, gözleri devlet hırsıyle kararmış bir sözde din adamları sınıfı meydana geldi. Ulema denilen bu kara kaplı kitap taşıyan dalkavuklar güruhuna dayanan halifeler, İmam-ı Azam ile Hallac-ı Mansur'un insafsız katilleri oldular. Sonraki asırlarda aynı zulmün kanlı eli daha nice büyük başlar kopardı. Kaide makinesi gibi her devrin ceberrutuna elverişli kaideler koyan sahtekarlar iktidarile el ele verip halkı uyutma yolunda çalışırlarken ruhları uyuşturucu ilaçlar kullanıyorlar, bol bol Kur'an okuyorlar, dua diye kopardıkları feryatlarla halkı ağlatıyorlar ve ibadet diye çok çok tekrarlanan beden hareketleri tavsiye ediyorlar. Onlar cennetin anahtarlarını böylece biraz daha pahalı yaşatmakta fayda buluyorlardı. Bu sahtekar zümre ile İslam'ın asıl sahibi olan mutasavvıflar arasındaki en az bin yıllık mücadele, dinimize saldıran Haçlıların boğuşmasıyla beraber gelişti. O zaman ki Haçlılar hüviyeti böyle adlanan bir takım ordulardı. Sonraki yüzyıllarda Avrupa milletleri, birlikte ve tek tek aynı Haçlı saldırısını tekrarladılar.

Zamanımızın Haçlı kuvvetleri, modern maskeler ve yeni metodlar kullanan murdar çehreleriyle Amerika ve Rusya'dır. Bin yıldan beri Haçlılar İslam'ı dıştan yıkmaya çalışırlarken, onlar kadar menhus ve onlardan çok çürütücü olan içteki sahtekar kaideciler, ruhunu zehirlemek suretiyle İslam'ı içinden yıktılar. Bunlar, tasavvuf ehlinin karşısına dikilen ve bir türlü kana doymayan saltanat arabalarında sırmalı esvaplarla bürünmüş taylesanlı saray soytarıları idi. Zembilli Ali Cemali ve İbn-i Kemal gibi İslam'ın gerçek sahibi muhterem simalar bunların yanın azınlığı teşkil ettiler. Özellikle Abbasilerde, Konya Selçuklularında ve Osmanlıların alçalma devrinde yaşayan ulemanın din adına dini içinden yıkan zulümleri tarihi doldurdu.

Zamanımızın nasibi de bu bedbaht devirlerinkinden farksızdır. İslam'ı yeniden canlanması, tabii ve samimi bir dini yoldan giderek olmamıştır. Evvela bu hareket, cemiyette etkiye karşı koyan bir tepki yani bir iddia halinde doğmuştur. Halbuki samimi iman iddiadan filiz alamazdı. Bu iddia sahiplerinde kibir oldu, şiddet oldu, şimdi riya ile kini karıştırmış, din içinde bir siyaset şeklini almıştır. Dini sömürme yolunda İslamcılar İslamın içteki düşmanları ile yarışmaktaydılar. Dine karşı olanlarla birlikte onlar da halkı büyülemek için radyoda mevlid ve Kur'an okutuyor, Allah'ın nefret ettiği iğrenç haykırışlarla dua diye ısmarlanmış kimseleri bağırtıyorlar. Seçimlerden önce erkanıyla birlikte maruf camiilerde namaz kıldıklarını halka gösteriyorlar. Fayda umdukları yerde başta bulunan din adamını seçim propagandası olarak kullanıyorlar. Müslüman gazeteleri adıyla yapılan yayınlar, Müslümanları soymak için bir taraftan İslam düşmanlarını taşlarken öbür taraftan devrin iktidarını övüyor, ancak bahşişleri kesilince onlara sövüyorlardı. Kendileri Müslümanlık taslarlarken yine de İslam düşmanlarının haya tanımaz üslunu kullanıyorlar. Öyle ki zamanımızda İslam cephesinin bir ruh ve karaktere sahip olmadığını, İslami denen neşriyattan daha mükemmel ortaya koyacak delil ve şahit bulunamıyor.

İslamcı siyasi liderler bu işte eşsiz kahramanlar gibi görünüyor. Halifeyi getireceğini, Ayasofya'yı açtıracağını, hatta meclisi Ayasofya'da toplayacağını söyleyen bu liderlerden biri, İslam'ın devrimizde benzeri bulunmayan istismarcılığını yapmaktadır. Şüphesiz ki İslam'ın böylesine istismar edilişi, hem dinimize hakaret hem de milletle alay teşkil etmektedir. İslam dinini, ikbale ulaşma ihtirasına alet olarak kullanmasındaki vebalin cezasını elbette Allah'tan görecektir. Masum bir milletin kalbiyle oynamanın cezasını da bu millet çektirecek. Halife'nin devlet reisinden başka birşey olmadığını bunlar elbette bilir. Şah, kral, hükümdar, halife hepsi de devlet reisi demektir. Bu isimler onların hüviyetini birbirinden ayırmaz. İran şahının ve İngiltere kralının meclisleri vardır. Hilafet de yine bir meclis idare düzenidir. Vicdan ve hulus ile istenen, böyle kelime simsarlığıyla halkın gözünü boyamak değildir; belki vatansever ve namuslu, milletin mesuliyetlerini yüklenmiş büyük ruhlu başların idareyi ele almalarıdır, millet aldatan sahtekarların değil. Ayasofya'nın açılması ve meclisin orada toplanması ne demek? Sen piyer'i cami veya meclis yapsalar ne olacak? İçerisinde vatan sevgisiyle kendini fedaya hazır başlar yükselmedikten sonra...

Böyle sözlerin birer tuzak olduğunu millet pek çok defalar denemiş olmasına rağmen yine de aldanıyor ve tekrar tekrar aldatılıyor. Milletin şu zavallı haline çare bulsalar, kendilerinden ve kendi benzerlerinden nefretle uzaklaşmayı öğretseler ya! Belki o zaman vatana bir hizmetleri dokunmuş olacaktır. Onlar vatanın mahşeri andıran manzarasına baksalar, sayısız hizmet sahası bulacaklardı. Zira onda kardeş kardeşe düşman durumdadır. Gençlik, biri hak, öbürü din adına birbirini yemektedir. Ne berikinde hakkın korkusu, ne öbüründe Allah'ın sevgisi var. İkisi de tepeden tırnağa kin silahlarına bürünmüş, kıyasıya birbirlerine saldırıyorlar. Kin davasında bütün ruhu kin olan elbette kazanacaktır. Hakkın davacıları nerede? Nerede rahmetin, merhametin mümessilleri? İnsaf ile adaletin fedaileri? Haya ile hörmetin aşıkları? Üniversitelerden bile ilim ve ahlakın kovulduğu bu yurdun Alpaslan'larla Akşamsettinlerin yurdu olduğuna kim inanır şimdi?

İslam'ın bütün ruhundan sıyrılarak sade kabuk kaidelerden ibaret kaldığı bi diyara kim İslam diyarı diyebilir? Her biri bir siyaset hareketine bağlanan ruhları çürümüş insanların dolaştığı bu göklerin altında İslamın nuru içten ve dıştan gitgide karartılıyor. Eşsiz sahtekarlık hünerleriyle ticaret ve siyaseti pek mükemmel birleştiren, dergahı kah fabrika bacası, kah ikbal ve siyaset kapısı haline koyan bu hezeyan alayı İslam dinine bugün en büyük tehlikeyi getirme durumundadır. Çılgın şeflerin halkı coşturup sürükleme sevdasıyla göze aldıkları bu ölçüsüz istismar, Müslüman cemaatını en büyük felaket uçurumuna doğru sürüklemektedir. Zira düşman uyanıktır ve yok edici bir darbe indirmek için fırsat kollamaktadırlar. Gözleri kararıpta bugünkü fırsattan faydalanma ihtirasına tutulan hastalar biraz kendilerine gelsinler, millete acısınlar ve benliğimizden kurban vermemiz lazım gelen bu vatanı macera heveslerine kurban etmesinler.

Nurettin Topçu

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.