10 Kasım 2015

Hüseyin Akın: Paranın dini var mıdır?


Ah para seni ne kadar da geç keşfetmişiz. Kumardan kaçtık sana sığındık, kadından kaçtık sana sığındık, alkolden kaçtık sana sığındık… Ne de olsa sıcaktı yüzün. Hatta her iki yüzün de yumuşaktı. Yokken küfrettik arkandan. Varken yokluğuna duacı olduk. Para kadar bile sahici değildik paranın karşısında. Gel de şimdi Benjamin Franklin’in o meşhur sözünü hatırlama: “İnsan paranın sahtesini yapar, para da insanın.

Para ile saadet olmaz” lakin parasız da mutluluk kolay değildir. Para ile parasızlık arasında olmak marifetini gösterebilecek kaç babayiğit var şunun şurasında? Hiç saymaya kalkmayın, saydığınız her şeyi paralamış olursunuz. Camide hoca efendilerin parayı gözden düşürmek için ne denli zorlandığına çokça şahit oluruz. Sonunda efendilik bizde kalır hocalık onlarda. Her namaz sonrası kapı önünde bisküvi kutusunda toplanan paralar paranın yarım saat evvel kaybolan itibarını geriye iade eder. Din anlatıcısının muhatabına “karşılıksız” yaklaşması bile nerdeyse tarih oldu. Ne hazindir ki tarih de artık para ediyor.

Önce din anlatıcılarımız tanıştı parayla. Önce ürkek, sonra titrek ve en sonunda istemenin yükseğini yaptılar. İstemez gözüküp istemekte hiç zorlanmadan uzman oldular. Hz. Peygamberin açlıktan nasıl karnına taş bağladığını anlatmak için çok yüksek ücretler için kürsüye değil masaya oturdular. Acaba Kur’an’ın Yasin suresi 21. ayeti niçin gelmiştir ve ne demek ister hiç düşünmediler: “Sizden bir ücret istemeyenlere uyun”. Öyle özlemişler ve o deni uzak kalmışlardı ki paradan bir daha hiç bırakmamacasına sımsıkı sarıldılar. Camide, mezarlıkta, cenaze evinde, nikâh merasiminde ve televizyon ekranlarında bir iş takipçisi gibi çalıştılar.

Para ile ilişkimizi ele veren iki durum vardı: Birincisi onu hak edene vermemek. Mümkün mertebe oyalamak ve unutturmak, ikincisi parasız hiçbir işe el sürmemek ve hiçbir şeye adım atmamak. Çalıştırdığı kişiye emeğinin karşılığı olan parayı vermemek bir insan ve bir kurum için zillet olarak yeter. O kişi dünyanın en berbat en bedbaht insanıdır. Kardeşliği, adaleti ve hakkaniyeti paranın işvesi ile aldatmıştır.

Edebiyat dünyasının bizim sokağı da para ile zorlu bir imtihan vermekte. Bir zamanlar “üç beş genç bulsak da bir şeyler anlatsak” diyen ağabeylerin yanına şimdilerde yaklaşılmaz oldu. Görüşebilmeniz, hele hele söyleşebilmemiz için bir sürü kuralı yerine getirmeniz gerekiyor. Dün ‘çağırın koşa koşa gelirim’ diyen ağabeyler şimdilerde “Ben bilmem menajerim bilir” demeye başladılar. Konuşma tarifeleri, kaparolar havada uçuşuyor. Arkadaşının annesinin cenazesine bile telifsiz gitmeyen gözü dönmüş şairler türedi.

Para kişiliğindeki arızayı saklayanları ifşa edip ortaya çıkarır. Bu kişiler için parasızlık bir tür gizlenme ve fenalık potansiyelini saklama imkânıdır. Bütün günahlar parada örgütlenip bütün niyetler para ile anlaşılıyor. İslami camianın parayı kullanacak yerleri tanımadan parayla tanışması çok büyük sakatlıkların başlangıcı olmuştur. Yoksulun, yolda kalmışın, yetimin ve öksüzün hakkı olanı vermeyip elinde tutan için para en elverişli günah işleme vasıtasıdır. Fazla para günahtan kaçan insanlara günah kapıları açar. Zira şeytan en iyi fırsat değerlendiricidir.

Para üç şey için gereklidir:

Bir: İhtiyacı muhtaçlığa dönüştürmemek, yani merde namerde el açmamak için. Merde el açanın mertliği, namerde el açanın hiçbir şeyi kalmaz.

İki; Para ile satılmayan ve satın alınmayan değerlere vakit bulabilmek için paranın hegemonyasına girmeyecek kadar paraya sahip olmak gereklidir.

Üç: Hayat şimdi doyup bir sonraki doyum için acıkmayı bekleme süreci değilse şayet, paranın değerini onu olmayana vermek suretiyle azaltmak için infak lezzetini tatmak için olsa iyi olur.

Hüseyin Akın
twitter.com/huseyinakin_

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.