23 Mart 2015

Mekan hafıza demektir


Yılların Fikirtepe’sine Brooklyn dendiği vakit, bu; yaşadığımız hayatları asilleştirmek ve kestirmeden bir sınıf atlama operasyonu mu?
O isimler ne kadar cafcaflıysa şehre karşı hem bu sitelere gidenlerin, hem bu siteleri inşa edenlerin, hem de o siteleri inşa edenlere zemin hazırlayan devletin suçu o kadar büyüktür. Birlikte şehri öldürür, kentsel mekanı bir lamekana (olmayan mekana ya da mekan olmayana) dönüştürürken bu tür isimlerle suçlarının üzerini örterler. Çünkü mekan hafıza demektir. O beton yığınlarında olmayan şeydir hafıza. İstediğiniz kadar reklam yapın, taklit çinilerle bezeyin, saçma sapan kimlikler uydurun, o mekanlar insanların birlikte ürettikleri yaşam alanları değiller.

Buralarda da bir hafıza oluşmayacak mı?
Elbet oluşacak, yani buralar da zamanla mekanlaşacaklar. Ama sürekli dillenen bir güvenlik ihtiyacı ile şekillenen bu mekanlardan nasıl bir hayır beklenir bilemiyorum. Hani eskiden ütopya diye bir şey vardı ya, düşü kurulmuş ama olmayacak yer demekti ütopya. Kanaatimce o sitelerde yaşayanların da, o siteleri yapanların ve bütün bunlara zemin hazırlayan devletin de düş kuracak cesaretleri yok. Yeni mekanlar düşleyecek hayal gücüne de sahip değiller. Şehrin orasına burasına dinamit gibi yerleştiriyorlar bu yapıları ve başka şehirlere ilişkin imajları da çaldıkları minarenin kılıfı olarak kullanıyorlar.

Başka şehirlerin isimlerini, markalarını almak ne işe yarıyor?
Kültürel anlamda alabildiğine içeriksiz bir toplumsal sermaye söz konusu, zaten bu yüzden başka şehirlerin cadde ve semt isimlerini alıp kendince bir toplumsal sermaye devşirmeye çalışıyor. Oysa gerçekte, yaşam bilgisi, beton sevgisine ve bağımlılığına indirgenmiş durumda bu alanlarda. Çok acıklı, çünkü kendilerinin çakması haline geliyorlar böylece. O siteler birer araf! Bu insanlar satın alınarak edinilemeyecek bir etik ve estetik olgunlukla, başka bir deyişle hep dahil olmak istedikleri ‘medeni’ cennetlerle, kendilerinde gördükleri ve asla aşamadıkları ‘değersizlik’ cehennemi arasında bir arafta yaşıyorlar. En muhafazakarlar, kendilerinden en çok kaçmak isteyenler. Başka bir şeye dönüşmek istedikçe, varoluşlarında hissettikleri değersizliği ele veriyorlar.

Sorular: Elif Key
Cevaplar: Ayşe Çavdar (Gazeteci, akademisyen)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.