30 Mart 2015

Sultan II. Mahmud'un Dikilitaşı (Acıbadem)

II. Mahmud'un padişahlık dönemi 1808 - 1839 tarihleri arasına tekabül eder. Tanzimat Fermanı'na giden yolun mimarı olduğu şüphe götürmeyen bir gerçek. Günümüzde hâlâ modernleşme süreci tartışılıyor, Tanzimat Fermanı sorgulanıyor. II. Mahmud da zamanında sorgulanmış bir padişah. Kimileri uzun zamandır uyuyan Osmanlı'yı uyandıracağı düşünerek onu mehdi olarak görmüş, kimileri de gâvur padişah sıfatını uygun bulmuş. Mehdi mi gâvur mu onu tarihten önce vicdanlar belirler. Tarihte bir Türk tarafından atının kuyruğu çekilerek "gâvur padişah!" tepkisine maruz kalan padişahlardan sadece biridir II. Mahmud. Konumuza mazhar olacak kendisinin dikilitaşı da, aslında gâvur adeti.

Adlî mahlasıyla şiirler yazmıştır II.Mahmud. Bu onun çok ince, hassasiyetlere sahip biri olduğunu akla getirmesin. Oldukça sert, merhametsiz bir adammış Allahüalem. Hükümdarlık sürecinde şimdiye dek uzanan olaylardan biri Vaka-i Hayriye. Yeniçerilerin epey kanlı biçimde ortadan kaldırılması bu şekilde adlandırılmış, hayırlı olay. Müslümanın Müslümanı öldürmesi ne zamandan beri hayırlı diye sorası geliyor insanın... Bir padişahın kendi askerini topa tutması ise anlaşılacak bir şey değil. Ucunda bucağında ne olursa olsun. Kadir Mısıroğlu, Necip Fazıl'ın tarih yorumları hakkındaki bir eleştirisinde şöyle der: "Yeniçeri kitabını okuyan Yeniçerilere düşman olur!"

Ocak ortadan kalınca ve tepkiler yoğunlaşınca padişah Asakir-i Mansure-i Muhammediyye adıyla bir ordu kuruyor hemen. Avrupai tarzda eğitim görmüş askerlerden müteşekkil bir ordu. Kendisi de Avrupai tarzı seviyor. Giyim olarak, mimarî olarak, musikî olarak ve eğitim olarak. Bu yüzden Müslümanların nezdinde sıkıntılı bir padişahtır ve pek de hayırla anılmaz. Aldığı beddualardan mı bilinmez vereme yakalanmış. Ömrünün son günlerinde sıkıntı ve acı hiç eksik olmamış. Her fırsatta gittiği Üsküdar'da bir Çamlıca Kasrı yaptırmış. Arada bir gider hava alırım diye. Orada da vefat etmiş. Türbesi Çemberlitaş'ta. Bu büyük kabristanda nice şairler, gazeteciler ve devlet adamları yatıyor, 11 de sanduka bulunuyor: II. Mahmud, II. Mahmud'un ablası Esma Sultan, II. Mahmud'un eşi ve Abdülmecid'in annesi olan Bezmiâlem Valide Sultan, II. Mahmud'un oğlu Abdülaziz, II. Mahmud'un torunu II. Abdülhamid, Abdülaziz'in oğlu Veliaht Yusuf İzzeddin Efendi, Abdülaziz'in oğlu Mehmed Şevket Efendi ve II. Abdülhamit'in kızı olan Şadiye Sultan.


Yazının içindeki üç siyah beyaz fotoğraf da 1938 yılında çekilmiş. Şimdi Acıbadem olarak bilinen semtimizin Küçük Çamlıca taraflarına yakın olan bölgesi. Doğancılar Sokak. II. Mahmud buraya sık sık gelir hatta ailesini de getirirmiş. Yaptırdığı Çamlıca Kasrı'nın açılış merasiminin akabinde erkanıyla birlikte gezintiye çıkmış. Dikilitaşın olduğu yere bir yumurta koydurmuş ve bin adım saydırmış.

Bin adım uzaklıktan tüfeğiyle yumurtayı ilk atışta vurunca tabi erkanı galeyana gelmiş, alkış kıyamet. "Padişahım bu muhteşem atışınızı taçlandıralım ve buraya anı olsun deyu bir daş dikelim" demişler. Padişah da mutlu olmuş ve tiz vakitte yapılmasını emretmiş. 4-5 metre uzunluğunda ve üzerinde Adlî tuğrası bulunan bu dikilitaş hâlâ yaşıyor. Daha doğrusu direniyor. Yüzlerce evin arasında sıkışmış, eskimiş ve üzerine yazılar kararmış bir hâlde.

1812 yılında dikildiği yazıyor kaynaklarda. Dibinde bir badem ağacı varmış o vakitler. Bu bölgeye, birçok badem ağacı olması sebebiyle ve bu bademlerin acımsı tadından dolayı sonradan Acıbadem adı verildiği yazıyor İstanbul'a dair kitaplarda. Doğruluğunu bilemeyiz ama eskiler de Acıbadem'de bademin bol olduğunu belirtiyor. Belki de şimdilerde kiralarının alacağı vaziyet önceden tahmin edilerek başına bir de "acı" eklenmiştir. Kim bilir?

İstanbul'un neler çektiğini hiçbirimiz bilemeyiz. Tanık olduğu şeyler bir yana, üzerinde taşıdığı yük diğer yana. Ölüleri bir yana, dirileri bir yana. Doğal afetleri, trafiği, yangınları ise bambaşka. İstanbul'da yaşayan hayvanların bile akıbeti ortada. İlber Ortaylı bir röportajında, Topkapı Sarayı'nda gördüğü tuhaflıklardan bahsederken şöyle demişti: "Kargaların bazılarının Sultan II. Mahmud devrini gördüğü açık çünkü bilindiği üzere karga takımı iki asrı geçkin bir ömre sahip.". Hatta bu yüzden kargaların saraya zulmediyor olabileceklerini dahi belirtmiş. Abdülaziz suikastı ve nicesini de düşününce...

Dikilitaşın son hali yanda gördüğünüz gibi. Evlerin arasında kalmış. Üzerine tebeşirle yazılar yazılmış, tuğrası ve altındaki tüm yazılar kararmış. Acıbadem'de bilhassa dikilitaşın olduğu Küçük Çamlıca taraflarında oldukça fazla karga var. Şahsen eve girerken, evden çıkarken bazen zorlanıyorum. Kedilerin mamalarını yiyorlar, güzelim çiçekleri telef ediyorlar, köpekleri bile maskara yapıyorlar. Birine taş atsanız beşi saldırıyor. Maazallah adamın gözünü oyarlar. Çok netameli hayvanlar bu kargalar. Sapandan çok korkarlarmış. Çünkü kendilerine bir şey atmak zor, el gücüyle de canları çok acımıyormuş. Sapandan gelecek taşın acısını çok iyi bilirlermiş. Yine konuyu acıya bağladık.

Acıbadem, dikilitaş, II. Mahmud ve kargalar ilginç bir mevzu. Bu yazı vesile olur da üzerine bir şeyler yazılır belki.

Yağız Gönüler
twitter.com/YagizGonuler

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.