13 Ekim 2015

Kemal Sayar: "Terör mağduru insanlarımız kanlı canlı birer insandır bir istatistik sayı değildirler."

Prof. Dr. Kemal Sayar
[Fotoğraf: Al Jazeera Türk]
Terör konusunda çalışan uzmanlar, yeni bir terör dalgası tanımı yapıyor, mümkün olduğu kadar çok insan öldürmeye dayalı bir tür bu. Buna ruhsal olarak nasıl direneceğiz?
Terör artık mümkün olduğunca çok insanda ruhsal hasar bırakmak istiyor. Böylece toplumu esir edebileceğini ve istediği istikamette yönlendirebileceğini düşünüyor. Bir umutsuzluk dalgası yaymak istiyor. Terör eylemini tamamlayan unsurun bizim tepkilerimiz olduğunu unutmayalım. Bizden saymadıklarımız öldüğünde ‘oh olsun!’ diyecek bir vicdansızlığın esiri olmamakla işe başlayabiliriz. İnsan hayatına kasteden her türlü şiddete karşı ahlâklı ve adaletli bir duruş geliştirerek devam ederiz. Neyi kaybettiğimizi hatırladığımız kadar, hâlâ neyi elimizde tuttuğumuzu da bilirsek elimizde kalanlar üzerine yeni bir dünya inşa edebiliriz. Terörün geleceğimizi, ümitlerimizi ve rüyalarımızı çalmasına izin vermemeliyiz. İşimize gücümüze, sosyal hayatımıza aşkla ve duyarlılıkla devam edebilmeliyiz.

Siyasetçilere düşen sorumluluk nedir?
Türkiye siyasetine nüfuz etmiş bu aşırı çatışmacı ve tahkir edici dilden artık kurtulalım. Türkiye insanı siyasette çocuksu küslükleri, acıdan nemalanmaya çalışan hinlikleri sevmiyor, acılar üzerinden kimin nasıl politik hesaplar güttüğünü iyi okuyor. Siyasetçiler bu kadar acı bir olaydan sonra toplum önünde bir araya gelemeyeceklerse ne zaman gelecekler? İnsanlara bu umut ve ferahlığı verebilmenin başka bir zamanı yok. Siyaset agonistik bir siyasete dönüşmeli artık, tarafların birbirini bir düşman olarak değil sadece rakip olarak gördüğü ve birbirlerinin farklılıklarından ürkmedikleri bir siyasete. Terör mağduru insanlarımız Ankara’da veya Güneydoğu’da, hikayeleri olan, kanlı canlı birer insandır ve bir istatistik sayı değildirler. Tıpkı vahşi PKK teröründe toprağa verdiğimiz insanlarımız gibi, Ankara ve Suruç’ta kaybettiklerimiz de bu ülkenin bir parçasıdır. Ne o ne de diğeri, sadece bir istatistik sayıdan ibarettir. Siyaset acı içindeki insanımızın o biricik acısına ve onun müstesna haysiyetine kıymet verdiğini hissettirebilmeli.

Al Jazeera için kaleme aldığınız bir yazıdaTürkiye toplumunun acılara bakma ve onları kendi içinde hazmetme konusunda acemiliği var” demiştiniz. Bu acemiliğimiz neden hiç geçmiyor?
Unutmayı seçiyoruz. O kadar acılı bir coğrafya ki burası, herkesin bireysel veya aile öyküsünde o kadar örselenmeler var ki ancak unutarak var olabileceğimizi sanıyoruz. Bu bir ölçüde doğru zira unutmak da hatırlamak kadar etkin bir süreçtir. Geçmiş katlanılamaz yaşantımızın yoğunluğunu söndürerek veya silerek kişisel hikayemizi yeniden yazar. Bizi geçmişin edilgen kurbanları kılan bir hafızadan kurtulmak isteyebiliriz. Ancak geçmişi tümden silmek kimliğimizi de silmek anlamına gelebilir. Acıya yeterince bakmayı ve ondan bir şey öğrenmeyi başarabilirsek geleceği de daha güzel kurabiliriz. Başkasının nerede incindiğini bilirsek onu bir daha incitmemeyi şiar edinebiliriz. İşte tanıklık etmek bu anlamda önemli, başkasının acısına duygudaş ve tanık olmak ,’bir daha olmasına izin vermeyeceğim’ demektir bir bakıma.

Kemal Sayar
(Al Jazeera, 12.10.2015)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.