10 Nisan 2015

Sedad Hakkı Eldem'den: Türk Bahçeleri

İstanbul, 19. yüzyıl
20'nci yüzyılın başlarına kadar İstanbul medeni dünyanın en yeşil, bahçeleri, mesireleri en bol şehri olarak oluşmuştu. Çoğu Avrupa ve diğer büyük şehirler taş kesilirken, İstanbul zarif yeşil örgü ve örtüsünü korumaya devam etmişti. Zaten, İstanbul öteden beri Avrupa şehirlerinden farklı olarak, bir bahçe şehri idi. Çarşı içinden başka her semt, her mahalle bahçelikti. Evler bahçesiz olamazdı. Bütün şehir sanki bahçe içindeki evlerden ve camilerden oluşmuştu. Aslında da öyle idi. Mahallelerin arasında bostanlar, ağaçlıklar bulunuyordu. En büyükleri birer servi ormanı şeklinde olan miri bahçeler ve mezarlıklardı. Şehrin yakın civarı ormanlarla çevriliydi, Istranca, Belgrad, Tokat, Alemdağ ve nice başkaları gibi. Bütün bu güzellikler içinde Boğaziçi ve mesireleri önde gelirdi. Farklı karakterdeki nice vadiler topladıkları suyu Boğaza akıtırlardı. Bu arada çayırlar vücuda gelir, büyük ağaç kümeleri oluşurdu. İnsan eli doğanın bu tabii seyrini hissettirmeden koruması altında tutardı. Kah ağaç, kah köşk veya çeşme diker, kah dere temizler, kah setler yapar, doğayı bügünkü anlamda tabii bir park haline sokardı. Bu yerlerin hepsi halkın hizmetinde, şair ve aşıkların emrindeydi. Aslında korunmaları, yaşatılmaları halka terkedilse de olabilirdi; çünkü halk buraları kendine maletmişti. Bu işe gereken otorite, bilgi ve itinayı katmak için Bostancı Ocakları kurulmuştu.

Ölçüsüz ve insafsız spekülasyon faaliyeti, çevrenin tamamen yüz değiştirmesine sebep olmuştur. O güzel tabiatın yerini bu çirkin iskan şekilleri ve semtleri almıştır.

Sedad Hakkı Eldem, Türk Bahçeleri, 1976

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.