13 Mart 2015

Bir Erdem Anıtı: Mehmet Akif

Hüda ism-i celâliyle çû destur
Diledim bed’ edem tâ ede mensur*

20 Aralık’ıdır 1873 yılının. Kale kapılarını zorlayan bir ordu misali bir hareketlenme ve heyecan vardır beyaz örtünün derinlerinde. Bir ses duyulur, bir çığlık; geçmişten bugüne ve hatta geleceğe doğru bir haykırış. Ve nihayet adına yakışan azmiyle en büyük engelini de aşar artık; delerek “Yedi Tepeli Şehir”in kar tabakasını, gülücükler savurur bulutlar arkasından el sallayan güneşe. Böylece bir çiçek daha hayat bulmuştur bu taşı toprağı altın şehirde. Bembeyaz karları hatta ve hatta gökteki yıldızları kıskandıracak bir güzellikle doğmuştur. Bir kardelen açmıştır bugün Devlet-i Aliye’nin kalbinde.

Yaşamı da doğumundan farklı değildi O’nun. Gönlünü verdiği ülkü denen nazlı geline giden yolda, karşısına sıralanan başı dumanlı dağlara inat onlardan daha yüce; üzerine çullanan beyaz örtüye inat kardelen cesaretinde ve yine bir kardelen azminde geçen, yüzyılların mayaladığı ve dahi kendinden sonraki yüzyıllara maya olacak 63 yıllık bir yaşam.

Mehmet Akif!
63 yıldan asırlara taşan hürriyet pınarının coşkun türküsü: Mehmet Akif. Balıkesir’de, Konya’da, Kastamonu’da çıktığı mihraptan gönüllerde kıvılcım oluşturarak ateşi Anadolu semasını kaplayan hürriyet meşalesidir Mehmet Akif!

Bağrına saplanan hançerin nefes aldırmadığı bir milletin derin, depderin; yerin yedi kat altından, göğün yedi kat üstüne kadar derin nefesidir. Mehmet Akif; ulu kartallara sırdaş, ak güvercinlere yoldaş, al bayrağımın ebedi sedasıdır semada.

Gönlüne damlayan gözyaşını kalemine mürekkep kılarak bu millete en güzel hediyeyi veren büyük şairdir Mehmet Akif.

Hak ile batıl arasındaki büyük savaşta kalemimizi imanımızla bileyip kılıçtan keskin eylemeyi öğrendiğimiz ulu öğretmenimizdir Mehmet Akif! Bölmeden, ayırmadan koskoca bir milleti kucaklayarak; gölgesinde çakalı, kurdu, kuşuyla tıpkı bir bayrak gibi yaşayan hakiki bir münevverdir Mehmet Akif!

Makam, mevki, şan ve şöhreti bir kenara bırakıp Kayışzade Osmanlar’ın Kuran’ı göz nuru ile çoğalttıkları; Galibler’in Naat, Süleyman Çelebiler’in Mevlid yazdıkları; sütunları, kemerleri, kubbeleri ile Sinanlar’ın dönüp geldikleri, kubbelerinden tekbirlerin taştığı ve kubbelerine aminlerin dolduğu, diriliş çağının aşığı ve bu çağın yolcularının at seyisliğine talip olmayı dahi şeref bilmiş mütevazı bir fikir işçisidir Mehmet Akif!

Genç Arkadaş!

Beni, seni, onu -bizi- sevdasında yelken açmaya davet eden sonsuz bir umman; yelkenimizi şişiren, tarihle yaşıt bir bayrağa yeniden can veren, ezelden gelip ebede giden ulu bir rüzgârdır Mehmet Akif!

Şanlı mazinin talihsiz torunları!
Kutlu atinin bozkurt duruşlu ulakları!

Mehmet Akif’in:

“Nerde Ertuğrul’u koynunda büyütmüş obalar,
Hani Osman gibi, Orhan gibi babalar?
Sıtmadan boynu bükülmüş de o dimdik Türk’ün,
Düşünüp durmada öksüz gibi küskün, küskün…”

dizeleriyle hasret türküleri yaktığı, gölgesinde mazlum milletlerin nefes aldığı, azametiyle korkudan zalimlerin donakaldığı o şanlı sancağı kaldırmanın vakti gelmemiş midir? Bu sıtmayı, bu boynu büküklüğü, bu tarihten derin düşünceleri ve dahi bu kendimize olan küskünlüğü yenmenin vakti gelmemiş midir?

O halde ne durursun?
Miğferini tak ve sancağı kaldır!
Bu senin atiye olan borcun maziden aldığın mirasındır!
Akif’e selam olsun, gazamız mübarek…

*Şeyh Mustafa İsmet Garibullah, Risale-i Kudsiyye

Yavuz Çağlar
twitter.com/kadifesertligi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.