TARİH, KAYNAK ESERLERDEN OKUNUR.

18 Haziran 2015 Perşembe

Şehr-i Ramazan'da Yanmak ve Islanmak


Yanmak” ve “kızgın yolda yalınayak yürümek” anlamına gelen zorlu Ramazan yolculuğumuz başladı başlayacak. Elmalılı Hamdi kelimeyi şöyle tanımladı: “Ramazan, ‘ramada’ mastarından ‘yanmak’ manasına gelir.

Ramazan, “sefer ehli”nin dünyevîliğe boyun eğdiği mutad zamanın ötesine geçmek eylemi. Fertlerin yeme-içme, cinsellik, fena amel, kem söz, kötü nazardan kendini çekip Allah’a huruç etmesine yönelmiş eylemin vakti girmek üzere.

Bu yolda yürüyenler için “yağmur” anlamına gelen bir başka “Ramazan” kavramı daha vardır. Elmalılı diyor ki, “Ramazan, yeryüzünü tozdan temizleyen yağmur manasına gelen ‘Ramda’ masdarından gelir."

İsmail Karagöz ve Halil Altuntaş’ın Oruç İlmihali’nden aldığım bu tanımlar Elmalılı Hamdi’den nakledilmiştir. Karagöz-Altıntaş bu iki anlama Elmalılı’da rastladıkları iki anlamı daha ekliyor. Böylece “Ramazan” hakkında dört anlamdan bahsediliyor (Karagöz-Altuntaş, 2010: 11-12).

Ramazan kelimesi, kılıcın namlusunu veya ok demirini inceltip keskinleştirmek için iki kaygan taş arasına koyup dövmek anlamındaki “ramada” kelimesinden türetilmiştir. Araplar silahlarını bu ayda bileyip hazırladıkları için bu isim verilmiştir. İnsan Rahman’ın bir silahıdır.

Ramazan kelimesi, Allah’ın güzel isimlerinden biridir. Allah’ın rahmeti sayesinde adeta yanıp yok olması dikkate alınarak oruç tutulan aya bu isim verilmiştir. Bu anlamda “Şehr-i Ramazan”, “Allah’ın ayı” demektir. (Aktaran Karagöz-Altuntaş, Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Eser Yayınları, c: I, 642–644, 1971).

Ramazan kelimesinde; temizlik, yanmak ve keskinlik anlamları vardır. Ramazan ayında oruç ve diğer ibadetlerle Allah’a yönelen müminler, günahlarından temizlenir, arınır, bilinçlenir, iman ve ahlak bakımından keskinleşir, kuvvetlenir (Karagöz-Altuntaş, 2010: 12).

Ramazan, Âdem’in cennette yaşadığı hale dönüş isteğidir. İnsan (kadın ve erkek orada feta idi). İnsan alem-i mevcud içinde yiğit kişi olup emaneti yüklenmişti.

Yiğitlik nedir?

Dünya servetine gark olmuşluk içindeki ihtiyaçtan münezzehlik, fazlalıklardan arınmışlık, mülke ve saltanata bilenmişlik. Çün Allah “Eğer yere düşersen acıkırsın, susarsın, ihtiyaçların olur” demişti. Âdem başlangıçta böyle bir zahit idi; zahitliği lüks tüketimle birlikte idi (Lüks: çalışma-emek-ihtiyaç gerektirmeyen). Bir tekebbür olarak değil bir nimete garkolmuş olarak tüketme insana Cennet’te verilmişti.

İnsan Cennet tabiatın içinde “bahçıvan” iken kendi tabiatının denetimine mecbur değildi. İhtiyacı olduğu için tüketmiyordu, hüsna için, nimetleri zikr için tüketiyordu. Bu tüketmesi günah da, israf da değildi. Âdem zahidliği mülke ve uzun emele-sonsuz ömüre çevirmek isteyince tabiat değişti. Yere düşünce kendi tabiatının ihtiyaçlarını karşılayan ırgat olması gerekti. Âdem için “dindarane aylaklık” dönemi böyle bitti. Tevbe edip Kâbe’yi inşa etti. Bu nedenle İbrahim (as) İsmail (as) ile birlikte dedesi Âdem’in inşa ettiği Kâbe’yi tamir ederken “Rabbenâ vec’alnâ muslimeyni leke ve min zurriyyetinâ ummeten muslimeten leke ve erinâ menâsikenâ / Ey Rabbimiz, bizi Müslümanlar olarak sabit kıl. Soyumuzdan bir topluluğu da, Sana boyun eğen bir ümmet yap; bize ibadet yollarımızı ve hac vazifelerimizi göster” (2 Bakara 128) dediler. Allah oruçla geleceği geçmişe bağlamıştır: “Yâ eyyuhâllezîne âmenû kutibe aleykumus sıyâmu kemâ kutibe alellezîne min kablikum leallekum tettekûn / Ey o bütün iman edenler! Üzerlerinize oruc yazıldı, nitekim sizden evvelkilere de yazılmıştı, umulur ki ittika eder-korunursunuz” (2 Bakara 183). Bu eylem bizi Âdem’in misak sonrası servet içindeki zahitliğine taşıyan açlık-susuzluk-bilenmişlik isteyen bir çöl yoludur.

Müfredat’a göre RMD (z) “Güneşin kızışması, onu yaktı, kızgın toprak, koyun sürüsü kızgın güneşin altında otladı, dolayısıyla ciğerleri susuzluktan kurudu; Falan kişi kızgın güneşin altında geyik avlamakta” anlamındadır (İsfahani, c: 1, 2006: 512).

Yine Müfredat’ta RM (rama) “ok ve taş gibi cisimler için kullanılır, hedefe atmaya çıktı” (İsfahani, c: 1, 2006: 512) anlamındadır.

İnsan saltanat-tükenmezlik duygusu ile “dünyada varlık” halini unuttu. Marazlandı. Böyle bir MRD (z) “hastalık” ancak oruçla tedavi edilebilir; o da RMD (z) eylemiyle fazlalığı atmaktır.

Yağmuru üstümüze dökülmüş milyonlarca damladan ibaret görmüyoruz. Zaten rızkımız semada değil midir? Yağmuru asıl derundaki haşyete dair görüyoruz. İçimizdeki taşlaşmış, çoraklaşmış kalbin zuhura ağlaması. Kızgın yolda yürüyenler için kaynayan yağmur (rahmet) ve azlığın bereketi hepimizi kuşatsın inşaallah.

Lütfi Bergen
twitter.com/BergenLutfi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder