TARİH, KAYNAK ESERLERDEN OKUNUR.

16 Haziran 2015 Salı

İnanan insan inandırıcı olur


Biz bu dünyaya birbirimize laf yetiştirmeye değil, dünyamızı ahirete raptedecek cümlemizi kurmaya geldik. Dolayısıyla kelime cambazı değil, cümle insanıyız. Kelime ses verir, bir şey söylemez. Cümle ses ile sözü birleştirerek mesajımızı bütün zamanlara ve de bütün mekânlara iletir. Şimdi herkes bir kelimenin nöbetini tutuyor, oluşturmak istediği cümlenin hayalini kurarak. Herkes kutsadığı kelimeyi kendine ad yapmış, onunla çağrılmayı arzuluyor. Kendi cümlemizi kurmaya niyetimiz ve de mecalimiz olmadığı için sağdan soldan cümle devşiriyoruz. Başkasına ait hayatların rolünü çalmakla geçiyor ömrümüz. Bu sebepten İsmet Özel’e bir kez daha hak veriyoruz; zira “kardeşlik duyguları gayetle tıkız”.

Cümle kursaydık kardeşliğimiz de sahici olur ve bir şeye benzerdi. Ele geçirdiğimiz kelimeleri birbirimizin suratına fırlatıp atmazdık. İşte bu durum arızanın ikincisidir. “Mış gibi yapma”yı samimiyet ve samimi niyetin önüne yerleştirmeyi başardık. Sevmediğimiz halde seviyormuş gibi, üzülmediğimiz halde üzülüyormuş gibi davranmak profesyonellere has bir tutum şimdilerde. Kıyamet aşısı olduğunu iddia eden insanların son zamanlardaki birbirlerine karşı davranışları, aslında birbirlerini hiç sevmedikleri, seviyormuş gibi yaptıklarını gösteriyor. “Biz nerede hata yaptık?” sorusu üzerinde cevaplar ararken bile asıl sebebe gelmek istemiyoruz. Ne de olsa asıl sebep biraz hepimizi işaret eden sebeptir. İyiliği emredip kötülükten sakındırmak” gibi bir teminata sahip olan Müslümanların bunu unutup birbirlerine karşı insaf ve izanla bağdaşmayacak üslup sergilemelerinden daha geçerli bir yıkım sebebi olabilir mi? Herkes bir kelimenin peşine takıldı, o kelimeye trollük yaptı. Oltasına yem yaptı takdis ettiği sözcüğü. Şimdi gerçek sebebi göz ardı etmek için karartma uygulayanlar “ey sebep!” yerine “sebep ey” diye haykırıyorlar.

Hüseyin Akın
(Millî Gazete, 16.06.2015)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder