23 Kasım 2015

Ben neyin sersemiyim?


Gözlerimizi çeşitli büyüklükteki ekranlara çevirdiğimiz kadar hayata çevirmiyoruz artık. O ekranların görünmeyen yüzünde duruma kimler hakimse, zihinlerimizin dizginleri de az ya da çok onların eline geçiyor tabiatıyla.

Yeni modeli çıkan her şey bize kendimizi otomatikman eskimiş hissettiriyorsa, bilelim ki yuttuğumuz zoka büyük!

Bu asırda sömürü çarkını döndürenlerin kazandığı en büyük zafer herhalde şu: Dünyadaki milyarlarca birbirine benzemeyen insana birbirinin tıpatıp aynısı olan ürünleri kendilerini özel hissettirerek satmayı başarıyorlar.

Yeni oyuncağımı gördün mü?” dedi havalı olan. “Ben oyunu görmekten kendimi alamıyorum!” dedi havasız kalan.

Eli iyi kötü para gören her insan, kendi değerini kullandığı telefonun modeliyle, arabasının motor gücüyle, giydiği pantolonun markasıyla, internetinin bağlantı hızıyla, şuradaki buradaki takipçi sayısıyla ve sair beş para etmez ıvır zıvırla ölçer hale geldi. Ne kadar çok şeye başkalarından daha fazla 'sahip'sen o kadar değerlisin! Bu herhalde insanın tarih boyunca kendine yaşattığı en ağır yenilgi!

Filanca markanın geleneksel büyük indiriminde birbirini ezen ünlüleri o kadar da yadırgamayın. Bu vahametin karikatürü sadece! Aslını, ağır gösterim kıvamında hemen her gün arı kovanı gibi doldurduğumuz her AVM'de hep birlikte yaşıyoruz.

Her gün, aslında ne olduğunu gayet iyi bilerek bindiğimiz bir gaflet dolambacında uyuşarak geçiyor hayatlarımız; doğru için çabalayan söz, sesini duyurabilir bir şey olmaktan hızla çıkıyor.

Sesimi duyan var mı?” diye bağırıyordu enkazın altından bir ses, hatırladınız mı? Bu çağın sesi olarak sıkça yankılansın bu ses içimizde!

Kulaktan kulağa oynar gibiyiz, herkes bir yanındakinden duyduğu sözü diğer yanındakinin kulağına fısıldıyor sanki. İlk birkaç kişinin ardından anlam bir yerlerde düşüp kalıyor, muhteva kayboluyor, kelimeler güzel tınısı olan seslere dönüşerek dolaşımını ruhsuzca sürdürüyor. Ufuk açıcı bir şey okuduğunuzda onun üstünde düşünmeye sevkederdi eskiden içimizden bir ses. Şimdi aynen şu şekilde bağırıyor: “Bekleme yapma! Sıradaki!

Sosyal medya her isteyen 'kullanıcı'sına, her şeyin aynı torbanın içine doldurulduğu, sonra her gün tombala çeker gibi birkaçının çıkarılıp insanların ilgisine sunulduğu bir 'hikmet lotaryası' düzenleme imkanı veriyor.

Aynı mahfillerde “Paylaşımlarınız ne kadar etkileyici!” şeklinde yarı otomatik karşılıklarla büyüyen zahmetsiz bir itibarlanma biçimi de var. Bu paylaşımları alt alta yazıp topladığınızda ortaya çoğu zaman ne zihnî, ne kalbî bir bütünlük çıkıyor. Çıkan büyük ölçüde beğenilme arzusu ya da doğrudan şizofreni!

Dibi delik kaba Hakk'ın suyunu/ Taşıyıp yorulma dolduramazsın” diyor Aşık Derviş Ali.

Sorgusuz sualsiz buyur ettiğimiz her beyhude sözün de, kapımızdan geri çevirdiğimiz her hakiki sözün de elbet vebali vardır.

Gafil o ki” dedi meczup, “koskoca bir ömrü boş söz ile doldurur!

Gökhan Özcan
(Yenişafak, 23.11.2015)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.