TARİH, KAYNAK ESERLERDEN OKUNUR.

29 Mayıs 2014 Perşembe

Ağlasa derd-i derûnum çeşm-i giryânım sana

Fethin 561. yılında...
Ağlasa derd-i derûnum çeşm-i giryânım sana
Âşikâr olurdu gâlib râz-ı pinhânım sana

Mesned-i hüsn üzre sen ben hâk-i rehde pâymâl
Mûr hâlin nice arz ede Süleyman'ım sana

Şem'i gör kim meclisinde ağlayıp başdan çıkar
Hoş yanar yıkılır ey şem'-i şebistânım sana

Subh gibi sâdık olduğum gam-ı aşkında ben
Gün gibi rûşen durur ey mâh-ı tâbânım sana

Dün rakîbin cevrini men' eyledin ben hastadan
Eyledi te'sir gûyâ âh u efgânım sana

Zahm-ı hicrân şerhi çün mümkün değildir dostum
Sîne-çâkinden haber versin girîbânım sana

Eyleme gönlün gözün cevr ile Avnî'nin harâb
Dürr ü gevherler verir bu bahr ile kânım sana

Avnî
(Fatih Sultan Mehmed)

Tam on yıl sonra: Kâni Karaca


Bugün, büyük Türk hâfız ve mevlithanı Kâni Karaca'yı kaybedişimizin 10. sene-i devriyesi. Kendisi rahmetle ve sevgiyle anarken, 29 Mayıs 2014 tarihinde saat 15.00'teki etkinlik konusunda da sizleri bilgilendirmek isteriz. Dolmabahçe Sanat Galerisi'nde besteleriyle, görüntüleriyle, ses ve sadâ dünyasıyla Kâni Karaca anılacak, hatırlanacak ve unutturulmayacak...

Ömer Tuğrul İnançer hocadan yeni kitap


Şüphesiz Allah’ın yarattığı her şey gibi zaman da mübârektir. Yaratılmış her şey eşsiz ve benzersizdir, ancak bazı kişiler, zamanlar ve mekânlar diğerlerinden fazîletli ve üstündür. Rabb’imiz daha üstün ve fazîletli kıldığı bazı vakitleri, merhameti ve şefkatiyle, bizlere Kitab-ı Kerîm’indeki âyetleriyle, kevnî âyetleriyle, yegâne örneğimiz olan Habîb-i Edîb-i Zîşân’ı vasıtası ile ve velî kullarının nasihat ve tavsiyeleriyle göstermiştir.

Ö. Tuğrul İnançer, bu hakîkatlere dikkat çekerek kıymetli izler düşürüyor hayatımıza. Bizleri içinden akıp gittiğimiz zaman hakkında daha şuurlu olmaya, mübârek vakitlerin hakkını verip, onlardan istifadeye gayret ederek, o vakitlerle ihyâ olmaya çağırıyor. Muhabbete, kemâle ve yükselmeye vesile olması temennisiyle...

(Tanıtım yazısından)
Bilgi ve sipariş için:
www.sufi.com.tr/kitaplar/tugrul-inancer/mubarek-vakitler.aspx

28 Mayıs 2014 Çarşamba

İmansız ve idealsiz nesil


Avrupa Tanzimat’tan beri aynı emelin kovalayıcısıdır: Türk aydınında mukaddesi öldürmek, mukaddesi yani İslâmiyet’i. Bu mukaddesin yerine kendi mukaddesini aşılayamazdı. Çünkü misyonerin hedefi, Devlet-i Âliye’yi Hıristiyanlığa kazanmak yani, Devlet-i Âliye ile bütünleşmek değil, ezeli düşmanını “etnik" bir toz yığını haline getirmekti, istediği kalıba sokacağı şuursuz ve irâdesiz bir toz yığını. Kaldı ki İslâm’a teklif edeceği bir mukaddesi de yoktu, Avrupa’nın. Tahrip ameliyesi hiç değilse aydınlar “kesimi”nde tam bir başarıya ulaştı. Batı’nın muharref Hristiyanlığa tevcih ettiği tenkitleri kendi dinimiz için de geçerli sandık.

Hür-endiş”likleriyle övünen nesiller türedi. “hür-endiş”ler ananeye düşmandılar, tek mabutları vardı: teceddüt; tek mabetleri: Avrupa. Celal Nuri, Abdullah Cevdet, Bahâ Tevfik ve Sebahattin Bey vs sözde bir isyandı bu…. Taassuba, istipdada karşı zekânın direnişiydi. İzmihlâlin mes’ûliyetini imana yükleyen bu zavallılar bir asır önceki Fransız intelijansiyasının kiliseye karşı savaşını tekrarlayan şuursuz birer aktördüler. Zehirli telkinleri mukavemet kalelerini yok etti. İmansız ve idealsiz nesiller türettik. Pusuda bekleyen yabancı ideolojiler setleri yıkılan ırmaklar gibi yayıldılar ülkeye.

Cemil Meriç, Bu Ülke

Bir sancak, dört âyet-i kerîme

I. Gazze Savaşı'nda, İngilizleri mağlup eden Osmanlı askerlerine hediye olarak verilen sancak. 1917 yılında, Filistin'de verilmiştir. 4 farklı âyet-i kerîme yazılıdır: Bakara 246, Ali İmran 181, Nisa 77 ve Maide 27. Abdülbaki Gölpınarlı tefsirleriyle paylaşalım:

Bakara 246:
Görmez misin İsrailoğullarının ileri gelenlerini? Hani Mûsâ'dan sonra bir zaman geldi ki peygamberlerine, bize bir padişah gönder de ona uyup Allah yolunda savaşa girişelim demişlerdi. Peygamberleri, size savaş farz edilir de savaşmayıverirseniz demişti. Neden savaşmayacakmışız demişlerdi, yurtlarımızdan çıkarıldık, evladımızdan ayırdılar bizi. Fakat savaş farz edilince pek azı katlandı, öbürleri dönüverdiler. Allah bilir zâlimleri.

Âli İmrân 181:
Andolsun ki Allah yoksuldur, biz zenginiz ama diyenin sözünü işitmiştir Allah. Ne söyledilerse onu da yazacağız, peygamberleri haksız yere öldürmelerini de ve diyeceğiz ki: Tadın yakıcı kavurucu azâbı.

Nisâ 77:
Görmez misin savaştan el çekin ve namaz kılın, zekât verin denenleri? Onlara savaş farz edilince içlerinden bir kısmı, insanlardan, Allah'tan korkar gibi, hattâ daha da fazla korkmaya başladılar da ne olurdu, yakın olan ölümümüze dek bu emri geciktirseydin, bize savaşı emretmeseydin dediler. De ki: Dünyanın zevki azdır, âhiretse sakınanlar için daha hayırlıdır ve onlar, hurma çekirdeğinin içindeki incecik kıl kadar bile zulüm görmezler.

Mâide 27:
Oku onlara Âdem'in iki oğluna ait gerçek haberi. Hani onlar, Tanrıya yaklaşmak için kurban sunmuşlardı da birininki kabul edilmişti, öbürününki kabul edilmemişti ve o, seni mutlaka öldüreceğim demişti ona, o da demişti ki: Allah ancak, kendisinden çekinenlerin kurbanını kabul eder.

25 Mayıs 2014 Pazar

Gece ve dua

"Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh"
(Hat: Mehmet Nazif Bey)
Allah birbirine hayır duası eden kullarından olmayı nasip etsin.
Bu gecenin hakkını vermek için varsa yoksa dua. İlle dua, illa dua.

Mirac Gecesi'nde bir şiir okunacaksa eğer: Naat



Dinleyin ey vakti duymak doruğuna varanlar
Falları grafiklerde bakılanlar siz de işitin
Külden martı doğuran odalıklar
Ve kahyalar
Kara pıhtıyla damgalanmış veznelerde dili
Şehvetsiz çilingirler, yaltak çerçiler
Celepler ki sıvışık, natırlar ki nadan
Ey hayat rengini sazendelik sanan
Yırtlaz kalabalık!
Dinleyin bendeki kırgın ikindiyi,
Hepiniz kulak verin.

Güneşin
Koskoca beldeye suskunluk yaygısını serdiği
Yazlar yok
Yok artık altında suskun yolları saklı tutan
Karla örtülmüş kırların kışı
Gitti giden, yerine gelmedi başka biri
Orada
Duyumsatmadı kendini hiçlik bile
Belli ki son yüzyılımız göğsümüzden
Varla yok harman eden sesi uçursak
Diye bize verildi
Yetti bir yüzyıl böcekler ve otlarda
Soluyuş izlerimiz silmek için

Ne yesek
Lokmaya vurulur gibi değil
Yuduma gelmiyor içtiklerimiz
Dernekler toplanıyor dışta tutmak için
Kanat vuruşlarını yumuşak tutan etkeni
Utançlı sessizliği tanımaz kalemlerle
Kapanıyor bilanço
Top mermisi, kör testere
Defalarca boyanmış çaput parçaları
Sıkıştırdık günlerimiz arasına ki
Serazat kahkahalar atalım
Yapmacıktan nefretimiz
Sebep olsun kavgamıza
Bekleyiş arzından kovsunlar bizi
Ne yemen biraz öncemiz diyelim
Ne biraz sonramız meksika

Canı pek bir dünya son yüzyılda yaşadığımız
Yüzü perdahla kavi, peçesi paramparça
Üstü başı kükürtlü bu dünyadan
Kancıklık
Sıçradı çevirdiğimiz sayfalara
Artık kimse bize haber vermeyecek
Hemen şu tepenin ardında
Saldırmaya hazır ve müsellah
Bir düşman taburu durduğunu
Çünkü gerçekten yok
Böyle bir ordu
Bir düşmanımız kaldı
Kendi
Dudaklarımız
Arasında.

Biliyoruz günden güne çopurlaşan yer yuvarlağında
Bizleri yan çizen birer hemşehri haline sokan nedir
Çırpını çırpını giden atlardan indik
Girmek için patavatsız yurttaşlar sırasına
Zihnimiz, acizlerin şikayetleri sığacak kadar
Kanırtılırken ses etmedik
Öcümüz alınacak korkusuyla irkildik
Kaldıysa bir soru içimizde
O da birşey:
Nerdedir yerle gök arasındaki ulak,
Nerde biz?

Kimseden bir işaret gelmeyecek
Bir melek kimsenin alnını sıvazlamazsa
Söylemez kimse size dünyadaki ömrü boyunca
Hiçbir insana yan bakışı olmayan kimdi
Kimdi yan gözle bakmadı kır çiçeklerine bile
Öğretmek için cephe nedir
Kıyam etti
Torunu kucağında
Dönünce bütün gövdesiyle döndü
Bir bu anlaşılsaydı son yüzyılda
Bir bilinebilseydi
Nedir veche..

Dinleyin ey vakti duymak doruğuna varanlar
Sıyırın kahkaha sırçasını cildinizden
Omzunuzdan vaveyla heybesini atın
Boşa çıksın reislerin, kahinlerin, şairlerin kuvveti
Güler yüzlü olmak neydi onu hatırlayın
Neydi söğüt gölgesinde gülümsemek
Ağız dolusu gülmeden taşlıkta...


İsmet Özel

Mehmet Fuad Köprülü’nün eserleri Alfa Yayınları'nda!

Türk tarih yazıcılığının son büyük ustalarından Mehmet Fuad Köprülü'nün tüm kitaplarını, yeni kapak tasarımları ve gözden geçirilmiş metinleriyle birlikte artık Alfa Yayınları'ndan bulabilme imkanına sahibiz. Külliyatın tamamı yayımlanacak ve ilk üç kitap; Türk Edebiyatı Tarihi, İslam Medeniyeti Tarihi ve Bizans Müesselerinin Osmanlı Müesseselerine Tesiri, raflardaki yerini aldı bile.

Külliyatta, Köprülü'nün toplam 22 kitabın yer alacağı belirtiliyor. Umarım genç, öğrenci, akademik ne olursa olsun; tarihle uğraşan ve tarih çalışan herkes için uygun fiyatlar gözetilir. Zira tarihle ilgilenen herkes yıllardır bu külliyata kavuşmayı hayal ediyordu.

Alfa Yayınları'nın konuya dair açıklaması: "Ali Şîr Nevâî’den Fuzulî’ye, Erzurumlu Emrah’tan Nasreddin Hoca’ya, Osmanlı devletinin kuruluşundan Azeri edebiyatına, divan edebiyatından Türk saz şairlerine kadar çok geniş bir yelpazede çalışan ve bu çalışmalarını yayımlatan bu büyük tarihçimizin tüm eserlerini artık bir külliyat halinde basmanın gururunu yaşıyoruz."

22 Mayıs 2014 Perşembe

Panel: İstiklâl Marşı'nın Türk Milliyetçiliği

İstiklâl Marşı Derneği 24 Mayıs 2014 Cumartesi günü Kütahya ilimizin Emet kazasında Genel Başkan Şair İsmet Özel'in yöneteceği "İSTİKLÂL MARŞI'NIN TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ" serlevhalı bir panel tertip edecektir.

"İstiklâl Marşı isimsiz kahramanlardan müteşekkil bir orduya; “Kahraman ordumuza” ithaf edildi. Dinini milliyeti, milliyetini dini sayan ama kim olduğu bilinmeyen insanlarla hayat bulan Türk milliyetçiliği her zaman küfrün kâbusu oldu. Türkiye’de üzeri ısrarla örtülen bir tek milliyetçilik varken, ismi parlatılanlarca üzeri parlatılan birçok sahtekârlık var. Yıllardır Türkiye üzerine boca edilen sahtekâr milliyetçiliği ile İstiklâl Marşı’nın sahici milliyetçiliğinin tefriki Türkiye’nin idame şartlarındandır.

Bu sâikle İstiklâl Marşı’nda tarifini bulan fakat üzeri örtülen milliyetçiliğimizi Kütahya’nın Gazi Emet’inde tasvir ediyoruz. Çünkü Emet’in isimsiz kahramanları, İzmir’i işgal eden Yunan birliklerini Yunan bayraklarıyla değil, Emet Müdafa-i Vatan Cemiyeti adı altında bir müfrezeyle karşıladı."

Arzu eden herkesin iştirak edebileceği panelimiz 17:30'da başlayacaktır.

İSTİKLÂL MARŞI'NIN TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ
24 Mayıs 2014 Cumartesi - 17:30
Emet Belediye Binası Toplantı Salonu
EMET- KÜTAHYA

21 Mayıs 2014 Çarşamba

Yeniden: Safahat

YENİ / Safahat
Orijinal Metin - Sadeleştirilmiş Metin - Notlar
Haz. Ö. Faruk Huyugüzel, Fazıl Gökçek, Rıza Bağcı

20. yüzyıl Türk edebiyatının milletimiz tarafından en çok sevilen şairi Mehmet Akif, en çok okunan şiir kitabı da Safahat olmuştur. Bununla beraber, günümüzün Türkçesiyle bu kitabın dili arasında büyük bir farklılaşmanın ortaya çıktığı da bir gerçekliktir.

Bugün aydın tabakanın veya Akif’in çok değer verdiği gençlik kitlesinin Safahat’ı layıkıyla anlaması oldukça zorlaşmıştır. Buna, bir şairin şiir dünyasına girmenin bilinen zorlukları da eklenince Safahat’ı günümüzün okuruna bugünün Türkçesiyle sunmanın ne kadar gerekli olduğu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

Çalışmamızda sadeleştirilmiş metin orijinaliyle karşılıklı olarak yer almaktadır.

Derviş hu der döner kâfir mi olur?



Ehl-, şevke ta'neyleyen zâhitler
Derviş hu der döner kâfir mi olur?
Bu dahle vâris olan mücahitler
Mü'min hu der döner kâfir mi olur?

Sabah vakti geldi Allah'a şükür
Minareye çıkıp bülbüller şakır
Döne döne müezzin ezan okur
Derviş Hu der döner kâfir mi olur?

Ay gün yıldız dönüp eder dilekler
Gece gündüz devran eder felekler
Görmüş sultan Arş'ta döner melekler
Derviş Hu der döner kâfir mi olur?

Gerçek âşık Dost yolunda ün eyler
Darb-ı tevhid ile bağrın hun eyler
Değirmen daneyi döner un eyler
Derviş hu der döner kâfir mi olur?

Ehl-i Hak bu yolda inad eylemez
Kâmil insan olan hilaf söylemez
Hiçbir mahlûk yoktur devran eylemez
Derviş hu der döner kâfir mi olur?

Ebul Vefa döner salah kastında
Şeyh-i Vefa döner Aşkın mestinde
Hazret-i Molla'nın daim üstünde
Şunlar Hu der döner kafir mi olur?

Şeriat akl ile edep kânıdır
Tarîkat fi'l ile aşk meydanıdır
Aşk gelicek akıl, edep fânidir
Âşık hu der döner kâfir mi olur?

Aşkı olmayana devran haramdır
Tevhide yetişir cezbe bir haldir
Ol dem aşıklara devran helaldir
Derviş hu der döner kâfir mi olur?

Lübe almaz mümin olan kardaşlar
Münafık mümini dahl ile taşlar
Gör çiftçi harmanı devr ile işler
Mümin hu der döner kâfir mi olur?

Sözümüz anlanuz tamam gavr ile
Gönlümüzü yıkman nâhak cevr ile
Cümle kuşlar seyrederler devr ile
Âşık hu der döner kâfir mi olur?

Eroğlu der yarın anda varasız
Neler olur münkirlere göresiz
Mahşerde indallah cevap veresiz
Aşık hu der döner kâfir mi olur?

Şiir: Eroğlu Nûri Yahşi Efendi
Seslendiren: Ömer Tuğrul İnançer

Anadoluculuk'tan ne anlıyoruz?


Lütfi Bergen, Anadoluculuk üzerine düşüncelerini paylaştığı yazısı ile bu ay Anadolu Gençlik dergisinde.

18 Mayıs 2014 Pazar

İlber Ortaylı'dan: Nasıl bir cumhurbaşkanı olmalı?


"Bilimadamı da olabilir, önemli bir kapitalist de, iyi bir politikacı da, hukukçu da, hekim de... Türkiye’de “Şu meslek bu makama daha layıktır” diyemiyoruz. Mesela Amerika’da bütün halkın ve münevverin üstünde bir hukukçu tipi var; Harvard’lı, Yale’li... Başkanlar bunlardan çıkıyor hep. Burada böyle bir sınıflama yoktur. Ama bir asker alerjisi var, bunu anlamıyorum. Seçmen dikkatli olmalı, meydanda bağırarak nutuk atana değil, programını güzelce anlatana rey vermeli. Adayın ne söylediği ve tabii geçmişi çok önemli. Ama en önemlisi şu; hüküm vermeyi bilen biri olmalı."

Tamamı için: Milliyet Pazar

17 Mayıs 2014 Cumartesi

İsmet Özel, Kocaeli Kitap Fuarı'nda
Konferans ve İmza Günü: Öldükten Sonra Aksırmak


İstiklâl Marşı Derneği Genel Başkanı Şair İsmet Özel, 18 Mayıs Pazar günü 16:00'da Kocaeli Kitap Fuarında "ÖLDÜKTEN SONRA AKSIRMAK" serlevhalı bir konuşma yapacak ve ardından "OF NOT BEING A JEW" kitabının yeni baskısını imzalayacaktır.

ÖLDÜKTEN SONRA AKSIRMAK
18 Mayıs Pazar 16:00
KOCAELİ KİTAP FUARI İZMİT-KOCAELİ

16 Mayıs 2014 Cuma

İsmet Özel: "Haritaların değiştiğini gördüğümüz zaman bundan rahatsız olmayacağız."


- “Kitabın sonunda ‘Temmet’ yazılıdır. Eskiden bizim kitaplarımızın sonunda bu yazılırdı, ‘bitti’ manasında, ‘tamamlandı’. Ama buradaki yazı sadece bu kitabın değil, benim şiir yazma faaliyetimin sona erdiğini ifade ediyor. Bundan sonra ben ömrümün sonuna kadar daha önce müsveddesini yayınladığım kitabımı çalışacağım, Bir Yusuf Masalı’nı. Allah bana ömür verirse bitirip yayınlayacağım Goethe Faust’unu 82 yaşında tamamlamış. Bakalım Allah bana ne kadar ömür verecek, şu an yetmiş yaşındayım.

- "Türkiye’de ölçü o. Yani televizyonda görünüyorsanız siz kadroya alındınız demektir. Onun için kızağa alınanlar da pek televizyonda görünmezler. Beni de uzunca zamandır görmüyorsunuz televizyonda. Çünkü benim söyleyeceklerim televizyonda söylenenlerin geçersizliğini ilan edecek olan sözler olacak.

- “Ben bütün yaptığım işleri çok bencil bir anlayışla, çok bencilce yaptığımı genç yaşımdan beri biliyorum. Yani düşüncelerim, davranışlarım hep kendimi kurtarmak için. Sadece kendimi düşünüyorum. Ama Allah bana hidayet nasip etti. Ondan sonra, insanın kendisini kurtarabilmesi için ancak bir başkasını kurtarması gerektiğini öğrendim. Yani Müslüman olan bir insan İslam’a girer, ama iman taşıması için o insanın kendi için istediğini mümin kardeşi için de istemesi lazım. İman etmedikçe cennete giremezsiniz iman etmeniz için de kendiniz için istediğinizi mümin kardeşiniz için istemeniz lazım. Yani ben çok bencilce davranıyorum bir tane mümin bulursam bu bencilliğim gereği beni kurtaracak. Bir tane mümin görürsem ya da onunla dayanışabilirsem bu benim işime yarayacak.

- “Şu anda Türkiye 27 Mayıs 1960 sabahından sonra uygulanmaya başlanan Türkiye’nin haritadan silinmesi ve Türk Milleti’nin tarihi bir kategori olarak ansiklopedilere def edilmesi meselesinin en kritik yerindeyiz. Buraya gelmek için çok ustalıklı plan uygulandı. Ve bunda başarı elde edildi, yani Bugün Türkiye’de ‘Türküm’ demek, para kazanmak ve mevki olarak yükselmek bahsinde aleyhte bir puan. Türk olmadığınızı söylediğiniz zaman size promosyon veriliyor.


- “İstiklal Marşı Derneği neden kuruldu? İstiklal Marşı’nın, Sakarya Meydan Muharebesi’nin zaferle sonuçlanması üzerine askıya alınması, rafa kaldırılması gerçeğini insanlara anlatabilmek için kuruldu. İstiklal Marşı’nda ne söylendiği anlaşılmasın diye bir bestesi var İstiklal Marşı’nın. Biz burada bu gün olması gereken besteyi söyledik, İstiklal Marşı böyle okunmalı diye bir teklifimiz var, benim teklifim var. Bu teklifimi ben İstiklal Marşı Derneği üyelerine dahi kabul ettirebilmiş değilim. İstiklal Marşı’nın sözlerinin anlaşılmaması Türkiye’de kurulu düzenin yürümesini sağlıyor. Türkiye’de kurulu düzen İstiklal Marşı’nın sözlerinin anlaşılmaması halinde yürüyebilir. İstiklal Marşı Türk Milleti tarafından anlaşıldığı zaman Türkiye’de işlenen bütün suçlar açığa çıkar. Ama şu anda açığa çıkmıyor, çünkü İstiklal Marşı’nın ne dediği anlaşılmıyor ve mekteplerde, spor karşılaşmalarında, resmi toplantılar da okunan beste, İstiklal Marşı’nın ne dediğini anlamamızı engelleyen bir bestedir. İki kıtası okunuyor o iki kıta da yanlış okunuyor.”

- “Nerde olduğumuz kim olduğumuzu anlamadan, anlamaya da yanaşmadan, anlaşılmasını da istemeden birçok şey yapıyoruz. Biz İstiklal Marşı Derneği olarak Türkiye’de Türk olmanın en üstün değer olduğunun bütün toplum tarafından kabul edilmesi fikrinin müdafileriyiz. Bu ne demek? Bizim İstiklal Marşı Derneği Gaziantep şubesi açılırken bir üyemiz dedi ki ‘Biz Uhud’da yerini terk etmeyen okçularız’. Rasul-i Ekrem demişti ki: ‘Bizim cesetlerimizin üzerine vahşi kuşların üşüştüğünü görseniz bile yerinizi terk etmeyeceksiniz.’ Ama o okçuların bir kısmı, kâfirin bozguna uğradığını düşünerek, ganimet peşinde yerlerinden ayrıldılar. Onlar yerlerini terk eder etmez Halid Bin Velid onların işini bitirdi. Biz bir işe yarayacak mıyız? Bilmiyorum ama biz yerimizi terk etmemeye kararlıyız.

- “Biz bugün Türk topraklarında yaşıyorsak ‘Ben bu memleketi gâvura yedirtmem’ diyen insanların çabaları sonucunda bir avantaja sahip olabildik. Fakat ‘Ben bu toprakları gâvura yedirtmem’ diyen insanların pek azı sağ kaldı, hemen hemen hepsi şehit oldu. Onun için İstiklal Marşı ‘Sen şehit oğlusun incitme yazıktır atanı’ diyor. Yani bizim bugün Türkiye Cumhuriyeti sınırları konusunda söz söylemeye hakkımız yok. Yani bu sınırların şöyle veya böyle olması konusunda söz söylenmiş, o söz bitti. Bugün bilhassa Türkiye’de mevki-makam sahiplerinin Türkiye’nin sınırları hakkındaki kanaatleri doğrudan doğruya İstiklal Marşı’yla mübareze halindedir. Bunun bir kuru kuruya sınır meselesi olduğunu sanmak safça bir görüştür. Bu kuru kuruya bir sınır meselesi değil. Biz Türkiye’ye sahibiz, çünkü Türkiye küfür âleminin, İslam’ı yok ettiğine inandığı sırada bu inancını def etmek üzere kurulmuş bir ülkedir.

- "Bugün Türkiye’de en aktif banka hangisi diye sorsanız Finansbank cevabını alırsınız, bu Yunan Milli Bankası’nın malıdır. Bilenler öyle diyor: 1919 yılında Yunanistan’ın İzmir’e asker çıkarmasının hiçbir hükmü yoktur Finansbank’ın Yunan Milli Bankası’nın malı olmasının yanında. Yani onun çok ilerisinde bir adımdır. Bunlar kimseyi rahatsız etmiyor, işler gayet güzel yürüyor ve bir sabah uyandığımızda artık haritaların değiştiğini gördüğümüz zaman bundan rahatsız olmayacağız. Çünkü bize bunu çoktan alıştırmış olacaklar. Hatta bunun için yürüyüşler, mitingler de yapacağız belki, Türkiye yok olsun diye. Ve zaten bunu gönülden isteyen dünya kadar insan var. Birçok yerde irtibatlar hazır, kurulmuş, paraların nereden geldiği belli, yani hiçbir sıkıntı yok. Benim söyleyeceğim bir şey de yok. Zaten dedim size başından, buraya oturduğum zaman benden yeni bir şey duymayacaksınız diye. Bunlar bayat laflar, Vatan Millet Sakarya işte bundan ne olacak yani. Hadi iyi geceler.

İsmet Özel, 8 Mayıs 2014, İstanbul
Tamamı için: İstiklâl Marşı Derneği

Soma'dan çıkan Türk


Evet biz Türklükten bahsederken bundan bahsediyoruz. "American Charter Schools" mezunlarının, taytlı İslamcıların, göbekli demokratların kafasının almayacağı bir şey.

Bir de şu var: Bir işçiye bak, bir de işçiyi savunana.

14 Mayıs 2014 Çarşamba

Soma


Soma'da vefat eden işçilerimize Allah'tan rahmet dileriz. Mahsur kalanların da Allah yardımcıları olsun, sevdiklerine kavuştursun. Ülkemizin bu tip faciaları ve felaketleri yaşamamasını temenni ediyoruz.

13 Mayıs 2014 Salı

Necip Fazıl Sempozyumu


Necip Fazıl Kısakürek şairdir, düşünce ve dava insanı, muharrir ve aksiyonerdir. Necip Fazıl’ı şahsiyet sahibi bir münevver kılan ise tüm bunların ötesinde bir inanç adamı olmasıdır. Şiir, sanat, fikir, iman… O nereye yöneldiyse, kendini tüketircesine bir hararetle inanmıştır. Şahsiyetinin en belirleyici özelliği, işte bu inanma gücüdür.

Üstad, hayatı boyunca, inandığı değerler uğruna bu iştiyakla yaşadı; böylece kendi kendini ve onu okuyan, dinleyen öğrencilerini her an yeniden inşa etti. Yeryüzünde iz bırakmış her büyük insan gibi ateşlerden geçmek pahasına da olsa yolundan asla dönmedi. Kendi deyimiyle ifade edecek olursak, “kim var?” diye seslenildiğinde sağına ve soluna bakmadan “ben varım” diyenlerden oldu daima.

Zeytinburnu Belediyesi, 2014 yılının Necip Fazıl Kısakürek’in doğumunun 110. yılı olması hasebiyle, Üstad’ın fikir çilesi içinde geçen ömrünün nağmelerinin kulaklarımızda hala çınladığının delili bir sempozyum faaliyeti planlamıştır. Pek çok kıymetli yazar, şair ve akademisyenin katılımıyla düzenlenecek olan bu sempozyumun amacı, Necip Fazıl’ın hayatı ve eserlerini anma ve anlama çabasıdır.

31 Mayıs 2014 tarihinde başlayacak olan “Kalır Dudaklarda Şarkımız Bizim: Doğumunun 110. Yılında Necip Fazıl’ı Anma Sempozyumu”, “Edebiyat, Fikriyat ve Siyaset” başlıklarında olmak üzere üç oturumdan oluşmaktadır. “Edebiyat” başlıklı oturumda Üstad’ın şiiri ve poetikası, Büyük Doğu dergisinin dönemin edebiyatına olan etkisi, düzyazıları gibi konular ele alınırken; Necip Fazıl’ın edebiyat anlayışı, kırılmaları, türler ciheti de dikkate alınarak ele alınacaktır. “Fikriyat” başlıklı oturumda, İdeolocya Örgüsü, Necip Fazıl’ın kadına bakışı, tasavvufa bakışı ve İslamcılık mirası konuşulacaktır. “Siyaset” başlığı adı altında ise Necip Fazıl’ın tarih anlayışı, dönemin siyasal figürleriyle ilişkileri, Tek Parti ve Kemalizm Eleştirisi gibi konular enine boyuna irdelenecektir.

Saygıdeğer yazar, usta öykücü Rasim Özdenören’in açılış konferansıyla başlayacak sempozyuma, Ali  Ayçil,Ali Emre, Asım Öz, Burhanettin Duran, Cihan Aktaş, Ekrem Demirli, Ercan Yıldırım, Ergün Yıldırım, Fazıl Gökçek, Hüseyin Su, İsmail Kara ve Mustafa Armağan gibi pek çok kıymetli şair, yazar ve fikir adamı katılacaktır.

Murat Aydın
Zeytinburnu Belediye Başkanı

Sempozyum programı ve detaylı bilgi için
:
www.zeytinburnu.bel.tr/Sayfa/641/necip-fazil-sempozyumu/sempozyum-programi.aspx

11 Mayıs 2014 Pazar

Osmanlı Kültür ve Tarihi Yaz Okulu


İBA Vakfı'nın düzenleyeceği Ottoman Culture and History Summer School 2014 (Osmanlı Kültür ve Tarihi Yaz Okulu) başvuruları için son gün 20 mayıs.

Detaylı bilgi için: http://ottomansummerschool.org

9 Mayıs 2014 Cuma

Türkiye’ye açıktan taarruz

"Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar"...
Türkiye için, Türkiye uğruna yapılanlarla Türkiye’ye yapılanlar, Türkiye namına yapılanlar aynı değildir. İnsanları da Türkiye için, Türkiye uğruna bir şey yapanlarla Türkiye’ye bir şey yapanlar, bir şeyi Türkiye namına yapanlar olarak ikiye ayırabiliriz. Ne yapıldıysa Türkiye’ye inkılaplar ve reformlarla yapıldı. Bu bir alicengiz oyunudur.

Tarih boyunca Türkiye’ye bir şeyler yapan herkes Türkiye için bir şey yapılmasına engel oldu. Türkiye’ye bir şey yapma fırsatını yakalayanlar Türkiye uğruna bir şey yapılması imkânını yok etti. Alicengiz oyununun şu son safhasında Türkiye’de kivi ziraatı başlatma talimatını yerine getirip şeker pancarı ziraatının yok denecek ölçüde güdükleştirilmesi emrini uygulayanlar Türkiye’ye bir şey yapmıştır. Yaptıkları Türkiye için, Türkiye uğruna değildir. Olsaydı fizikçilerimiz, ASELSAN’daki mühendislerimiz, Muhsin Yazıcıoğlu öldürülmezdi. İstanbul gökdelenlerle donatıldığı zaman Türkiye’ye bir şey yapılmış olur. Bununla Türkiye için herhangi bir şey yapılmış değildir. Aynı hüküm Boğaz üzerindeki köprüler ve iki kıtayı su altından bağlama sistemleri bakımından da verilebilir; ama bu sonda andığımız vukuat Türkiye’ye tasallutla yetinilmediğinin, Türkiye’ye açıktan taarruz edildiğinin ispatı yerine geçer.

İsmet Özel, 10 Mayıs 2014
Tamamını okumak için tıklayınız.

Tûtî-i mu'cize-gûyem ne desem lâf değil



Tûtî-i mu'cize-gûyem ne desem lâf değil
Çerh ile söyleşemem âyînesi sâf değil

Ehl-i dildir diyemem sînesi sâf olmayana
Ehl-i dil birbirini bilmemek insâf değil

Yine endîşe bilir kadr-i dürr-i güftârım
Rûzigâr ise denî dehr ise sarrâf değil

Girdi miftâh-ı der-i günc-i ma'ânî elime
Âleme bezz-i gevher eylesem itlâf değil

Levh-i mahfûz-ı suhandir dil-i pâk-i Nef'î
Tab'-ı yârân gibi dükkânçe-i sahhâf değil

Güfte: Nef’î
Beste: Buhurizâde Mustafa Itrî
Makam: Segâh
Solist: Alâeddin Yavaşça

8 Mayıs 2014 Perşembe

Cornelis de Brujin'in itirafı


Osmanlıların hayır ve hasenata çok düşkün olduklarını ve hatta Hristiyanlardan çok fazla hayrat vücuda getirdiklerini inkâra imkân yoktur. Türkiye'de pek az dilenciye tesadüf edilmesinin başlıca sebeplerinden biri de işte budur. Hastanelerin, köprülerin, yol boyundaki kervansaraylarla su bentlerinin, çeşmelerle sebillerin ve bunun gibi diğer birtakım faydalı tesisatın büyük bir kısmı bazı dindar Türklerin şefkat ve insaniyetleri sayesinde vücuda gelmiştir. Bu hayrat sahipleri o hayırlı eserlerini ya kendi hayratlarında yaptırmışlar veyahut ölmeden evvel vasiyetnamelerine inşaat masraflarının karşılıklarını göstermişlerdir. Bu hâlin en şayan-ı takdir tarafı hayır sahiplerinin böyle bir fazileti hiçbir din farkı gözetmeyerek göstermiş olmalarıdır. İşte bundan dolayı Müslümanlar kadar Hrsitiyanlarla Yahudiler de o hayratlardan istifade etmektedirler.

Cornelis de Brujin
(Hollandalı sanatkar ve seyyah)

Yedikıta Dergisi, Aralık 2012, s.80

6 Mayıs 2014 Salı

Gavurdan Türk olmaz


Gavurdan Türk olmaz dediğimiz vakit, antropolojik bir hakikat beyan etmiş olmuyoruz, dar kafalılara ifade etmek istediğimiz tek şey “gavurları ve gavurluğu içimize sindiremediğimiz”dir. Göğsünü gavura dahi açıp sen de bizden olabilirsin, bizimle olabilirsin diyenlerin mideleri anlaşılan necaseti kaldırabiliyor. Evet madem kafirler necistir, Türk’e necasetten taharet vacip olmalı zira milletsek, pis bir millet olmamalıyız.

Sadrazam Sinan Kara Paşa (rh.a.)
Muhasebe-i Millet Mukaddemesi

Ok atmak, okçuluk, atıcılık

Ebu Hureyre’den rivayet olunan hadis-i şerif: “Ok atmayı öğreniniz ve ondan yüz çevirmeyiniz, zira iki hedef arasındaki mesafe, cennet bahçelerinden büyük bir bahçedir.

Abdurrahman bin Avf’dan rivayet edilen hadis-i şerif: “Kim oku atışı ile öğrenir, sonra onu bırakırsa bizden değildir.

İbni Ömer’den rivayet olunan hadis-i şerif: “Ok atarak kişinin eğlenmesi, ne güzeldir. Kim atıcılığı öğrendikten sonra bırakırsa küfran-ı nimet etmiş olur.

Ebu Hureyre’den rivayet olunan hadis-i şerif: “Ok atmak İslam’ın meziyetlerinden bir meziyettir.

Ebud-derda’dan rivayet olunan hadis-i şerif: “Nişan yeri ile hedef arasındaki mesafeyi yürüyen her kimseye, her adımı için bir hasene (sevap) vardır."

Kaab ibni Mürre’den rivayet olunan hadis-i şerif: “Atınız: Allah yolunda oku düşmana ulaşan kimsenin derecesini Allah Cennette yükseltir.

Enes Radiyallahu Anh’dan rivayet olunan hadis-i şerif: “Allah yolunda ok atan kimse hedefe vasıl olsun veya olmasın İsmail (a.s.) evladından dört kişiyi azad etmişçesine sevap kazanır.

Sa’d İbni Ebi Vakkas’tan rivayet olunan hadis-i şerif: (Uhut Savaşı’nda Hz. Peygamber oklarını Sa’d İbni Ebi Vakkas’a verip:) “Allah’ım Sa’d’ın atışını düşmana isabet ettir ve duasını kabul eyle.” diye dua etmiştir.

Ebu Hammad’dan rivayet olunan bir hadis-i şerif: “Allah Teala bir ok yüzünden üç kimseyi cennetlik eder: Allah rızası için ok yapan, Allah yolunda onu kullanan ve atan, ok vermek suretiyle yardım eden. Atıcılık ve binicilik öğreniniz. Binicilik öğrenmenizden ziyade atıcılık öğrenmeniz benim hoşuma gider. Bir kimse, bir nimet olan atıcılığı öğrenir de onu hiçe sayarak bırakırsa, o, nimeti elden kaçırmış veyahut nankörlük etmiş olur.

Ebu Rafi’den rivayet olunan hadis-i şerif: “Bizim hakkımız gibi çocukların da bizde hakları vardır, ki o hak, ona yazı yazmakla ok atmayı öğretmek ve helal miras bırakmaktır.

Cabir’den rivayet olunan hadis-i şerif: “Çocuklarınıza ok atmayı öğretiniz.

Ukbetübnü Âmin’den rivayet olunan bir diğer hadis-i şerif: “Yakında sizler birtakım yerleri fethedeceksiniz. Allah, onların şerrini sizden def eder, sizlerden biriniz okları ile eğlenmekten (oynamaktan) aciz olmasın ki, onu öğrenesiniz.

Sıkıntısı olan kişi ok ve yay edinse sıkıntısı zail olur.

Ok atmak nafile ibadetten daha hayırlıdır.

Kaynak: Hâtır Hutûr Havâtır

5 Mayıs 2014 Pazartesi

Konferans ve İmza Günü: OF NOT BEING A JEW


İstiklâl Marşı Derneği Genel Başkanı Şair İsmet Özel, 8 Mayıs Perşembe günü 19:30'da Bağlarbaşı Kültür Merkezi'nde "OF NOT BEING A JEW" serlevhalı bir konuşma yapacak ve ardından sadece "OF NOT BEING A JEW" kitabının yeni baskısını imzalayacaktır.

Konuşma dileyen herkesin iştirakine açıktır.

OF NOT BEING A JEW
8 Mayıs Perşembe 19:30
Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi
Selami Ali Mah. Gazi Cad. No:22
Bağlarbaşı - Üsküdar

1900'lerden: İstanbul'da bir sokak

1900'lerden: Adana'da bir okul açılışı

Mekteb-i Sultani Jimnastik Talebeleri


Padişahım Çok Yaşa” pankartıyla, İstanbul, 1895.

1882 yılı tarihli Osmanlı İmtiyaz Madalyası

"Devlet-i Osmaniye uğrunda fevkalade ibrâz-i sadâkat ve şecâat edenlere mahsus madalyadır."

Tarih dergilerinde Mayıs 2014



2 Mayıs 2014 Cuma

Bir Mayıs Değil


İstanbul'da 1921'de ilk defa kitlevi bir gösteri halinde görülen "1 Mayıs" ise yine doğrudan milliyet meselesi ile alakalı. Solcuların üfürdüğü gibi, işgale karşı bir hareket olmakla uzaktan yakından alakası yok. Bir Müslüman'ın sigarasını yakmak için diğer bir Müslüman'dan ateş istediği için cezaya çarptırıldığı işgal İstanbul'unda nasıl oldu da "1 Mayıs" kitlevi bir gösteri haline gelebildi? Kitlevi gösteri dediğimiz de atılan bir kaç slogan, muhtelif bayraklar, söylenen Enternasyonal Marşı ve Kâğıthane’de kuzu ve helva ile biten bir nümayiş. Hiçbir kayıtta işçilerin Türk Bayrağı taşıdığından bahsedilmiyor. Ankara'daki mecliste iki ay evvel “milli marş” olarak kabul edilen "İstiklâl Marşı" zaten umurlarında değil. O günkü “1 Mayıs”ı tertipleyen Türkiye Sosyalist Fırkası'nın İstiklal Harbi ile uzaktan yakından alakası yok. İşgal İstanbul'unda birileri bayram ediyor. İşgal Komutanlığı'nın “1 Mayıs”ı güya yasaklayan ilanının akabinde yarın tramvay seferleri aksayabilir şeklindeki ikazı da dikkate değer. "1 Mayıs" gösterisini tertipleyen Türkiye Sosyalist Fırkası'nın daimi reisi İştirakçi Hilmi'nin İngilizlerle olan ilişkisine de değinelim. İştirakçi Hilmi'nin 1 Mayıs 1921'deki gösteriler için Fransızların elinde bulunan şirketlerdeki işçileri hedef kitle seçtiği ve bu husustaki en büyük destekçisinin İngilizler olduğu da bilindik bir vakıadır. Mesela tramvay şirketi. İstanbul işgal altındayken en çok grevi tramvay işçileri yapmıştır çünkü Tramvay Kumpanyası Fransızların elinde idi. İngiliz İşgal Kuvvetleri Komutanı Harrington İştirakçi Hilmi ile ilişkisini ve onu Fransızların öldürtmüş olabileceğinden bahseder. Ve yine milliyet meselesine dönersek o gün için İstanbul'da bulunan "işçi sınıfı" denilen insanların çoğunluğu gayrimüslim idi. Ve o çoğunluğun İşgal İstanbul'unda dokunulmazlığı vardı. İşgal İstanbul'unda alenen cinayet işleyen bir gayrimüslimin -Misak Torlakian vakası meşhur olduğu için burada zikredelim- başına bir şeycik gelmezdi. "1 Mayıs Bayramı" da yaparlar Müslüman işçilerden zorla para da toplarlardı. Ve biz bu gayrimüslim işçilerin mütareke esnasında Müslüman işçilere ne gibi kötülükler yaptığını tam olarak bilmiyoruz. Sadece Cumhuriyet'in ilanından hemen sonra Şark Şimendiferleri işçileri, İstanbul Tramvay işçileri ve Terkos Tersanesi işçilerinin gayrimüslim amele ve idarecilerinin işten çıkarılmaları için beyanname verdiklerini biliyoruz. Şark şimendiferleri işçilerinin cumhuriyetin ilanından sonraki ilk bir ay içinde işverenlerine verdikleri beyannamenin ilk maddesini de hususen anmak lazım burada;


"Ermeni komitelerine cebren iane toplayan hainlerin, fabrika duvarlarına Konstantin Venizelos’un resimlerini yapıştırıp bunları Türklere öptüreceksiniz diyen küstahların, muhterem kumandanlarımıza hakaret etmiş olan hainlerin zaman kaybetmeden Şark Şimendiferleri Kumpanyasındaki memuriyetlerinden suret-i katiyede uzaklaştırılmaları.”

Yani birileri “1 Mayıs”ı İstanbul'da ilk defa İstanbul işgal altındayken kutladı. Biz o sıra canımızla meşguldük. Dün de mübarek Üç Aylar'a girdik. Bugün “1 Mayıs” değil. Recep ayının ikisi. Ümmet-i Muhammmed'e hayırlı olsun.

Gökhan Göbel

Tamamını okumak için tıklayınız.

İşte Kıbrıs "Tape"leri!


“Denktaş da Birleşmiş Milletler’den döndükten sonra bağımsızlığını ilan edeceğim diye tutturdu. Dışişleri Bakanımız bunu önlemek için Denktaş’a bir zirve toplantısı önermesini telkin etti. Bunu da Kiprianu kabul etmedi. Ancak benimle konuşacağı karşılığını verdi. Denktaş diye bir kimse tanımıyor. Denktaş bir kere bu çıkışı yaptıktan sonra bundan dönmesi çok zordur. Siz acaba Kıbrıs Türkleri arasındaki iç durumu biliyor musunuz? Her gün komünistler kuvvet kazanıyor. Bugün Meclis’te çoğunluğa Denktaş ancak bir farkla sahip bulunuyor. Bu durum devam ettiği takdirde bundan sonra yapılacak ilk seçimde tahminim sol grup iktidarı ele alacaktır. Rum tarafında zaten komünistler var. Türk tarafında da komünist bir grup var. Bunlar birleştiği takdirde işte o zaman Akdeniz’de tam Sovyetler’in arzuladığı gibi bir durum meydana gelmiş olur. Acaba Amerikalı dostlarımız bunu mu arzu ediyor? Denktaş bağımsızlığını ilan ettikten sonra Anayasanın değiştirilmesi için harekete geçti. Biz Kıbrıs Türklerinin bağımsızlık kararını tasvip etmemekle beraber size şunu sormak istiyorum. Daha önce mevcut durum ile bugünkü durum arasında bir fark var mı?
- Kenan Evren, Anılarım - 5. Cilt, Milliyet Yay. 1990.

Yukarıda nakledilen sözler gizli telefon görüşmelerinden aşırılıp oraya buraya sızdırılmış bir konuşmaya ait değil. Dolayısıyla bugün Türkiye’de dönüp duran mide bulandırıcı gündemin bir parçası değil. Şu anda Kıbrıs’ın Kuzey tarafı ile Güney tarafı arasındaki müzakereler oldukça ileri bir aşamaya gelip çattığı halde, yine de mide bulandırıcı gündemin bir parçası değil. Ama bu “ileri aşama”nın kendisinin mide bulandırıcı olmadığı manasına gelmiyor. Belki daha rafine bir gündem. Çünkü 2004’te Annan Planı dolayısıyla ortalığı velveleye veren ulusalcıların bugün gıkının çıkmıyor oluşu ABD’nin bu sefer daha kararlı hareket ettiğini gösteriyor. Yukarıdaki sözleri Türkiye Cumhuriyeti’nin 17. Genelkurmay Başkanı ve 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 1983’te bağımsızlığını ilan etmesinden dolayı rahatsızlığını ifade etmek üzere kendisini ziyarete gelen Donald Rumsfeld’e söylüyor. Devlet yetkilileri, bugün olduğu gibi, kendilerini hesaba çekmeye salahiyetli gördükleri Amerikan yetkililerine hesap veriyorlar. Ancak, şimdi memleket meselelerini sözümona kendi kafalarına göre karara bağlıyormuş, bir yerden talimat almıyormuş gibi görünmek için el altından sızdırdıkları dışişleri, içişleri, kenarişleri, kıyıişleri görüşmelerinden değil. Bu sözler Türkiye Cumhuriyeti’nin birinci ağızdan, en resmi görüşü. Resmi görüşün menşei elbette Lozan’a istinat ediyor. Yani bütün teferruatını tek tek zikretmesek bile Misak-ı Millî’nin terki siyasetiyle hülasa edebileceğimiz Lozan’a. Dolayısıyla resmi görüşün Kıbrıs meselesinde takındığı tavırların Misak-ı Millî ile alakası yok. En azından Türk Milleti’nin misakı ile bir alakası yok. Çünkü Kıbrıs Misak-ı Millî’ye dâhil değil. “Misak-ı Millî’ye dâhil olup olmaması ne farkeder?” diye soracak olursanız, bir üst paragrafı okumadan geçtiğinizi söyleyeceğim. Evet, Kıbrıs’ın Türk Milleti’nin misakı ile bir alakası yok. Ama başka misaklar, ahidleşmeler, söz alıp söz vermeler resmi görüşü ne kadar tayin ediyor diye merak edecek olursak “fark”ı keşfetmek için iyi bir yerdeyiz demektir.
- D.Celaleddin Kavas

Tamamını okumak için tıklayınız.