08 Haziran 2015

Devlet Bahçeli: "Bugün zalimler, zorbalar, zulüm havarileri kaybetmiş, Türkiye için yeni bir dönem başlamıştır."



"Adalet ve Kalkınma Partisi yaklaşık 13 yıldır süren tek başına iktidarını kaybetmiştir. AKP için sonun başlangıcı görünmüştür. Türk milleti kutuplaşma simsarlarını açıkça ikaz etmiştir. Gerilim ve gerginliğe dayalı siyaset anlayışı bugün ağır bir yenilgi almıştır. Dahası milli iradeyi karartmaya, demokrasiyi çarpıtmaya dönük her türlü algı operasyonunun tutmayacağı artık net olarak anlaşılmıştır."

"Şurası inkar edilemeyecek bir gerçektir ki, AKP 7 Haziran seçimlerinde devletin tüm imkanlarını pervasızca kullanmıştır. Devlet kanalı TRT, yandaş medya AKP'nin siyasi kampanyası için seferber edilmiştir. Valiler AKP'ye çalışmıştır. Hazine kaynakları AKP'nin emrinde ahlaksızca israf edilmiştir. Demokrasiye aykırı ne kadar tutum ve tavır varsa bizatihi AKP tarafından hevesle uygulanmıştır. Haksızlık, usulsüzlük, eşitsizlik hiçbir dönemde olmadığı kadar vasat bulmuştur. Yalan, riya, iftira, dedikodu hiç bu kadar hakimiyet kurmamıştır. Esasen demokrasinin ruhu gasbedilmiş, vicdani, hukuki ve ahlaki tüm sınırlar çiğnenmiştir. Hepsinden önemlisi, Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı olduğunu inkar edercesine meydanlara çıkmış, kişisel ego ve hırsları uğruna Türkiye'nin huzurunu kaçırmıştır. Türk milleti siyasete doğrudan müdahale eden, tarafsızlığını çok açık biçimde ihlal ve imha eden bir Cumhurbaşkanı profiliyle ilk kez karşılaşmıştır. Erdoğan'ın başkanlık propagandası amacına ulaşamamış, milletimizden kabul ve ilgi görmemiştir. Sistem ve rejim düşmanlarının başkanlık kılıfına bürünmeleri bir işe yaramamış, herhangi bir sonuç doğuramamıştır."

"AKP'deki ciddi erimenin en büyük müsebbibi de hiç kuşku yok ki Erdoğan'ın yasa ve anayasa tanımaz hırçın, hasis ve seviyesiz üslubu olmuştur. Erdoğan acı bir mağlubiyet almış, anti demokratik ve gayriahlaki zihniyeti ayağına dolaşmıştır. Açılış ve temel atma kisvesi altında mitingler düzenleyip AKP'ye oy dilenen, yeni Türkiye propagandasına yeltenen Erdoğan kaybetmiş, miadını doldurmuştur. Ve nitekim 10 Ağustos 2014'teki oy oranının çok gerisine düşmüştür. Artık Recep Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturması telafi edilemeyecek, kaldırılamayacak hasarlara neden olabilecektir. Bu itibarla 7 Haziran'ın başlıca kaybedeni olan Erdoğan görevine devam edecekse ya anayasal sınırlarda kalmalı ya da istifayı düşünmelidir."

"Türkiye risk ve belirsizliğin koyulaştığı bir dönemdedir. AKP'nin hızlı düşüşü şikayet ve sorunların sandığa yansıdığının açık kanıtıdır. Türk milleti AKP'den tamamen kurtuluş sürecini başlatmış, tercihini yapmıştır. Bu olumsuzluklara karşı Milliyetçi Hareket Partisi 12 Haziran 2011 Genel Seçimleri'ne göre oyunu yüzde 33 artırmıştır. Kim ne söylerse söylesin, partimiz 7 Haziran seçimlerinden başarıyla, alnının akıyla çıkmıştır. Tuzak, fitne ve istismar felaketine rağmen milletvekili sayımıza 31 yeni ilave olmuştur. Müfterilerin yoğun gayretine rağmen gücümüze güç eklenmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi adım adım hedefine ilerlemektedir. Hiçbir engel yolumuza çıkamayacaktır. Hiçbir karalama kampanyası önümüzü kesemeyecektir. Partimizin başarısını küçültmeyi, verdiğimiz mücadeleyi sulandırmayı aklından geçiren, geçirmeye tevessül eden kim varsa yanlıştadır ve yanlış taraftadır. Bugün AKP kaybetmiş, Türkiye umutlanmıştır. Bugün zalimler, zorbalar, zulüm havarileri kaybetmiş, Türkiye için yeni bir dönem başlamıştır."

Bir gazetecinin "Mevcut tablo karşısında 2 olasılık konuşuluyor; ya erken seçim ya da koalisyon. Siz bu iki olasılığı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir de AKP'den size yönelik bir koalisyon teklifi gelirse yanıtınız ne olur?" sorusu üzerine:

"Televizyonlarda, uzun zamandan bu yana, araştırmacı yazar ve düşünür olarak Türkiye’yi yönlendirmeye, yeni yeni senaryolar çizmeye gayret gösterenler, daha seçim sonuçları heniz netleşmeden veye genel bir kanaat oluşmadan, tek başına AKP’nin iktidar olamayacağı varsayımını temel alarak, koalisyonlar üzerinde bir tartışma başlatmak istemişlerdir. Şimdi zannediyorum sabaha kadar seçim sonuçları üzerindeki yorumlardan ziyade, bu yeni senaryolar üzerinden Türkiye meşgul edilecektir."

"Türkiye’de Anayasa geçerlidir. Seçimlerde bir siyasi parti, tek başına iktidar olmuyorsa, ülkeyi iktidarsız bırakmamak için diğer siyasi partilerle beraber nasıl bir çalışma düzenine girileceğine dair geçmişte kazanılan tecrübeler vardır. Cumhurbaşkanı, öncelikle TBMM’de milletvekili olan bir kişiyi görevlendirebilir. Demokratik eğilime göre bu değerlendirme, en fazla oy almış olan siyasi partinin genel başkanına yönelmesi lazımdır. Dolayısıyla Sayın Ahmet Davutoğlu’nu görevlendirmesi gerekir. Davutoğlu mecliste bulunan partilerle nasıl bir hükümet oluşturacağına dair çalışmaları başlatması gerekir. Bu çalışmalar başlamadan, hiçbir siyasi partiyle hiçbir görüşme yapmadan, "Şunlarla şu koalisyon olsun diye bir dayatmayla" ülkeyi karşı karşıya bırakmak doğru değildir."

"Bir defa tek başına siyasi iktidar oluşmamış ise, koalisyon kurma zarureti doğmuş ise ülkeyi istikrarsızlığa sevk etmemek, ekonomik sıkıntıya yol açmamak, piyasayı alt üst etmemek için bir koalisyona ihtiyaç duyuluyorsa, bu koalisyonun önce uyumlu bir koalisyon olması lâzım. Adalet ve Kalkınma Partisi, uyumu çözümde aramıştır ve Oslo görüşmesinden bu yana bir çözüm sürecini sürdürmüştür. Bu çözüm sürecinin bir kanadı şuan yüzde 10 barajını aşmak suretiyle, 79 milletvekiliyle TBMM’de bulunmaktadır. Demek ki birinci koalisyon, başlangıcından bu yana birliktelikleri devam eden AKP ve HDP arasında olması lâzımdır. Bu olmuş mu? AKP ve HDP arasındaki örtülü işbirliğini kamufule etmek, gizlemek, koalisyon arayışlarıyla Türkiye’yi bir erken seçime mecbur bırakacak şekilde tehdit altına alarak, bir dayatmaya başka partileri katmak siyasi ahlaksızlıktır.

"İkinci olarak çözüm süreciyle ilgilenen Türkiye’de ileri demokrasiden yana olan, "Daha gelişmiş bir özgürlükler" cümlesiyle siyasetini sürdüren partilerin bir ortak koalisyonunu düşündüğünüz taktirde; alın size ikinci bir koalisyon modeli olarak AKP, CHP, HDP’yi bir araya getirebilirsiniz. Bunları şuan gayrı resmi rakamlarla ifade edersek, söz gelimi AKP artı HDP koalisyonu 258 artı 79 toplam 337 milletvekiline dayalı, güven oyu alabilecek, Anayasa üzerinde değişiklik yapabilecek bir koalisyon modeli olarak ortaya konabilir. Bunun oransal temsili yüzde 53.9’dur. İkinci modeli esas alacaksanız; yani AKP, CHP, HDP üzerinde, çözüm süreci için, ileri demokrasi için, daha geniş özgürlükler için bir model arıyor ve uluslararası destek de bulabiliyorsanız işte size 258 artı 132 artı 79 yani 469, toplam yüzde 78.9 orana dayalı bir geniş tabanlı koalisyon olur. Böyle bir yapılanma içerisinde MHP şerefi ve haysiyetiyle, ilkeli ve dürüst politikalarıyla, çok güzel ve mecliste denetimi esas alan bir ana muhalefet partisi görevini üstlenmeye de hazırdır. Eğer bunların hiçbirisinden uygulanarak sonuç alınamıyorsa, Türkiye’yi AKP’nin azınlığına bir takım çevrelerin senaryosuna mahkum etmeye de kimsenin hakkı yoktur, en erken seçim ne zaman olacaksa o zaman seçim olsun."

Devlet Bahçeli
MHP Genel Başkanı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.