17 Mart 2015

Fahrettin Paşa, Mekke ve Hac


Kimi kolsuz, kimi bacaksız kalmış askerlerin, birbirlerine sokulup yardım ederek halsiz, mecalsiz bir durumda, son defa Haremüşşerif'i ziyaretle Ravza'ya yüzlerini sürerek dualar ede ede yaptıkları veda, görülecek şeydi. İngiliz altınları ile beslenerek Türk'e diş biler hale getirilmiş bazı sözde Araplar bile bu manzara karşısında göz yaşlarını tutamamışlardı. Bizimle beraber Medine'de kalıp aylarca süren muhasaranın her türlü sıkıntısını çekerek açlığına bile katlanan yerli Araplarsa tam bir matem havası içinde hüngür hüngür ağlıyorlardı."

Fahrettin Paşa
(Ömer Fahrettin Türkkan)


Fahrettin Paşa Medine’yi teslim etmek zorunda kalınca oradaki kutsal emanetleri alıp İstanbul’a getirdi. Eğer biz Türkler ve Müslümanlar olarak Mekke ve Medine’yi Araplara bırakmış olsaydık; yani devralan insanlar Müslümanlar olsaydı Fahrettin Paşa’nın kutsal emanetleri oradan alıp İstanbul’a getirmesine lüzum yoktu. Gâvura bırakılmaması gereken şeyler olarak onlar İstanbul’a getirildi. Bugün işte “şıkıdım şıkıdım” meclise başını örtüp gelen hacı hanım efendiler 1916 yılından sonra acaba Hac farizasının fıkhi durumu hakkında bir şey biliyorlar mı? Türkiye’de kaç kişi biliyor? 1916 yılına kadar Mekke Kalesi’nde Türk bayrağı dalgalanıyordu. Hepimiz biliyoruz ki Resül-i Ekrem ömründe bir kere haccetti. Bu ne demek? Bu şu demek, Mekke fethedilmeden yapılan tavafları Hac saymıyoruz. Yani siyasi üstünlük söz konusu olmadığı zaman, orası bir İslam beldesi değilken oranın kutsiyetinden bir şey eksildiği yok. Fakat bizim “hacı” olmamız ancak oranın bizim topraklarımız olması halinde mümkündür. Bunu düşünen tabii ki yok. Herkes gelip “hacı” olup ihale alıyor.

İsmet Özel
(İstiklâl Marşı Derneği Başkanı)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.