20 Mayıs 2015

Hüseyin Akın: "Asgari ücretle beş nüfusa bakan bir babanın çaresizliği, muhafazakâr kapitalistlerin keyfini kaçırmıyor."


Huzur İslam’da” sloganı çok değil on yıl evveline kadar çok tutulan bir slogandı. Şimdilerde bu slogana öyle pek rastlayamıyoruz. Bu slogan genelde lüks arabaların arka camlarında, iyi tefriş edilmiş evlerde, halinden memnun ticarethanelerde daha çok arzı endam ediyordu. Herkesi huzursuz etmiş olmalı ki bu kör göze parmak cinsinden slogan bıçakla kesilir gibi kesiliverdi. Muhafazakâr varsıl kitleler acaba bu sloganın sesini neden kıstılar? Muhtemel esbabı sırasıyla gözden geçirelim.

Bir; Varsıl muhafazakâr kesim adreslerinin bu sloganla aşikâr edildiğini fark ederek izini belli etmek istemediğinden bu sloganı susturmuş ya da sesini kısmıştır.

İki; Zulümler, haksızlılar, katliamlar ve sefaletler bütün dünyada kol gezerken, bu kan ve gözyaşı deryasında hangi huzurdan bahsedebiliriz sorusu etrafında beliren yaman çelişki.

Üç; “Huzur İslam’da” sloganını evinin, işyerinin ya da takım elbisesinin yakasına asan kişi, ardından gelecek şu sorudan ürkmektedir: Peki İslam nerede ve sen neredesin?

Dört; Lafta huzurun İslam’da olduğunu söylediği halde icraatta onu büyük masraflar ve yüklü paralarla gidip başka yerlerden satın almaya kalkan kişilerin hızla artışı.

Beş; “Huzur İslam’da” sloganının aslında bir parola olduğu, bundan maksadın din sayesinde menfaat ve rant elde etmek olduğunun anlaşılması ve bundan hasıl olacak paya başkalarının da dahil olma endişesi.

İslam yumuşak yastıkların, geniş yatakların, sıcak yorganların dini midir ki huzur ile İslam’ı uyumsuz bir kolajla kafa konforunuza monte edebiliyorsunuz? Muhafazakâr dindar kimlikli insanlar konjonktürün getirdiği imkânlarla sağlanan görece rahatlık ve şatafatı İslam’ın bahşettiği huzur sanarak fena halde yanılıyorlar. Huzuru hiç tatmamış talihsiz bir kuşağın savurganlık ve konforu Allah’ın lütfundan bir ikram saymasına sefahatin sefaleti denilebilir ancak. Komşusunun açlığını onun kişisel sorunu, özel meselesi olarak görüp tok olarak sabahladığı gecenin sonunda Allah’a verdiği nimetlerden dolayı hamd eden alışıldık dindar tavrıdır. O ki huzursuzluğu ancak kendi açlığında, huzuru ise yine kendi karın tokluğunda görür.

Asgari ücretle beş nüfusa bakan bir babanın çaresizliği onun ne huzurunu bozar ne de keyfini kaçırır. İnsana karşı sorumluluğun da tıpkı namaz, oruç gibi Allah’a karşı sorumluluklar hanesine dâhil olduğunu düşünmez. Evet, düşünmez; çünkü düşünmek insana ev ödevi verip mesuliyetlerini hatırlattığı için nefse zor gelir. İnsan düşünmediği zaman, hele bir de düşünmemeyi “düşüncesizlik” raddesinde yaşam tarzına dönüştürdüğü zaman kendini mutlu ve huzurlu olduğu konusunda inandırır.

Kapitalizm kılıktan kılığa giren bir sistemdir. Şeytan tüyünden yapılmış muhtelif libaslara büründüğünden insanlar onun kendisinden ne alıp ne verdiğini pek anlayamazlar. Her zihniyete, herkese ve her keseye uygun kapitalizm formları vardır. Muhafazakâr ve dini bütün kesime de onları ürkütmeyecek bir dille konuşur. Kendini kabul ettirmesi için yeşil renge bürünmesi, mutluluk kelimesi yerine “huzur”u tercih etmesi gerekir. Hem bu bir tür pazarlama ve ambalajlama tekniğidir aynı zamanda. Nasları bile kendi pazarlama tekniklerine uygun bir mantıkla yorumlatır. “Allah nimetini kulunun üzerinde görmeyi sever” hadisinden yola çıkarak bütün güzellikler ve zenginleri kendi tekeline almayı onaylanmış hakkı sayar. Bunu yaparken de yanında yöresinde giyecek ayakkabısı, yatacak sıcak bir yeri olmayan insanları görecek gözlerini tatile göndermiştir. Allah nimetini kulunun üzerinde görmeyi sever; ama herkesin hayatı kendinedir bir yandan. Bilmez ki Allah bu nimeti sana, aynı zamanda sen de onu bir başkasına ver diye vermiştir. Sen sana bahş olunmuş nimet ve rızkı ihtiyaç sahiplerine ver ki Allah onların üzerinde de bu nimeti görüp razı olsun. Belki de en güzel nimet ihtiyaç sahiplerine sendekinden verip ihtiyacını gidermendir.

Bunu başardığın an İslam sana gelmiş demektir hem de yanına huzuru alarak.

Hüseyin Akın
twitter.com/huseyinakin_
(Milli Gazete, 05.05.2015)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.