02 Temmuz 2015

Sezai Karakoç: "Şâir, milletinin sözcüsü, yorumcusu ve gerekirse yol göstericisidir."


Şâir, felâkete uğrayan milletini ayağa kaldırmak için başını yükselten, toplum minberine çıkan kahramandır. Umutlandırandır, muştular saçandır

Şâir, milletinin sözcüsü, yorumcusu ve gerekirse yol göstericisidir. Şâir, milletinin kalbidir. Atan nabzı, çarpan yüreğidir. O, milletine kafasıyla, gönlüyle ve ruhuyla yapışıktır. Alınyazısı, milletinin alınyazısıdır. Şâiri olmayan millet yok demektir. Şâirlerini görmeyen millet, kendini görmüyor, şâirlerini yaşamayan millet, yaşamıyor demektir.

Şâirin bir misyonu vardır; bir kabile içinde, bir millet içinde, ya da insanlık içinde insanın, ya da insanlığın din kaynaklı törenlerinde ilâhî mûsikîye, onun sesi karışmalıdır. Tanrı'yı bütün insan kardeşleri adına o yüceltecektir. Tanrı'ya onlar adına, sesini o yükseltecektir. Felâket ânında yine insanlar adına sesini o duyuracaktır, Tanrı'ya. İnsanlık adına o günâh çıkartacak, günâhlarımızın itirafını o yapacak, af isteğimizi en canlı ve anlamlı şekilde o çıkartacaktır Tanrı katına. Tanrı, samimiliği ve temiz yürekliliği içinde onu toplumun temsilcisi, sözcüsü kabul edip eşsiz acımasıyla insanları bağışlayabilir. 

Yalvarışların en güzelini, en ölmezini belki o yapacaktır. Öyle ki, insanlar, aynı durumla karşılaştıkları her vakitte o yalvarıyı dillerinde ve gönüllerinde hazır bulabilsinler; o yakarı, insanlık için sunulan en etkin teselli olabilsin.

Her an, olağanüstü duyarlıklı olmak, kelimelere bu duyarlığı bütün şiddeti ve elektrikliliği ile yüklemek, şâirin misyonudur. Veliliği, önderliği, kahramanlığı, savaşçılığı, aşkı ve ölümü, milleti adına, insanlık adına kelimeler içinde bir kere daha yaşamak borcundadır. O, yalnız, milletinin geçmişini değil, geleceğini de yüklenmiştir. Gelecek felaketleri sezip çığlık çığlığa haber vermek, halkı uyarmak, ona yön göstermek, bunu da kalblere ve ruhlara işleyecek bir güç yapmak ödevindedir.

Şâir, bir kader cambazlığının adamıdır. O, insanlığın çektiğini ve çekmesi gerektiğini çekecek, fakat bu çekilenlerden ötürü ezilmeyecek ve bu çilenin mâcerâsını, bir kutup kâşifi sabrıyla, hatırasını kaydederken gösterdiği sabırla ve ameliyat başındaki doktordan daha sakin ve soğukkanlılıkla yazacaktır. Acıların kanını sevinçlerle, ihâneti masumlukla, korkaklığı yiğitlikle, hırsızlığı cömertlikle, lüksü riyâzetle yıkacaktır O, yaşantısı, dâima iki renk iplikle dıştan siyah ve içten ak, dıştan kızıl ve içten yeşil iplikle örülmüş görünümündedir.

İnsanlar, çoğu kez bu trajedya kahramanına, bir komik muamelesi yaparlar. Bunu bilmelidir şâir. Bunu göze almalıdır. Ama her seferinde, yenilgiyi kabul eden o değil öbürleri olmalıdır. Övgüler de, yergiler de dayanıksızdır. Şâirse, dayanaklı olduğu ölçüde kazanacaktır. Geceye yenilmeyen her kişiye, ödül olarak bir sabah ve bir gündüz, bir güneş vardır. Ve şâir, her sabah, armağan olarak, bir gündüze kavuşmağa en lâyık kişidir.

Sezai Karakoç
(Edebiyat Yazıları I, Diriliş Yayınları, İst. 1982, sf. 46.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.