26 Mayıs 2015

Aga bu kaç para?


“Ne zaman bisiklet üzerinde bir yetişkin görsem, insanlığa dair umutlarım artar.”
- H. G. Wells

Mola vermiş, ağacın altında soluklanıyordu. Bisikletiyle Türkiye turundaydı. Kendisine çay ikram eden yol üstü lokantasının sahibi, kısa bir geyik muhabbetinin ardından konuya girdi:

"Küçükken benimde vardı. Dayım getirmişti Almanya'dan. Mavi. Markası Dino'ydu. Mahallenin en afili bisikletiydi. Büyüdükçe binmez oldum. Apartmanın bodrumunda çürüdü gitti."

33 yaşındaydı. Küçük esnaftı. Kısa zamanda köşeyi dönme arzusuyla lokantacılığın yanında sayısal loto uzmanlığı, milli piyango eksperliği, beygir mühendisliği gibi hobiler edinmişti kendine. O buna hobi diyordu. Çünkü hırsla bezenip ihtirasla süslenen planları kamufle etmenin en iyi yolu, bunu karşındakine zevk için yaptığın izlenimini vermekti. En azından o böyle düşünüyordu.

Karşısındaki tayt giymiş genci kırmak niyetinde olmamasına rağmen harareti konuştukça yükseliyordu. Yol hakkının her koşulda kendisinin olduğunu varsayan, tipik Türk şoförü muzdaripliği… Devam etti:

"Yanlış anlama, belli bir yaşa gelince binmeyeceksin aga. En nihayetinde tehlikeli. Madem iki tekercisin, al bir akülü, bak keyfine! Tayta da gerek yok!" [Tam da bunu söylerken, yüzünü tiksinç bir ifade kaplıyor, farkında olmadan gencin üzerindeki taytı gösteriyordu.]

Koluna taktığı serçe parmağı kalınlığındaki altın bilekliğini sallayarak devam etti konuşmasına:

"Sağ şerit işgalinden başka bir şey değil şu bisiklet. Beni kesseler binmem… Binemem aga! Konu komşuya madara olamam bu yaştan sonra! Pehlivan Osman’ın torunu bisiklete binmiş, kendini yelliyor dedirtmem! Hele birde kazara tayt giydiğimi duysalar, alimallah aforoz ederler beni! Senin anlayacağın, ben bu şeytan icadına para vermem! Hem… Kaç para ki şimdi bu?"

Zaman; finiş çizgisi ölüm olan bir yarışta hız kesmeden yol alan insana, ‘sahip olmak’ ile ‘onlarsız yapamamak’ arasındaki nüansı fark ettiremeyebilir. Bu hızla, hayatın mayhoş tadını almak imkansızlaşır. Bir zaman sonra arabasına, evine, bilgisayarına, ayakkabılarına, gözlüğüne tapmaya başlar. Her birinin bir üst modelinden birer tane daha isterken, eşyaya aşık bir tek hücreliye dönüşüverir. Sonu yoktur. Çıkmaz sokaktır. Halk arasında bu sokağa "Allah Gözünü Doyursun Çıkmazı" denir…

Nüfusu hayli kalabalık olan bu çıkmazın sakinleri, yalnızca ve yalnızca zengin olmak için yaşar. Mülayim biri gibi görünme çabaları, çoğu zaman gözlerindeki dolar işaretlerinin altında ezilir, kaybolur. Kendilerini beğenir, egolarını okşarlar. Çocuklarını kolejde okutma hayalleri kurar, aynı çocukları beş yıldızlı otelde evlendirme hayaliyle de doyuma ulaşırlar. Oysa henüz çocukları bile yoktur. Çocukken leğende yıkanmış bu insanlar, havuzlu evde oturmak isterler. Onlar için dört dörtlük yaşam, dört çarpı dört jipten ibarettir.

Kimilerinin gözü toktur. Gönlü de. A noktasından B noktasına giden en kısa yol önemli değildir onlar için. Kiminle gittiğinin de önemi yoktur, giderken ne giydiğinin de. Gidebiliyor olmaktır önemli olan. Yolda olmaktır. Sadece severler. Kendilerini severler. İnsanları severler. Doğayı severler. Yaşamı severler. Manevi değerleri yüksektir. Manevi değerler, taşınabilir bağımlılıklardır. Her yere kolaylıkla götürülebilir. Kamyona gerek yoktur, bisikletle taşınabilir. Allah Gözünü Doyursun Çıkmazı, bisiklete binenler için, fotoğraflanıp yola devam edilen puslu bir manzaradan ibarettir.

Bir yaşam biçimidir bisiklet. Spordur. Özgürlüktür. Ruhtur. Temizdir. Dünyanın en çevreci ulaşım aracıdır. En etkili protesto, en uygar karşı duruştur. Dengedir. İçe dönüş, kendini sorgulayıştır. Düşünmektir. Barıştır. Aşktır. Otomobil bedeni, bisiklet ruhu taşır. Unutulmayan tek fotoğraf, çocukken bisikletle çekilmiş olandır.

Çıkmaz sokak sakinleri için bisiklete binmek zordur. Çünkü insanı, diğer tüm canlılardan ayıran naif değer yargılarına, asil ahlak kurallarına sahip değildirler.

Bisikletiyle Türkiye Turu yapan ya da işine bisikletle giden birine sorulması muhtemel yüzlerce soru varken, ilk sordukları soru; bisikletin fiyatıdır. Oysa sağlık ve yakıt masraflarını düşünce, bisiklet bedavaya gelir!

"Sahiden aga bu kaç para?"

Ufuk Sarmehmetoğlu
twitter.com/usarimehmetoglu

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.