07 Temmuz 2015

"Türkçe, Kur’ân ve Hadîs menşeli itikadî bir dildir."


Öncelikle kitabın dikkat çeken ismi üzerine konuşacak olursak neler söylemek istersiniz?
Rasulü Ekrem’in söylediklerine “işittik ve itaat ettik” diyenlerin işittiklerini konuşmaya ve işittikleri ile amel etmeye başlamalarıyla Türk olduklarını söylüyoruz. Rasulü Ekrem’in söylediklerine kulak tıkayanlar; İslam vasfı kazanamadıkları gibi, söylenene kulak asmayanlar ve kulak ardı edenler de ihmalleri ölçüsünde İslam vasıflarını zedelediler. Buna karşılık söze kulak veren ve dikkat kesilen Türk oldu ve İslam’ın kılıcı olarak küfrü geriletti. Biz Türk tabirini ırka, etnisiteye, kültüre, harsa dayandırmıyoruz. Biliyorsunuz İsmet Özel’den öğrendiğimiz bir Türk tarifi var. Kâfirle çatışmayı göze alan Müslüman’a Türk diyoruz. Biz Rasulü Ekrem’i kabul işitmesiyle işiten ve işittiğinin gereğini yerine getirmek üzere cehd edenlerin Türk olduğunu bu kitabın adında belirmeye çalıştık.

Sizi bu incelemeye sevk eden nedenler nelerdir acaba? Ve bu inceleme ile nasıl bir sonuca ulaşmayı hedefliyorsunuz?
Biliyorsunuz Avrupa menşeli bir yığın dil teorileri ve dil ailesi ve grupları tasnifleri bulunmaktadır. Bunlar uzun uzadıya dillerin Allah tarafından yaratılmamış olduğunu ispat etmeye çalışır. Yani Allahü Teâla’nın bütün mahlûkatı ve amellerimizi yarattığı gibi lisanlarımızı da yarattığı gerçeğini örtmek isterler. Bu tezler Türkçenin Kur’ân ve Hadîs menşei dışında başka ilgileri bize dayatır. Oysa bize bilgilerimiz ve incelemelerimiz göstermektedir ki Türkçe Kur’ân ve Hadîs menşeli itikadî bir dildir. Yunus Emre’den önce tekkeler, zâviyeler ve medreselerde, Yunus Emre’den sonra Kur’ân ve Hadis bilgisi ışığı altında doğmuş olan Türkçe, Arap sarf ve nahvini bilen âlimlerin neye inandıkları ve niçin amel ettiklerinin tayin ediciliğinde günlük hayatlarını idâme ettirmek için ortaya çıkardıkları Arabî bir dildir. Türkler, yüksek kültürlerine mütenasip bir dil içinde yoğrulmuş ve o yüksek kültürlerini telaffuz ve aksanıyla birlikte hem anlatan, hem ifade eden bir dil kurmuşlardır. Biz Türkçenin bir ırkın, bir kavmin, bir kültürel topluluğun dili olmadığını Kur’ân ve Hadis kaynaklı itikadî bir dil olduğunu, bunun delillerinden olarak ta Kur’ân-ı Kerim’deki ve Hadis-i Şeriflerdeki binlerce kelimenin Türkçe’de yer aldığını göstermeye çalışıyoruz. Türkçenin Kur’ân ve hadis ile kurulmuş sıkı bağı, yakın zamana kadar -belki de harflerimizin elimizden alınmasına kadar- insiyakî olarak biliniyordu. 1928’e kadar başımıza gelen bütün oldu bittiye rağmen bugünkü konuştuğumuz dille kıyas kabul etmeyecek kadar bir başka dilin içinde yaşıyorduk. Ancak kademe kademe uzaklaştırıldığımız bu Türkçe aslında Kur’ân’dan uzaklaşma manasına geliyordu. Bugün, neyin dile getirildiğinin farkında olunmadığı bir çağda “İşte konuştuğumuz lisânın aslı budur.” diyerek asla rücû fikrine, Türk dilinin aslına dikkat çekiyoruz.

Muammer Parlar
(Konya Yenigün, 26.06.2016)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.