31 Ocak 2014

İsmet Özel: "Millet eğer bir milletse üzerine uymayan tarihe tarih demez."


Tarihsizliği müşahede eder etmez karşımıza millî iktidarsızlığa razı olunduğunun bütün delilleri çıkacaktır. Buradan milletçe iktidara kavuşmanın tarihi kuşanma çabası sonucunda mümkün olacağını istidlal edebiliriz. Tarihsizlik dediğimizde elde bir anlatı yekunu bulunmadığını söylemiyoruz. Elimizde ne kadar şişirme tarih nev’inden anlatı bulunursa bulunsun tarihsiz kalanlar yine bizler olacağız. Bizim için şişirilmiş bütün resmi tarihler elimizde patlayabilir. Bir şişirme tarihin yerini bir başkasıyla ikame edemezsiniz. Resmi tarihlerin yerine geçme iddiasıyla üfürülen tarihlerin hepsi de şişirmedir. Küfre şemsiyelik eden her devlet tarih diye öğrettiği binbir çeşitten anlatıya üniforma giydirir, onları suçlarını örtecek şekilde kısım kısım şişirir. Şişiremediği tarihe tarih demez devlet. Milletler ise kuşanamadıkları tarihe tarih demeyeceklerdir. Millet eğer bir milletse üzerine uymayan tarihe tarih demez.

Tarihi kuşanmak, iktidara kavuşmak… bunu Türkler iki kez, birincisi Gaza Beylikleri ihdas olunması ve ikincisi İstiklâl Harbi verilmesi suretiyle Küçük Asya’yı vatan edinme başarısı göstererek gerçekleştirdi. Türklüğün yüceltilmesini reddedenler bu başarıyı reddediyor. Neden? Çünkü onlar bu başarı dolayısıyla zarara uğrayanlardır. Doksan senedir uğradıkları zararın telafisiyle meşgul oldular. Henüz nihai ödemeye kavuşabilmiş değiller. Yerküre sathında Türk toprağı görünür bir şekil kazanınca ömrünü bu topraklarda geçirip de Türk olmadığını söyleyenler ecnebileştiklerini itirafa mecbur kaldı. Ellerini kollarını tarihsizlik enigması bağlıyor. İslamlaşmayı bütüne dahil olmanın yegane mantıklı yolu saymış olsalar da duhuliyenin şartlarını yerine getirmeyişleri içinden çıkılmaz bir karışıklık doğurdu. Yumağı çözmek hiç kimsenin işine gelmediğinden Türkiye bilhassa XVIII. Hıristiyan asrından itibaren her türlü şuurdan; ama bilhassa tarih şuurundan uzak tutulmuş insanların küfrün ihyası etkinliklerine hizmete icbar edilmeleriyle idare edile geldi.

İsmet Özel, 1 Şubat 2014
Tamamı için: www.istiklalmarsidernegi.org.tr

İslam Ansiklopedisi ve Kadı Sicilleri sanal ortamda erişime açıldı


İslam Ansiklopedisi

1983 yılında hazırlık çalışmalarına başlanan ve ilk cildi 1988 yılında neşredilen TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA) tamamen telif bir eser olup İslâmî ilimler, İslâm ülkelerinin tarihi, coğrafyası, kültür ve medeniyeti gibi alanları kapsayan madde listesi orijinaldir. İlgili ilim kurulları tarafından yaklaşık 500 temel kaynaktan taranarak tespit edilen bu liste 15.226 maddeden oluşmakta, bazı maddelerin farklı ilim dallarınca yazılan alt bölümleri de eklenince rakam 16.855’e ulaşmaktadır. Ansiklopedi, İslâmî ilimlerle İslâm kültür ve medeniyetine ait kavramları, sahalarında eser vermiş ilim ve sanat erbabını, geçmiş İslâm devletleri ve yöneticilerini, önemli tarihî olayları, dinî ve sosyal hayatta etkili olan akımları, tarihî, ilmî ve kültürel müesseseleri, önemli yerleşim merkezlerini, diğer dinleri, müslüman olmadığı halde İslâm dini, kültürü ve medeniyeti ile ilgisi bulunan şahsiyetleri madde dizinine dâhil etmiştir.

www.tdvia.org
www.islamansiklopedisi.info
www.islamansiklopedisi.org

Kadı Sicilleri

Tarih, iktisat ve hukuk gibi farklı bilim dallarında çalışan araştırmacıların ifade ettiği üzere, kadı sicilleri yani Osmanlı mahkeme defterleri Osmanlı araştırmaları bakımından büyük bir önem arzetmektedir. Ancak farklı kişilerin el yazılarıyla yazılmış bu sicillerin okunmasındaki güçlüklerin yanı sıra dizinleri de olmadığı için içeriklerinde aranan bilgiye kolayca ulaşılamamaktaydı.

Osmanlı döneminde İstanbul (sur içi İstanbul) ve bilâd-i selâse (Üsküdar, Galata, Eyüp) şeklinde dört bölgeye ayrılan başşehirdeki mahkemelere ait toplam defter sayısı 10.000 civarındadır.

İSAM tarafından gerçekleştirilen İstanbul Kadı Sicilleri Projesi kapsamında bu defterlerin ilk dönem örneklerine yer verilmesi esası benimsenmiş ve dört bölgeden XVI. ve XVII. yüzyıllara ait (1500 ve 1600’lü yıllar) defterler tespit edilmiştir. Yaklaşık her on yıldan birer defter seçilerek bu bölgelerin bir yüzyılına ışık tutulması hedeflenmiştir. Seçilen kırk defter günümüz Türkçe’sine aktarılmış ve aslî nüshaları da karşılaştırma imkânı vermek üzere her cilde eklenmiştir.

www.kadisicilleri.info
www.kadisicilleri.org

26 Ocak 2014

Osmanlı şehirleri İslâm şehirleridir

Osmanlı şehirleri İslâm şehirleridir. Çeşitli maddi ve kültürel sebepler ile diğer İslâm şehirlerinden faklılaşan, ancak İslâmi temelde onlar ile bütünleşem özelliklere sahiptir. Bu şehirlerin asli özellikleri 19.asır başına kadar zedelenmeden devam etmiş, 19.asır başından itibaren esas itibariyle İstanbul'da ve İstanbul'un etkisi ile de diğer şehirlerde Batı'nın gösterişçi ve merkeziyetçi yönetim felsefesi ve Batıya hakim olan Helenistik kültür kaynaklarının üstünlüğü inancı, Osmanlı-İslâm kültür temellerinin adım adım terk ve tahrip edilmesine yol açmıştır.

Turgut Cansever, İslâm'da Şehir ve Mimari, s.116

Bizler herkese nasip olmayan bir mirası devraldık. O mirası katletmemeliyiz, yok olmasına izin vermemeliyiz. Onun değerini okumalıyız.

25 Ocak 2014

"Türk konsül dinlemez."

Türk hep şunu bilip şunu söyledi: Din esastır, devlet onun feri olarak kurulmuştur. Yani sıhhat beklenen münasebetlerde muayyeniyet dinden gelir, doğru adlandırmağı her zaman din yapar. Türk konsül dinlemez, eğer bir Türk şahsiyetini tebarüz ettirme gereği duymuşsa Hakk’ın divanından daha üstün divan tanımadığını ispat etme vetiresi içindedir. Bidayetinden itibaren kâfirlerin devleti mevcudiyetinin teminatı olan unsurlar üretmiştir. Bunlar: Hükümranlığı temsil eden mağrurlar ve bu hükümranlığa kurban olan mağdurlardır. Tarih içinde Türkleri bulmak, teşhis etmek istiyorsak ne mağrurların arasına dalmalıyız, ne de mağdurların. Şimdiki zaman diyerek yaşadığımız günler içinde de aynı imtina Türk olmayanların foyasını meydana çıkarmada işe yarar. Sıra Türkleşmenin önündeki engelleri işaret etmeğe geldiyse hem gururu, hem de mağduriyeti bu engellerin başlıcaları olarak göstermekten geri durmamalıyız.

Biz Türkler mağrur olamayız, çünkü kendimizi dine tamamen vermedikçe dinden hiçbir şey alamayacağımızı herkesten iyi biliriz. Biz Türkler içimizde mağduriyet hissi de barındırmaz, bulundurmayız. Hayrın ve şerrin Allah’tan geldiğine, Allah’ın kullarına zulmetmeyeceğine iman etmişizdir. İlimde ve amelde dayanak, müracaat mahalli, hayat kaynağı olarak Kur’an haricinde bir şeye ihtiyaç duymayız.
Biliriz ki, Kur’an hak ile bâtılı ayırma hususiyetiyle furkandır. İslâm itikadına bu ayrımın şuuru haricinde bir şey isnat etmek hem herkesi ve fakat bilhassa mü’minleri beyhude bir çabayla yorgun düşürmeğe yarar ve hem de münafıklara dünyevî otoriteyi kollayarak arındırma savaşında zırh temin eder. Modern zamanlarda tarih denilen şey dünyevî otoriteyi kollama faaliyetinin karşımıza bizatihi dünyevî otoritenin tezahürüyle çıkmasının hikâyesine münhasır kılınmıştır. Yani iktidarın nimet bilinmesine sebep olan her kim ise onun her ahlâksızlığını gizlediği sundurmaya edebiyattan, bilimden farklı olarak tarih saydığımız anlatı deriz. Tarihsizlik talihsizlik olduğu kadar iktidarsızlıktır da.

İsmet Özel, 25 Ocak 2014
Kaynak: www.istiklalmarsidernegi.org.tr

23 Ocak 2014

Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık'ta Osmanlıca seminerleri devam ediyor

Osmanlıca meraklıları, Yücel Demirel’in yönetiminde Osmanlıca seminerlerine 10 Şubat’ta başlıyor. Yeni başlayanlar ve Osmanlıcasını geliştirmek isteyenler için açılacak kurs, Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık’ın Odakule’deki yeni binasında yapılıyor. Ayrıca 14 Şubat tarihinde ise el yazısı okumaya giriş seminerimiz açılıyor.

Yer: İstiklal Caddesi No: 142 Odakule İş Merkezi Kat: 3 Beyoğlu / İstanbul

Gün ve Tarihler:
Seminerlerimiz 10 Şubat 2014 – 30 Mayıs 2014 tarihleri arasında düzenlenecektir.

Başlangıç:
(50 saat)
Başlangıç tarihi: 10 Şubat / Bitiş Tarihi: 5 Mayıs
Pazartesi, saat:18.30 – 20.30
Cumartesi, saat: 11.00 – 13.00

El Yazısı Okumaya Giriş:
(32 saat)
Başlangıç tarihi: 14 Şubat / Bitiş Tarihi: 30 Mayıs Cuma
Saat: 18.30 – 20.30

Kayıt ve Bilgi:
(0212) 252 47 00 / 503

22 Ocak 2014

Lütfi Bergen: "Tabiat, gökyüzü, ekolojik çevre mülkleştirilemez."

Kuraklık özellikle İç Anadolu olmak üzere her yerde hissedilir hale geldi.

- Modern insanın kentlerinde hayvan türlerinin bulunmaması bu adamların tabiata yöneltilmiş soykırımını kanıtlar.

- Allah'ın Hz. Nuh'a indirdiği vahiy, insanlarla birlikte hayvan türlerinin de korunmasını gerektirmekteydi. Modern insan ise bu emri reddeder.

- Kentleşmeyi sürdürenler bir bölgede kentliliğin tabiata zarar vermeyeceği taşıma kapasitesini aştıklarında kıtlığa neden olduklarını bilmeli.

- Muhafazakârlığın kapitalist birikim için tabiata müdahalesi, kent yoksulları yanında tabiat yoksulluğu da oluşturuyor.

- Tabiat, gökyüzü, ekolojik çevre mülkleştirilemez.

- İnsanın çevre-habitat sorunları (tabiatın yıkımı) ilahi inayetten uzaklaşmış olmanın tabiattaki yansımasıdır.

- Muhafazakârlığın kapitalist birikim için tabiata müdahalesi, kent yoksulları yanında tabiat yoksulluğu da oluşturuyor.

- Kentleşmenin dünyaya ve kainata terörist bir saldırı olduğundan hiç şüphem yok.

- Arkamda yürüme, ben öncün olmayabilirim. Önümde yürüme, takipçin olmayabilirim. Beraber yürüyelim, yolları aşabiliriz.

Lütfi Bergen
twitter.com/lutfibergen

Yahudi Soykırımı ve Türkiye: Yahudiler Nazi Zulmünden Nasıl Kurtarıldı?

"Türkiye, 1933’ten başlayıp II. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar sürecek olan dönemde, Nazilerin tepkilerinden daha büyük tepkilerle karşılaşmadığı gibi, Nazilerin Avrupa Yahudilerine karşı giriştiği zulümlere karşı gösterdiği davranıştan daha asil bir davranış göstermemiştir."
- Stanford J. Shaw

Bir milyon üzerinde Yahudi çocuk, aşağı yukarı iki milyon Yahudi kadın ve pek çok Yahudi erkek… Üstelik sadece Yahudiler de değil, soy ağaçlarında Yahudi kişilere rastlanan herkes… Toplatılmak, hapsolmak ve gaz odalarında öldürülmek üzerine kurulu bir alınyazısını paylaşacaktı. 20. yüzyılın başlarıydı. Nazi Almanya’sı bir ütopyanın gerçekleşeceği hissinin peşine düştü. Şüphesiz Almanlar bu başarıya imza atacak tek ırk olmalıydı. Sonrasında yaşananlarsa malûm: Yahudilerin sivil haklarını elinden alan birçok yasa, II. Dünya Savaşı, toplama kampları ve 6 milyonun üzerinde ölü…

Dünya çalkalanıyordu, peki Türkiye’de durumlar nasıldı? II. Dünya Savaşı’nda geri planda kalmayı tercih eden Türkiye, dünyanın izlediği bu zulme ne tepki vermişti? İddia edildiği gibi olaylara sırtını mı dönmüştü?

Savaşa girmemek adına yürütülen dış politika ve dış güçlerin kıskacında yurt içi ve dışındaki Yahudilere uzatılan yardım eli… 1930’larda, Nazi zulmünden kaçan ve Türkiye Cumhuriyeti’nde yeni bir hayata başlayan yüzlerce profesör, öğretmen, doktor, avukat, sanatkâr ve laborant ile binlerce az veya çok tanınmış kişinin hikâyesi…

Senelerdir Osmanlı ve Türk tarihi üzerine çalışmalar yapan ABD’li ünlü tarihçi Stanford J. Shaw’un kalemi, Prof. Dr. Fahri Armaoğlu ve Kutluk Armaoğlu’nun değerli çevirisiyle, arşivler, mülakatlar ve gazetelerin ışığında Yahudi Soykırımı: Yahudi Soykırımı ve Türkiye.

Detaylı bilgi ve sipariş için:
timas.com.tr/kitaplar/tarih/inceleme-arastirma/yahudi-soykirimi-ve-turkiye.aspx

20 Ocak 2014

Şiirin gerçekliği yazılılıktır


Allah Türk’ün varlık şartının cihada bağlı olduğunu “Millî Mücadele” ile “İstiklâl Harbi” arasındaki farktan anlayıp Türk’e mahsus yeri bulmağı Türk’e nasip etti. Türk’ün nasibinde bu farkın günümüzde “İslâmî Mücadele” kavramının “Medeniyet Teslimiyetçiliği” tavrına dönüşecek şekle girdiğini anlamak da var. Elimizde şiire ilişkin muayyeniyet imkânlarından devşirilebilecek bir dinamo bulunduruyoruz. Nasıl Nazım Hikmet şiirinin kabule şayan tarafı hem Vladimir Mayakovski şiirine, hem de Mehmet Akif’in yazdıklarına sıkı sıkıya bağlıysa; aynı şekilde bir yanda Nedim’in cezbedici mevcudiyeti diğer yanda Ahmet Haşim’in muhafızlığını yaptığı Türk şiir varlığı şair olarak Orhan Veli’nin beraatına delil teşkil eder. Böylesi bir hükme burun kıvırabiliriz. Böylesi bir hükmü kıymete bindirip isabetli görmemiz ancak bizim bütün bu şiirlerin Kiril alfabesiyle ve eskimez yazı ile kâğıt üzerinde nasıl durduklarından haberdar olmamızla mümkündür. Sese ve telâffuza ne çok şey borçlu olursa olsun şiirin gerçekliği yazılılıktır. Başlarından sonu hüsranla biten bir ihtilâl geçmiş olan Ruslar Kiril alfabesine bir halel gelişinin şahitleri olmadılar. Oysa Almanlara “Dritte Reich” yaşatanlar bir el çabukluğuyla “Deutsche Schrift”i tarihe gömüverdi.

İsmet Özel, 18 Ocak 2014
Kaynak: www.istiklalmarsidernegi.org.tr

Bir ihtimal daha var o da ölmek mi dersin


Bir ihtimal daha var o da ölmek mi dersin
Söyle canım ne dersin
Vuslatın başka alem sen bir ömre bedelsin
Sen bir ömre bedelsin
Sükût etme nâzlı yâr beni mecnûn edersin
Beni mecnûn edersin

Beste: Osman Nihat Akın
Güfte: Osman Nihat Akın
Makam: Nihâvend
Solist: İnci Çayırlı

Dil yâresini andıracak yâre bulunmaz



Dil yâresini andıracak yâre bulunmaz
Dünyâda gönül yâresine çâre bulunmaz
Her derdin olur çâresi meşhur meseldir
Dünyâda gönül yâresine çâre bulunmaz

Beste: Şevkî Bey
Güfte: Mehmet Hafîd Bey
Makam: Hicaz
Solist: Perihan Altındağ Sözeri

15 Ocak 2014

Sultan II. Abdülhamid dönemine ait 150 plan ve harita ilk kez gün yüzüne çıktı!

Toprak üzerinde işleme ve düzenleme çalışmaları harita ve haritacılığın ortaya çıkmasına neden olmuştur. Haritalar, tarihin her dönemi için son derece önem taşıyan görsel malzemelerdir. Haritalar uygarlığın gelişmesi ve ilerlemesine katkıda bulunan unsurlardandır. Bu sebeple yapıldıkları ilk günden bugüne kadar önemini korumuşlardır.

XV. ve XVI. asırlar Osmanlı’nın zirve dönemleridir. Bu dönemde yöneticiler siyasî, askerî, idarî ve kültürel yenilikleri izlemiş, müspet ilimlere önem vermişlerdir. Bu ilimler arasında haritacılığın önemli bir yeri vardır.

Sultan II. Abdülhamid Devri Harita ve Planlarında İstanbul adlı kitapta, Sultan II. Abdülhamid Han’ın emriyle hazırlanmış olan harita ve planlar bulunmaktadır. Bunların yanı sıra eser, XIX. yüzyılın başlarından itibaren İstanbul ve çevresindeki padişah mülklerini, imar faaliyetlerini, köprü ve resmi dairelerin çizimlerini, askeri yapıları ve nüfus ile ilgili haritaları ihtiva etmektedir.

Koleksiyonlar arasından seçilen yaklaşık doksan dört harita ve plan örneği şehrin demografik yapısı kadar, çeşitli dönemlere ait savunma hazırlıkları, imar faaliyetleri ve padişahın mülklerine ait çizimleri içermektedir.

Kitapta bulunan en eski tarihli harita 1806-1807 tarihli olup İstanbul’da yeniden inşa edilen tabyalarda yer alan topların menzillerini göstermektedir. Çalışmada yer alan en yeni tarihli harita, Küçükçekmece kazasına tabi Alibeyköyü Çiftliği’nin karton üzerine bez, renkli, el yapımı ve 1902 tarihlidir.

Çoğu el yapımı olan bu haritaların pek azı matbudur. Genelde özel harita kâğıdı üzerine yapılan haritaların arka kısımları atlas kumaş ile kaplı, bir kısmı karton üzerine renkli hazırlanmış haritalardır.

Sultan II. Abdülhamit Han’ın koleksiyonları içinde yer alan haritalar, onun pek bilinmeyen bir yönünü ortaya koymaktadır. O, fotoğraf albümleriyle ülkesinin her tarafındaki gelişmeleri yakından izlemiş, İstanbul ve etrafını haritalarla takip etmiştir.

Bu çalışmanın en önemli özelliği İstanbul’un topoğrafik ve demografik yapısı hakkında ayrıntılı bilgi ortaya koymasıdır. Eser, ilgilileri için son derece değerli belgeleri içeren muazzam bir kaynaktır.

Detaylı bilgi:
http://www.istanbulkitapcisi.com/magaza/prddet.php?pid=551

14 Ocak 2014

Kenya'da Mevlid Kutlaması

Kenya'da Mevlid kutlamalarında yakalanan bir an. Asırlarca kıt'alarda dalgalanan bayrağımız bu kez bir çocuk tarafından göğe vuruluyor... Aklıma iki farklı şiir getirdi bu fotoğraf. İlki biraz romantik ama gerçek, diğeri ise hem gerçek hem de yalın, acımasız.

Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder...
Gölgende bana da, bana da yer ver.
Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar:
Yurda ay yıldızının ışığı yeter.

...
Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim:
Yer yüzünde yer beğen!
Nereye dikilmek istersen,
Söyle, seni oraya dikeyim!

- Arif Nihat Asya

Çünkü ey Türk senden başkası yoktu kalan
Şarapnelle başbaşa
Seni orada gâvurların kasten bıraktığı sırada
Sarıklı hocalar fesi püsküllü
Muallimler kapatmalar ve aksak yamakları
Migrenli kısım şefleri sümen altı saman altı muavinler
Kethüdalar usta başları iş ve işçi bulma kurumu
Kalem efendileri daire âmirleri tabur komutanları
Bütün o cür’etkâr bütün o ödlek tanıdıkların
Senelik izindeydiler
Gün gelip
Musafahayı aşk etmeye
Bulutlara dalmanın zekatını vermeye yeltenen
Bir Âdem evlâdı çıkacak sanma
Başbaşasın
Başbaşasın 1914’ten beri şarapnelle

- İsmet Özel

13 Ocak 2014

Kitap Yayınevi'nden yeniler


İSTANBUL’A BİR YOLCULUK 1657-1658
Yazar : Claes Ralamb
Çeviri : Ayda Arel

Osmanlı İmparatorluğundaki gündelik yaşamı anlatan en ilginç belgelerden biri… Rålamb, saraya İsveç kralının elçisi olarak gelmişti. Çok ilginç ve öğretici olan bu günlük aynı zamanda oldukça eğlencelidir. Okur, Rålamb’la birlikte dönemin İstanbul sokaklarında dolaşır, kayıkla Boğaz’a ya da Marmara adalarına kürek çeker, Belgrat ormanındaki su kemerlerini seyreder, Eyüp’ü ziyaret eder… “Yanmış bezelye tadında” bulduğu Türk kahvesinden ilk yudumu onunla birlikte alır, “göçmen kuşları geri dönmeye zorlayan” 1658 kışının Avrupa’sında yol alırken çektiği sıkıntıları paylaşır.


OSMANLI ULEMASI VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ
Değişimin Failleri ve Geleneğin Muhafızları
Yazar: Amit Bein
Yayına Hazırlayan : Hamdi Can Tuncer
Çeviri: Bülent Üçpunar
248 sayfa, 25,-TL


Bu kitap Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında ve Türkiye Cumhuriyet’inin ilk döneminde ilmiye sınıfı içindeki entelektüel tartışmaları ve siyasi hareketleri inceliyor. Birbirine rakip vizyonların dini eğitimde yapılacak reformlar ve medreselerin modernizasyonu tartışmalarını nasıl etkilediğini ortaya koyuyor. Müslüman aydınların laik Cumhuriyet’in dinle ilgili politikalarına karşı sergiledikleri tepkileri ve değişen tutumlarını inceleyerek, din ile devlet arasındaki ilişkide yaşanan değişimlerin daha iyi anlaşılmasını sağlıyor. İlmiye sınıfı içindeki bölünmeyi ortaya çıkararak, ulemanın, bugün Türkiye’de hâlâ canlı olan köklü mirasına ışık tutuyor. Amit Bein Clemson Üniversitesi’nde öğretim üyesi.

Bein’ın son dönem Osmanlı uleması hakkındaki örnek bilimsel çalışması, çoğu kez monolitik ve gerici olarak tasvir edilen bir sınıfı kesinlikle en iyi şekilde resmediyor. Osmanlı Uleması ve Türkiye Cumhuriyeti sadece Osmanlı ulemasının modernitenin meydan okumalarına farklı şekillerde tepki verdiğini göstererek değil, aynı zamanda imparatorluğun son döneminde, yaygın olarak farz edilenden çok daha önemli bir rol oynadığını ispatlayarak bu özselleştirici yaklaşıma meydan okuyor. Birçok farklı arşivden elde edilen orijinal Osmanlı belgelerine ve keskin bir analize dayanan bu çalışma, Osmanlı tarihi çalışan bilim adamları için örnek alınacak bir model vazifesi de görecektir.
- M. Şükrü Hanioğlu

Sultan Bayezid Han 1481 - 1512
Editör : Sydney Nettleton Fisher
Çeviri : Hazal Yalın Sayfa,
151 sayfa, 15.-TL


Osmanlı tarihinde “Sultan Bayezid Han-ı Sani” olarak da bilinen II. Bayezid imparatorluğun parlak hükümdarlarından biri olarak kabul edilmez. Bayezid’in 1481’den 1512’ye kadar süren saltanatı zaferlerle süslenmiş olsaydı bile, babası, Konstantinopolis fatihi Sultan Mehmed Han’ın gölgesi altında kalmaktan kurtulamazdı. Üstelik halefi Yavuz Sultan Selim Suriye’yi, Kutsal Toprakları ve Mısır’ı fethetmiş; onun oğlu Muhteşem Süleyman da Rodos ve Belgrad’ı almış ve Viyana’yı kuşatmıştı. Ama imparatorluk onun saltanatı sırasında az büyümüş olsa da, son derece değerli mevziler kazandı. Osmanlılar, Yunanistan ve Arnavutluk’taki sahil kentlerinin alınması sayesinde sadece Balkan Yarımadası’na değil, bütün doğu Akdeniz’e ve buradaki ticarete de hâkim oldu. Osmanlı donanması daha önce görülmemiş bir büyüklük ve etkinliğe kavuştu. Zamanın deniz imparatorluğu Venedik’i mağlup eden yeni bir deniz gücüydü bu. Saltanatı sırasında neredeyse bütün bilinen dünyayla süren ticari ilişkiler öylesine ilerletilmişti ki, Sultan Bayezid Han çağının en zengin hükümdarı haline gelmiş, babasının zekice yarattığı imparatorluk dünyanın büyük güçleri arasına sağlam biçimde yerleşmişti. İç savaşı, Şah İsmail’in yarattığı tehdidi, imparatorluğa karşı birçok isyanı, depremleri ve veba salgınlarını atlatan Bayezid, II. Murad ve II. Mehmed’in attığı temeller üzerinde sağlam bir yapının iskeletini kuran padişah oldu.

Genel Dağıtım: Ana Kitabevi - siparis@anakitabevi.com.tr

Bir beyiti var ki...

Sultan II. Selim, Halvetî tarikatına mensup dindar bir padişah idi. Şeyh Süleyman Âmedî'den feyz almıştı. Şehzadeliğinde çok iyi bir tahsil görmüştü. Âlimlere değer verirdi. Ebussuud Efendi'yi vefatına kadar şeyhülislamlıkta tuttu. Avcılık ve yay çekmede fevkalade mahâretli idi. Zamanında ondan daha kuvvetli yay çeken yoktu. Nâzik ve mütevâzı idi. Divan sahibi kudretli bir şairdi. Selimî mahlasıyla şiir yazardı. Yahya Kemal kendisini "Bir beyiti, bir de cami-i mâ'mûru var" diye övmüştür. Bu beyit şöyledir:

"Biz bülbül-i muhrik-dem-i şekvâyı firâkız,
Âteş kesilir geçse sabâ gülşenimizden."

(Biz nefesi yakıcı âşık bülbülüz, ayrılıktan şikayet eden;
Öyle ki ateşe döner rüzgârı, geçse bahçemizden.)

Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci, Ama Hangi Osmanlı?
(Timaş Yayınları, Şubat 2013, İstanbul, sf. 189)

İğneli fıçı


Hristiyanlar, Hazret-i İsa'ya karşı tavırları sebebiyle öteden beri Yahudilere fevkalade düşmandır. Her yerde başlarına gelen belaların temelinde de bu yatar. Hatta Hristiyanlar Yahudilerin fısıh bayramında yedikleri hamursuz ekmeğine Hristiyan çocuklarının kanlarını almak için iğneli fıçılara attığından şikayet ederdi. Halbuki Yahudi şeriatinde eti yenen hayvanların kanı bile haramdır. Hatta dindar Yahudiler eti yedi kez yıkamadan yemez. Osmanlı hükumet makamlarına verilen pek çok dilekçede bu iğneli fıçı hikayeleri yer alır. 1840 yılında patlak veren Şam katliamının ardında da bu hadise yatar. Tarih boyunca bu kadar sıkıntı çeken bir milletin, başkalarına aynı eziyetleri fazlasıyla reva görmesine şaşılır.

Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci, Ama Hangi Osmanlı?
(Timaş Yayınları, Şubat 2013, İstanbul, sf. 244)

14 seneden sonra yeni baskı: Sorulunca Söylenen

İstiklâl Marşı Derneği Genel Başkanı Şair İsmet Özel’in son on dört senede neşredilmemiş kitabı Sorulunca Söylenen'in yeni baskısı yapıldı. Kitap, 1977 ila 1999 yılları arasında İsmet Özel ile yapılmış mülakatları ihtiva ediyor. Kitabın arka kapağında şu satırlar yazmakta:

"Soruyorsunuz: İslâm düşüncesi bir kalkınma ideolojisi olabilir mi? Soruyorsunuz: İslâm düşüncesi anti-emperyalist bir mücadele programında temel unsur haline gelebilir mi? Soruyorsunuz: İslâm düşüncesi komünizme karşı bir silah olarak kullanılabilir mi? Bunların hepsi yirminci yüzyılda yapılmıştır ve yapılmaktadır. Ama bütün bu olup bitenin, devam etmekte olanların kelime-i tevhid ile müsbet mânâda bir ilgisi olduğunu sanmıyorum. İslâm’ı bir araç olarak görmek, İslâm’dan daha üstün hedeflerin bulunduğunu kabul etmek anlamına gelir. Eğer İslâm’dan, yani Allah’a teslimiyetten daha üstün değerler varsa Müslüman olmaya ne gerek var."

TİYO Yayıncılık
416 Sayfa, 28 TL

Türk milleti gayeyle doğdu


Hayatın bir gayesi olup olmadığını merak edişimiz, gerçek hayatın, sahici hayatın, aslî ve esasî hayatın yalnızca gayeye mahsus ve sadece ona münhasır olduğunu unutuşumuzdandır. Ömrümüzü hayatta bir gaye arama çabası yerine gayedeki hayatı keşfe vakfetmeliyiz. İşitip itaat etme emrini aldığımız Kur’an kafamızı her türlü tereddütten sâlim kılabilelim diye nâzil oldu. Türkler kafalarını her türlü tereddütten beri kılıp, iki kez, önce Haçlı Seferlerinin akabinde ve sonra bir İstiklâl Harbi vererek vatan sahibi oldu. Türkler aynı vatana iki kez sahip çıktı. Kur’an nâzil oluncaya kadar insanlığın kafası hayatın gayesiyle meşguldü. Kur’an gayenin hayatının neyle meşbu olduğunu insanlığa gösterdi. Türkler bir vatan sahibi oluncaya kadar insanlığın kafası husumet sebebiyle doğan gayeyle meşguldü. Bir vatana sahip çıkarak Türkler gayeden gayrısının doğurduğu husumeti butlana uğrattı. Sekiz Haçlı Seferi geride bırakıldıktan sonra ne kadar Haçlı Ordusu tertip edildiyse, bu orduların hepsini mağlup eden milletin adı Türk milleti oldu. Türk milleti gayeyle doğdu. İstiklâl Harbi’nin cihat haricinde bir gayesi yoktu.

İsmet Özel, 11 Ocak 2014
Kaynak: www.istiklalmarsidernegi.org.tr

12 Ocak 2014

İyilik, adalet ve sevgi adamı:
Aliya İzzetbegoviç anılıyor

20. yüzyıla damgasını vuran nadir insanlardan olan Bosna Hersek devletinin kurucu cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç farklı etkinliklerle ilçemizde anılacak. Aliya’nın kızı, torunları, mücadele arkadaşları ve o döneme tanıklık eden Türkiye’deki Bosna ve Aliya dostlarının da katılacağı etkinliklerde panel, sergi, sinema ve belgesel gösterimi yer alacaktır. Doğu-Batı Arasında İslam, Tarihe Tanıklığım, İslam Deklarasyonu, Köle Olmayacağız, Özgürlüğe Kaçışım gibi eserleri de olan Aliya İzzetbegoviç’in mücadelesi kızı, torunları ve yakın arkadaşları tarafından dile getirilecek. Panel 2 bölümden oluşacak.

1.Bölüm

YER: İSTANBUL BİLİM KOLEJİ
ALİYA İZZETBEGOVİÇ KONGRE MERKEZİ
13 Ocak Pazartesi Saat: 10:30
KATILIMCILAR:
Ass.Prof. Dr. Serdar Öztürk
(Saraybosna Üniv. Öğrt. Üyesi)
“Bosna Bizler İçin Neden Önemlidir?”
Sabina Berberoviç İzzetbegoviç
(Aliya İzzetbegoviç’in Kızı)
“Babam Aliya İzzetbegoviç”
Esma Zlatar
(Aliya İzzetbegoviç’in Torunu)
“Dedem Aliya İzzetbegoviç”
Hüseyin Bürge
(İstanbul Milletvekili)
“Son Yolculuğundaki Aliya İzlenimlerim”
Adamir Jerkoviç
(Başdanışmanı-Bosna-Hersek Arş. Gen. Mdr.)
“İyilik, Sevgi ve Adalet Mücadelecisi Olarak Aliya İz.ze.tb.egoviç”

2.Bölüm

YER: SKSM (SEFAKÖY KÜLTÜR ve SANAT MERKEZİ)
13 Ocak Pazartesi Saat: 19:30
KATILIMCILAR:
Hüseyin Bürge
(İstanbul Milletvekili)
Hüseyin Kansu
(Eski İstanbul Milletvekili)
İsmet Beçar
(Mladi Müslimani Derneği Temsilcisi)
“Bosna’nın Bağımsızlığı ve Aliya”
Nadja Berberoviç İzzetbegoviç
(Aliya İzetbegoviç’in Torunu)
“Dedem Aliya İzzetbegoviç”
Sabina Berberoviç İzzetbegoviç
(Aliya İzetbegoviç’in Kızı)
“Babam Aliya İzzetbegoviç”
Şerif Petkoviç
(Aliya İzzetbegoviç’in Komutanlarından)
“Komutan Olarak Aliya İzzetbegoviç”

10 Ocak 2014

Lütfi Bergen: "Modern insan kafirdir."

Genel yetenek sorusu: Kâbe'nin yerini bulunuz!
- Modern insan kafirdir. Tabiatı-bitkileri-hayvanları katletmektedir; Güneşe-aya-yıldızlara kör kalmıştır. Ruhu kaçmıştır.

- Üzerinde yürüdüğünüz katran (asfalt) bir zamanlar fahişeleri, dolandırıcıları lanetlemek için kullanılır üstüne de tüy atılırdı.

- Modern insanın gökdelen gölgesini aydınlatmak için ışık yakması gariptir. Işığı (lux) görmek istiyorsanız şöyle demek yeterli: güneşimden kaçıl.

- Süleyman'ın ordularının basmadığı karıncaların üstüne asfalt ve beton döken bir Müslüman toplumun felah bulacağını kim iddia ediyor?

- İnsan tabiata karşı terörist kesilmiştir. Karıncaların ve toprağın canlılığı üzerine erimiş asfalt dökmesi bundandır.

- Göğe göz hizasında bakabilirsiniz; gökdelene bakmak için burnunuzu havaya dikmeniz gerekecek; tekebbür edeceksiniz.

Lütfi Bergen

09 Ocak 2014

Osmanlı paşaları hakkında

Paşasından sokak satıcısına kadar istisnasız hepsinde birer derebeyi ihtişamı vardır. Hepsi aynı terbiyeyi görmüş ve bir nevi asalet vakarı içinde yetişmiş oldukları için, eğer kıyafet farkları olmasa, İstanbul’da bir aşağı tabakanın mevcut olduğunu ilk bakışta hiç kimsenin fark etmesine imkan yoktur. Gerçekten, görünüşe göre İstanbul’un Türk halkı Avrupa’nın en terbiyeli ve en kibar topluluğudur.

Edmondo de Amicis, XIX. Yüzyıl

Osmanlı Beyrut Tren İstasyonu, Lübnan

Osmanlı Kavalası

Osmanlı Libyası




08 Ocak 2014

Osmanlı'da kılık kıyafete dair


- Asker ile sivil arasındaki kıyafet farkı Orhan Gazi zamanında başladı. Askerler beyaz başlık giydi. Hoca Sadettin'e göre 'beyaz' bereket rengidir. I. Bayezit zamanında hassa birlikleri beyaz külah giyerken, taşra paşaları kırmızı 'börk' giydi.

- Sarık kullanımı IV. Mehmet zamanında yaygınlaştı. I. Süleyman devlet dairelerinin bütün sınıflarında çalışanların ayrı elbise ve sarık giymelerini sağladı. 1583'te yeni 'Kıyafet Nizamnamesi' çıktı. Her kişi kendine mahsus kıyafet ve sarığı giymeye mecburdu. Türklerde kılık-kıyafet mevki ve makam dışında şehirden şehire, eyaletten eyalete farklılık taşırdı. Gayrı müslimler Müslüman kıyafeti giyemezdi.

- Hiçbir Türk kendi milletine has olandan başka bir kıyafet giyemez. Aksini yapmak utanç vericidir ve dine aykırıdır. Hele ki şapka giyen nikah tazelemek zorunda kalır. - Ulemanın dışında Türkler sarı deri ayakkabı giyer. Ulemanın pabucu koyu mavidir. Bazı asker sınıflar kırmızı çizme giyer. Gayrı müslimlerin tamamı siyah pabuç kullanır.

- Türk'ün kılığı nasıl olursa olsun giydiği başlık onu diğerlerinden ayırır. Müslüman saç uzatmaz, başını usturaya vurdurur. Bir kırmızı fes (takke) örter, onun üzerine sarık sarar. Bıyıksız Müslüman olmaz. Sakal o kadar yaygın değildir. Hacılar ve ulema müstesna. Türkler sakala hürmet eder. Türk kadını Avrupalı kadınların zihnine kâbus gibi yerleşen modanın esiri değildir. Hemen herkes aynı çeşit başlık, aynı kumaştan, aynı biçim elbise giyer.

- Müslüman kadın ruj ve far bilmez. Ancak tırnaklarına kına yakar, gözlerine sürme çeker.

- Umumiyetle, imparatorlukta yaşayan kadınlar, hangi milletten olursa olsun, gerek davranış, gerekse giyim bakımından, sokakta azamî derecede edebe uygun hareket etmeye mecburdur. Daima örtülü olmalarına rağmen, sokakta da yüksek başlıklarını giyerler; bazılarının giyiminde, dikkatli bir göz, şaşaalı bir zarafet sezer. Zaptiye, bu hususta çok ciddîdir. Arada bir yasakları tazeler, bu yasaklar şehrin mahallerinde münâdîler tarafından ilân edilir. Bu yasakları bozmaya cesaret eden kadınlar alenen hakarete uğrar. İstanbul sokaklarında, sık sık, zaptiye memurlarının, kadınlara sert ikazlarda bulunduğu, hattâ, gerekenden uzun, yahut değişik biçimdeki geniş yakaları yırttığı görülür. Bu derece sıkı bir disiplin, şüphesiz Avrupalılar'ı şaşırtır, ancak, hükûmetin müspet örf ve an'aneleri yaşatmak için devamlı olarak halka nezaret ettiği bir ülkede ve buna alışkın insanlar arasında olunca, işin bir fevkalâdeliği kalmıyor.

Kaynak:
Tablau General De l'Empire Ottoman, d'Ohsson (7 cilt)
18. Yüzyıl Türkiyesi'nde Örf ve Âdetler, Tercüman 1001 Temel Eser, Nu: 3, Ts.

02 Ocak 2014

İsmet Özel: "İstiklâl Marşı, Türk milletinin bir haykırışıdır. Artistik değeri çok yüksektir."



Ayrıca, İstiklâl Marşımızın eskimez yazı ile yazılışını görmek ve nasıl okunması gerektiğini duymak için tıklayınız.

Tarih dergilerinde Ocak 2014



Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.