07 Temmuz 2015

Dergâh Yayınları'ndan yeni kitaplar


"80’lere daha varmamıştık. Henüz yeni yetme bir üniversiteliydim ve iftarı o zamanlara has bir şekilde herkes gibi ben de kendi evimde, ailemle birlikte yapardım. Aile içi yakınlıklar haricinde dikkat çekici davetler olmazdı. İftarlar evde yapılırdı, iftara gitmekten çok iftara çağırmak akılda kalırdı. Aileler arasında protokol yoktu, sadece özel misafirlere açılan göstermelik havalı yemek masalarının, porselen takımlarının evlerde bir yerlere tıkılması için epeyce bir zamanın geçmesi gerekecekti. Yer sofrasında olurduk, kapıyı çalan lafı uzatmazdı, gelir sofraya otururdu. Yemekte herkese bir kaşık bulunurdu. ‘Tanrı misafiri’ diye bir şey vardı ve iftar yemeğinin varsa bir lezzeti, biraz da o, gelenin dualarıyla teşrif ederdi."

Necdet Subaşı, Türkiye’nin yakın dönem Ramazanlarına kişisel penceresinden bir bakış atıyor. Pek çok kişiye tanıdık gelecektir...

www.dergahyayinlari.com/?q=node/929


Zâhirle bâtın; bedenle ruh, şekille içerik gibidir, bir paranın iki yüzü gibi birbirine bağlıdır. Biri olmadan diğeri olmaz. Bir hükmü doğru olarak anlayabilmek için onun her iki yönüne, dış ve iç yüzüne aynı derecede önemle bakmak gerekir.

Dini hükümlerde, muamele ve ibadetlerde esas amaç bu hükümlerin bâtıni ve manevi yönü ol-makla beraber zahir ve şekil tarafı da bu hedefe ulaşmanın vazgeçilmez aracıdır. Bu eserde de abdest, namaz, oruç, hac, zekât, kurban gibi ibadet konuları; tevbe, takva, zühd, şükür, sabır, rıza ve tevekkül gibi ahlâki ve tasavvufi meseleler, daha çok tasavvufi ve hikemi yönden ele alınmıştır. Eserdeki bilgiler, önce Kur’an-ı Kerim’e ve hadis-i şeriflere, sonra en sağlam ahlâk ve tasavvuf kitaplarına istinaden verilmiştir. Böylece bir Müslümanın günlük hayatındaki pek çok mesele hakkında büyük sûfîlerin görüş ve yaşayışları okuyucunun istifadesine sunulmuştur.

www.dergahyayinlari.com/?q=node/927


Türk entelektüel tarihinin teşekkül devri, zihniyet dünyamızla hayat felsefemizin yörüngesini belirleyen zaman dilimidir. İslâm tasavvurumuzun oluştuğu bu dönem, Horasan-Türkistan havzasının Müslümanlaşmasına paralel olarak derinleşir ve sonraki zamanların mayası olur. Düşünce, ne derecede kemâli yoklarsa yoklasın, ehemmiyetli bir cephesiyle kuruluş döneminin ürünü olduğuna göre devamlı olarak ilhâm alınan kaynak burasıdır. Bir fikir hangi aşamaları kat ederse etsin esas itibariyle geriye doğru bakarak ileriye doğru akar. Tefekkür hayatımızın sicil kayıtlarını toplayan Fârâbî’yle Mâtürîdî’nin diktiği, İbn Sînâ, Yûsuf Has Hâcib ve Gazzâlî’nin suladığı ağacın meyveleri Osmanlılar tarafından devşirilir. Diğer bir ifadeyle fikrî ve siyasî geleneğimiz Horasan-Türkistan havzasında filizlenerek meyveye durur. Osmanlı coğrafyasında da kemâle erer. Düşünce âlemimiz bu şekilde eskinin tazyiki altında şekillenerek kendisini bulur.

Türk tarihi aksiyon hâline gelmiş düşünce, amel hâline gelmiş fikirdir. Fikir yürütmenin yanında nazar etmeye de ehemmiyet veren entelektüel geleneğimiz, ne felsefenin içinde yitip gider, ne de hayatın içinde eriyip biter. Spekülasyona da tedebbüre de hak ettiği yeri verir. Sosyo-kültürel unsurlara hem dinî hem de felsefî mânâlar yükler. Hayat felsefesini idrâk edilen tarih ve coğrafyayla irtibatlı kılar. Fikri hisse, hissi fikre dönüştürür. Zihniyet dünyasıyla tecrübe edilen âlem arasındaki uçurumu ortadan kaldırır. Hayata mâl edilmeyen bir düşüncenin karşılığı olamayacağını tesciller. Düşünce bu şekilde hayatın bir aynası olur, yaşanılan zamanın nabzını tutar, cevabını almak üzere soru sorar. Tefekkürün kendisi kadar neticesine de ehemmiyet veren Türk filozofu, yalnızca aramanın hazzıyla yetinmez. Menzile ve maksada da erişmeye çalışır.

www.dergahyayinlari.com/?q=node/926


Bir nutkunda; Aç gözünü Hak ile bak / Oku Hüdâyî’den sebak buyuran Hz. Hüdâyî, bu çağrısına gönül verecek tâliplere yirmi beşe yakın eser bırakmıştır. Eserlerinden dört tanesi, terceme-i hâli, vefâtına düşürülmüş târihler, şiirlerine yapılmış tahmîsler ve tarîkat silsilesi de ilâve edilerek Külliyât-ı Hazret-i Hüdâyî adı altında bir araya getirilmiştir.

Hüdâyî Âsitânesi şeyhi Mehmed Gülşen Efendi’nin gayretleriyle hazırlanan ve Hz. Hüdâyî’nin Tarîkatü’l-Muhammediyye, Tarîkatnâme, Necâtü’l-garîk isimli risâleleri ile Dîvân’ından müteşekkil olan Külliyât, bu yayının esasını teşkil etmektedir. Eser yayına hazırlanırken her üç risâle, kütüphanelerdeki bazı yazma nüshalarla mukayese edilerek farklar gösterilmiştir.

Külliyât içinde yer almasına rağmen Hz. Hüdâyî’nin Divân’ı, günümüz harfleriyle müstakil olarak iki kez basılmış olduğu için bu yayına dâhil edilmemiştir. Bunun yerine, bir tek yazma nüshası olan Mevlûd-i şerîf ve Mi‘râciyye adlı Türkçe risâle, Külliyât içine alınmıştır.

www.dergahyayinlari.com/?q=node/925

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.