15 Temmuz 2015

Ömer Tuğrul İnançer: "Cenneti mesire yeri gibi, kebapçı dükkanı gibi görmek kimsenin hakkı değildir."

Mü’min, korku ve ümit arasındadır” sözü tasavvufî bir söz değildir, daha ziyade dinin mükellefiyetler, yükümlülükler tarafı ile ilgili bir bahistir. Ulemâ efendilerimiz, izah babında bir sınıflandırma yapmak için büyük günahları saymışlardır. Hakikatte hiçbirşey sınıflandırılmaz, bu sınıflandırmalar öğretici olmak için yapılmıştır. Ulemânın büyük günah olarak tesbit ettiği 19 tane günah vardır; bunlardan iki tanesi şudur, birisi; ben o kadar büyük günahkârım ki, ne yaparsam yapayım cehenneme kütüğüm; bu “Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyiniz” ayetine muhalif olduğu için büyük günahtır. Diğeri; “ben öyle hayırlı ameller işledim ki, öyle hayırlı bir adamım ki, cennette köşkler garanti” demektir. Bu da günah-ı kebâirdendir. Bu durum “ben nefsimi aklamam” ayetine muhaliftir.

Kur’an-ı Kerim’de birçok yerde “Onlar için korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır” mealinde ayetler vardır. Bu ayetlerinin birinin başında “Bilmiş ol ki, onlar Allah’ın dostlarıdır” cümlesi vardır. Allah’ın dostluğunu kazanmış bir zât-ı şerif hala “Beyne’l-Havf Ve’r-Recâ’da” mıdır? Ancak mahşer hali öyle bir haldir ki, pişman olmayacak hiç kimse yoktur. Mesela Allah’ın ikramına mazhar olmuş bir zat, keşke daha çok yapaydım da daha çok ikram alaydım diyecektir.

Cenneti mesire yeri gibi, kebapçı dükkanı gibi görmek kimsenin hakkı değildir. Hatta bir takım insanlar hurînin ne olduğunu bilmiyorlar, dişi melek zannediyorlar. Hûr’da cinsiyet yoktur çünkü ahirette cinsiyet yoktur. Cinsiyet ve milliyet dünyevî bir haldir, üremeye ve birbirimizi iyi tanımaya ve bu şekilde Yaratıcımızı iyi tanımaya yarar. Kabir suallerinde cinsiyet suali yoktur, milliyet suali de yoktur. Cenneti bir mekan olarak ve dünyevî yasakların kalktığı bir yer olarak görmek, engizisyon papazlarının yaptığı işkenceleri de cehennem azabı zannetmek Cenab-ı Hakk’ın cezasını ve mükafaatını anlamamak demektir.

Her insan ayrı bir kapasiteye sahiptir, her insan bu kapasitesini doldurmakla yükümlü olarak buraya gönderilmiştir. Bu kapasitesini dolduranlar kâmillerdir, dolduramayanlar nâkıslardır. Kapasite çok nadir olarak artırılır, ama çok nadir olarak… 50 kiloluk kapasitesi olan adamın 49 kilosu varsa onun kâmilliğine çok az kalmıştır, benim 500 kilo kapasitem var ve 250 kilo taşıyorsam yarım adamımdır. Tasavvuf ekolleri asla bir cemiyyet ve cemaat değildirler. Tasavvuf ekolleri ferdî tekâmül peşindedir. Bu ferdî tekâmül kapasiteyi doldurduktan sonra taşmakla ortaya çıkar. Taşanlar, etrafını faydalandıranlardır.

Allah korkunç değildir. Allah güzeldir, güzeli sever. O güzelin rızasını kaybetme, hatırını rencide etme korkusu başka birşeydir. Mükellefiyet borcu ödemek güzeldir ama kamil birşey değildir.

Takva, Allah’ın rızasını kaybetme korkusudur. Bu, Allah’ın ceza vermesi korkusu değildir. Allah’ın verdiği ceza bizim menfaatimizedir. Elbette Rabbül Alemin’in bir haşyeti vardır ve o haşyetten korkulur ama hep Allah ile beraber olanlar o haşyetten korkmazlar. Şeyh Şamil hazretlerinin Çar karşısında “Lev enzelna…” ayetlerini okuması ve haşyet kelimesinde tavanın sıvasının dökülmesi…

Efendimiz, münafıkların kimler olduğunu bilirdi ancak ifşa buyurmazdı. Kimler olduğunu sadece bir kişiye söyledi. Hz. Ömer efendimiz, kendisinin cennetle müjdelendiğini bilmesine rağmen, Efendimiz’in sırdaşına sorardı, beni de münafıklar arasında saydı mı diye… Bu incelik korku ve reca arasında olmak değildir, başka birşeydir. Hz. Ebubekir, cennetle müjdelenmiş olmasına rağmen “Ya Rabbi, bedenimi öyle büyüt ki, cehenneme başka mü’min sığmasın” buyurmuştur.

Hz. Peygamber’in kâline şeriat, haline tarikat denir. Biz tarikat derken filancacı, falancacıları kastetmiyoruz, tarikat bu değildir. Kelimelerin hangi kavramı ifade ettiğinde mutabık olmamız gerekir. Bir kişiyi gördüğün zaman, hatırladığın zaman Allah aklına geliyorsa o Allah velisidir.

Ömer Tuğrul İnançer
(Seyir Defteri, Bölüm 4, 31 Ocak 2008)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.