01 Temmuz 2015

Lütfi Bergen'den iki yeni kitap


Beyin kalb ile düşünür. Yani kalbsiz bir düşünme vücûda gelmez. Zaten hikmet onun için beyin faaliyeti değil kalb faaliyetidir. Modern bilgi paradigmasının bunu anlaması mümkün olmayacaktır. Kur’an görmenin de kafada değil kalbde olduğunu bildirir. Kur’an kendi aydınını diğer aydın tasavvurundan ayırmaktadır. Yalnızca İslam, bilginin insana verildiğinden bahseder. Bilgi, Adem’e verilmiştir (Bakara 2: 30), melekler her şeyin ismini sayan Adem’e secde etmiş (boyun eğmiş)lerdir. Bilginin verildiği sırada Adem henüz peygamber değildir. Zaten bilgi ona peygamberlik bilgisi olarak değil eşyayı kavramlaştırma bilgisi olarak verilmiştir. “İlim ancak Allah katındadır” (46Ahkaf 28). Bu beyan, insanın bilgi ile irtibatını tayin ediyor. İnsanın sa’y u ameli ile bilgiye erişemediği bir tasavvur dünyasını huzura koyuyor. Bu mutlak bir hususiyet olmalı. Hiç bir mahluk kendi gayreti ile bilgiye erişemeyecek ve insan olmanın bu hususta bir imtiyaz alanı açtığını söyleyemeyecek. İnsan bilgisinin küllü bir alıntıdır, bu alıntı ilk vahiyden yapılmadır. İnsan’a has, insan olmaktan doğan bir bilgi yoktur. Bunu insana doğduğu günden ölümüne dek ona bilgi aktaran öğreticiler nedeniyle söylemeye cesaret edebiliyoruz. İnsan, cismanî yanının, biyolojik güdülerinin peşinde de kelime üretemez. Kelimeler insan tarafından üretilemez. Başlangıçta (Âdem’le) verilmiştir. İnsanlar kelimeleri bir ezber sonucu, başkalarından aktarılarak elde etmişlerdir. Hayatının devamında da bu ezber katmanlarına muhatap olurlar. Bilginin kendisi bilenlerin bilmeyenlere dayattığı bir belletmedir. İnsan farkında olmadan bu belletmelerden alıntılar yaparak yaşamını devam ettirir. İnsanın yeryüzünde zenginlik/debdebe peşinde koşmasına, burjuva toplumu kurgusuna rıza göstermesine neden olan bilgi nefsî bir bilgidir. Kitapta bu bilginin reddine ilişkin sorgulama yapmayı denedik. Bir cevap bulduğumuzu iddia etmiyoruz.

Akçağ Yayınları, 276 Sayfa, 14 TL
www.akcag.com.tr/kitap/bilginin-kaynagi-nedir.html


Elinizdeki kitap Ali Şeriati’nin “zindandan kurtuluş” meselesinde verdiği çözümün kifayetsizliğine işaret etmektedir. Kanaatimce insan, kendi ellerinden çıkan tabiat dışı üretimlerle yeniden zindana girmektedir. Teknoloji-bilim kurtuluşa çağırmamaktadır. Ali Şeriati’nin “İnsanın Dört Zindanı” kitabında ferdin coğrafya, tarih, sosyolojinin zindanından çıkmak istediğinde tekno-endüstriyel öneri getirmesi İslâm dünyasında Batı karşısında yenilgi düşüncesinin daha halen atılamadığının da işaretidir. Ali Şeriati, Osmanlı aydınlarının Batı’nın fabrikası, endüstriyel toplumu, kalkınmışlığı karşısında yaşadığı “medeniyet” buhranını aşamamıştır. Medeniyet meselesini insanlığın ortak tarihi şeklinde okumak; tarihi ilkellikten kalkınmışlığa, bilgiyi cahiliyetten bilişim toplumuna doğru yürütmek Müslüman aydınların kurtulamadığı bir akıde haline gelmiştir. Bu kitapta anlatmaya çalıştığım mesele, Ali Şeriati’nin ve Türkiye’de İslâmcılık-Türkçülük-Batıcılık fikirlerinin Müslümanlar için kurtuluş saydığı tekno-endüstriyel bilgi ve araçlarının kurtuluşa fırsat vermediğini yeniden vurgulamak; tekno-endüstriyel toplumsal organizasyon olan kentlerin yeni bir zindan oluşturduğuna işaret etmektir. Yalnızca kentler değil, “Modern İnsan”ın elinden çıkan tüm tabiatdışılıklar (asfalt-beton-otomobil-GDO-plastik-margarin-kent-fabrika) insanın zindanı haline gelmiştir.

Akçağ Yayınları, 196 Sayfa, 10 TL
www.akcag.com.tr/kitap/insanin-besinci-zindani.html

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.