28 Mayıs 2015

Sığırını kaybetmiş bir kültürün tohum ve gıdayı da kaybetmesi kaçınılmaz olacaktır


Endüstri bir “tecavüz et kaç” uygulamasıdır. Tarımda ihracat mantığının ağırlık kazanmasıyla birlikte yüzyıllardır koruduğumuz ekolojik sermayemiz ihraç ediliyor. Dev mezbahalar ve hayvan fabrikaları geleneksel hayvancılık ekonomisinin yerini alıyor. Sığırlar kesilip etleri ihraç edilirken, küçük çiftçi ve küçük çiftliklere sağladığı yenilenebilir enerji ve gübre de bununla birlikte ihraç edilmektedir. Gördüğümüz şey, bir avuç büyük şirketin tüm gıda zincirini kontrol altına alarak diğer alternatifleri yok ettiği bir gıda totalitarizminin doğuşudur. Böylece insanların ekolojik olarak üretilmiş çeşitli ve güvenli gıdaya erişimi engellenmektedir. Bu gıda totalitarizmi ancak gıda sisteminin demokratikleştirilmesini hedefleyen büyük yurttaş hareketleriyle durdurulabilir.

Endüstrinin büyümesinden en çok ve özellikle kadınlar etkilenmektedir. Kadınların ezilmesi ve doğanın sömürülmesi arasında önemli bağlantılar vardır. Kadınların ve doğanın sömürülmesi birlikte gerçekleşir. Kadın, toprağın ve hayvanların endüstri karşısında silikleşmesi ile kendi varlığını inşa edecek ekonomik-kültürel zeminini kaybetmiştir. Kültür’ün “ekin” ile ilintisi nedeniyle kadın “toprak-sığır”dan bağımsızlaşamaz. Sığırını kaybetmiş bir kültürün tohum ve gıdayı da kaybetmesi kaçınılmaz olacaktır. Tarım dünyası hem maddi hem kavramsal olarak sürdürülebilirliğini sığırın bütünlüğü üzerine kurmuş ve onu dokunulmaz kabul etmiştir. Sığır, zengin gıda sistemlerinin anasıdır. Müslümanlar yılın hemen bütün aylarında et yemeden yaşayabilecekleri bir hayat kurmuşlardır. Ancak Allah insanların ineği “put” sayıp tapınmamaları için kurbanı farz kılmıştır.

Lütfi Bergen
twitter.com/BergenLutfi

Tamamı için: Ruhuna Kitap

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.