10 Kasım 2015

Bir Müslüman evi nasıl olmalı?


Evlerimiz, en çok zamanımızın geçtiği mekanlardır. En yakınlarımızla, en hayâti meselelerimizi konuştuğumuz, hayatımıza ait kararlar aldığımız özel yerlerdir. Evlerimiz, yaşantımıza göre şekillenir ve bizim ona yüklediğimiz muhtevaya göre anlam kazanır.

Evlerimize hangi manayı yüklüyoruz? Evlerimizi hangi amaçlar doğrultusunda kullanıyoruz? Evlerimiz bizim için bir huzur mekanları mı? Yoksa insani ihtiyaçlarımızı giderdiğimiz sıradan yerler mi? Modern kültürün asrımız insanına sunduğu ev anlayışı ile İslam’ın istediği bir ev anlayışı ne kadar örtüşüyor? Evlerin bir pansiyon, mutfakların birer lokanta olarak kullanıldığı, çocukların kreşlerde ve yuvalarda büyütüldüğü, aile bireylerinin akşamları ve tatil günlerinde bir araya geldiği sentetik kurumlar ne kadar islami bir ev anlayışına uygundur? Nasıl olmalı müslümanın evi? Müslüman evini ne ile doldurmalı ve nasıl bir şekil vermeli?

Kur’an-ı Kerim; İmran ailesi, İbrahim ailesi ve İsmail ailesinden bahsederken, aile mefhumuna ve evlerin fonksiyonuna dikkatimizi çekiyor; Allah Teâlâ, Mısır’da, tevhit mücadelesini yürüten ve işe nereden başlayacağını bilemeyen Hz. Musa ve kardeşine, evden başlamalarını emrediyor. "Musa’ya ve kardeşine şöyle vahyettik; şehirde kendi insanlarınız için bazı evleri karargâh edinin, kendi evlerinizi ise bir mabede dönüştürerek ibadetlerinizi eda edin. İşte bu takdirde müminleri müjdele!" (Yunus Suresi, 87)

Ahzap Suresi 34. ayet-i kerimede ise Yüce Rabbimiz, "Evlerinizde okunan Allahın ayetleri ve hikmeti üzerine kafa yorun: şüphesiz Allah sonsuz lütuf sahibidir, her şeyden haberdardır." buyurarak evlerin farklı fonksiyonuna dikkat çekmektedir.

Bu yönüyle evlerimiz bizim için bir sığınak değil, çocuklarımızın hayatı öğrendiği bir mekteptir. Elbette ki, böyle bir evin ders yapılan ve sohbet edilen bir odasının olması gerekir. Bu odanın en müstesna yerini ise hakkı ve hakikati öğreten kitaplar oluşturmalıdır.

Her şeyde olduğu gibi bu konuda da Efendimizin hayatındaki nümunelere bakmamız ve bize düşen hisseyi almamız gerekiyor;

O nasıl bir hayat sürdürürdü evinde?

Eşlerine, çocuklarına, nasıl zaman ayırırdı ve ne yapardı?

Geceden yarına nasıl bir hazırlık içinde olurdu?

Ne zaman yatar ne zaman kalkardı?

Efendimizin diğer sosyal hayatı kadar ev hayatı da bir müslüman tarafından ayrıntıları ile bilinmesi gereken bir durumdur.

Efendimiz sabah namazını kıldıktan sonra seccadenin üstüne uzanır, güneş doğuncaya kadar istirahat eder, sonra uzaktan yakından kendisini görmeye gelenleri kabul etmeye başlardı. O, çevresindekilere vaaz eder, öğütler verir, sorularını cevaplandırır, hattâ gördükleri rüyâları tabir ederdi. Bazen arkadaşlarına kendi rüyâlarını anlatırdı. Hem okul, hem meclis, hem de sohbet yeri olan mescitteki bu oturumlarda herşey konuşulurdu.

Rasûlullah (sav) Efendimiz, yatsı namazından sonra oturup konuşmayı, vakit geçirmeyi sevmezdi. Yatmadan önce “İsrâ, Zümer, Hadîd, Haşr, Teğâbun, Cum’a” sûrelerinden birini okur, sonra dûasını yapar ve sağ tarafı üzerine yatar, sağ elini, sağ yanağının altına koyardı.

Sevgili Peygamberimiz Efendimiz (sav) gecenin yarısı, yahut üçte ikisi geçince uyanır, yastığına yakın bir yerde bulundurduğu misvakı ile dişlerini ovar, sonra kalkar, abdest alarak -bütün ömrünce devam ettiği- gece namazını kılardı. Gece ibâdetini edâ edince bir süre daha yatağında uyur, sonra Bilâl sabah ezanını okurken uyanır, abdest alır, sabah namazının sünnetini odasında kılar ve cemâatle farzı edâ etmek üzere mescide giderdi. (Peygamberimizin Aile Hayatı, Hayrettin Karaman)

Peygamberimizin evdeki eğitim faaliyetini Hz. Aişe şöyle anlatır; Hanım talebelerinden Amre, bir gün kendisine “Allah Rasulu evde bulunduğu zaman nasıldı?” diye sorar. Hz. Aişe şöyle cevap verir: “O da sizin erkeklerinizden biri gibiydi, lâkin insanların en yumuşağı ve en iyisi, çok gülümseyen ve tebessüm eden birisiydi."

Efendimizin günlük hayatından evlerde Kuran okumanın ne denli önemli olduğunu da görüyoruz. Bir Hadis-i Şeriflerinde; "Bir cemaat Allahın evlerinden bir evde toplanır, Allahın kitabını okur ve aralarında müzakere ederlerse, üzerlerine sekinet iner, onları rahmet kaplar ve melekler etraflarını kuşatır." (Müslim, Zikr 38)

Kur’an tilavet olunan evde her bir harf bir hava zerreciğinin içini doldurup atmosferin uhrevîleşmesine vesile olur. Kur’an, okunduğu yere huzur, mutluluk ve bereket getirir. Okuyana da, dinleyene de sevinç ve tarifsiz bir huzur verir. Kur’an’ın bu yönünü Efendimiz (s.a.v.)’den, on sene O’na sadakatle hizmet eden, Hz. Enes naklediyor: "Kur’an okunan evin hayrı artar. Böyle evlere melekler toplanır.

Ebu Hureyre Hazretleri de nakledilen bu hadisi biraz daha açıklayan bir başka rivayette bulunuyor: "Kur’an okunan evin hayrı artar; böyle bir ev, içinde oturanları sıkmaz. Bu evlere melekler toplanır; şeytanlar uzaklaşır. İçinde Kur’an okunan, anlam ve yorumuyla meşgul olunan ev, yıldızların yeryüzünü aydınlattığı gibi sema ehli için aydınlatılır."

Peygamberimizin ev içerisindeki ibadet hayatının önemi olduğu kadar, Hane-i Saadetleri’nin fiziki görünümü, iç dizaynı ve evinde bulundurduğu eşya da bizim için bir ölçü olmalıdır. Müslümanın evi gösterişten uzak, sâde ve içinde yaşayanların kalbini dünyevi zevklere meylettirecek unsurlardan uzak olmalı. Abartılı aksesuarlar, hiç kullanılmayan eşyalar, sadece marka olduğu için alınan her şey bir manada olması gereken manevi havayı zayıflatıcı unsurlardır.

Allahın verdiği maddi ve manevi imkanları O’nun rızası dışında kullanmaya bir müminin hakkı yoktur. Dolayısı ile eşyanın hakkını vermek onu dünyevi heveslerimiz için hoyratça kullanmak değil onu rıza-i ilahi için kulların istifadesine sunmakla olur. İşte evlerimize aldığımız her eşyayı da bu zeminde düşünmemiz gerekiyor. Ve Efendimiz (s.a.v.)’in hayatı boyunca ortaya koyduğu aile hayatı bizim için en ideal bir model olamalıdır.

Salih Zeki Meriç
(Altınoluk Dergisi, Mart 2011, Sayı 301, sf. 46)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.