21 Mayıs 2015

Yalnızlık hastalığı

Çizim: Pawel Kuczynski
Medyada sık görünmek ontolojik bir kaygıya dönüştü. Artık hepimiz her yerde ve hiçbir yerdeyiz. Herkes biraz kendisi ama çokça başkası. Sürekli görünme/görülme arzusu insana mola imkânı tanımıyor, köşemize çekilemiyoruz. Çünkü varolmak demek sosyal medyada sürekli paylaşımda bulunmak demek. İnziva artık ütopyaya dönüştü. Dennis Vase inzivayı arınma/ iyileşme olarak görülen yalnızlıktan ayırır. Ona göre modern insanın 'yalnızlık hastalığı' vardır. "Paradoksal biçimde en yakındakilerle ilişkiye girmek yalnızlığa katlanmaktan daha fazla acı verir insana" der. Yalnızlık bir özgürlük vaadidir ancak kişiyi bencilliğe götürür ona göre. Göründükçe ve görüldükçe yalnızlaşıyoruz aslında. Bir terapi merkezine, hak arama alanına dönüştü sosyal medya. Ne kadar işe yarıyor? Yoksa kendimizi mi kandırıyoruz?

Cep telefonu ve internet yeni yalnızlık oyuncakları. Sanal bir inziva mekânı sunan, hakikatle bağımızı kopartan, algımızın mülkiyetini elimizden alan ve bize geçici, günlük bilgiler sunan birer 'vakit öldürme' makinası. J. Attali "Her iki araç da dünyada ilk kez insanlara toprağa bağlı olmayan bir adrese sahip olma imkânı verir." diyor. İnsan nereye giderse gitsin gösterisini de beraberinde götürüyor cep telefonu ve internet aracılığıyla. Guy Debord "Gösteri sadece sahte-kullanımın hizmetkârı değildir, bizzat kendisi yaşamın sahte-kullanımıdır" der. Gerçeği hapsetmekle kalmayıp sahte'yi gerçeklik olarak yürürlüğe sokmanın peşindedir. Sosyal medya özgürleştiğimiz, bağımsızlaştığımız yanılgısına düşürüyor bizi. Oysa bize tanınan tek bir hak var: Bir söylemin ya muhalifi olacağız ya yandaşı. Söz söyleme hakkına sahibiz ama kendi sözümüzü değil, muktedirin ya da muhalefetin tasdiklediği sözü.

Siyasi gündeme dair doğru ya da yanlış olduğunu sorgulamaksızın sürekli bilgi edinme bir tutkuya dönüştü. Enformasyon fazlalığı insanı daha iyi, daha çabuk, daha derin anlamaya yöneltmiyor maalesef. Aksine bilgiyi, haberi ya da uyaranı daha hızlı içselleştirmemiz gerekiyor. Bu ise anlamın iğdiş edilmesine yol açıyor. Algıya hizmet eder gibi görünen medya ve iletişim araçları körlüğe ve akıl tutulmasına yol açıyor. Ânı kaçırmamak için çırpınan insanoğlu bol uyaran karşısında zihin karmaşası yaşıyor. Sosyal medya anksiyeteyi körüklüyor, insanlar fikir üretmekle niyet okumayı birbirine karıştırıyor. Sandığımızdan daha fazla zincirle bağlıyız gösteri dünyasına. Herkesin birbirini gözetlediği ama aslında hiç kimsenin birbirini görmediği bir kısır döngüye hapsolduk. Dikizcilikten farklı olarak kullanılan bir kavram var: Skopofili. Bakmaktan alınan haz anlamına geliyor. Bizler sadece seyirciyiz, bakıyoruz o kadar. Düşüncelerimizin kaçta kaçı kendimize ait, ne kadarı sosyal medyadaki bilgi yığınından ve körü körüne bağlandığımız ideolojilerden devşirme?

Pınar Doğu
twitter.com/pinardogu

Tamamı için: T24

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.