10 Kasım 2015

Kentsel dönüşüm kimin işi

Anadolu Ajansı
Kent ve kentleşme ile ilgili kararlar tarih boyunca egemenler (devlet/sermaye) tarafından alınmıştır. Bugün dahi bu böyledir, sadece isim ve ünvanlar değişmiştir. Roma’da Krallar, Grekler’de Senato, Mısır’da Firavunlar… Geçmişte kentleri kuran ve kentler hakkında karar veren egemenler iken bugün onların yerini “sermaye/kapitalist” ve sermaye ile ortak hareket eden “siyasal iktidarlar” almıştır.

Modern kentler ise Max Weber’e göre kent çeperlerinde ya da bourglarda yaşayan burjuvazi/sermaye tarafından kurulmuştur. Ortaçağ sonrası Batı kentleri burjuva teşebbüsleri ile şekillenirken, kentin müdahaleye elverişli yapısı sonraki yıllarda da burjuva tarafından değerlendirilmiştir. Bugüne gelindiğinde kentler hakkında karar verici en etkili aktörün burjuva karakterin çağdaş temsilcisi sermaye sınıfı olduğu görülmektedir. Kentlerin büyümesine, kırların boşalmasına, göçlere, kentin yeni cazibe merkezlerine, kentsel yenilemelere, dönüşümlere… dolaylı ya da dolaysız hep sermaye ve sermaye ile birlikte hareket eden siyasi iktidarlar karar vermektedir.

Sözgelimi sanayi ve fabrikalar yaparak kente göçü teşvik edersiniz, köprü/metro/otoban ağı ile donatırsanız yine kente göçü davet edersiniz. Bunlar göçe dolaylı davetlerdir elbette, yoksa kimsenin tehdit ile kırları boşalttığı yok, kırlar kentlere yapılan büyük yatırımlarla boşalmaktadır.

Bugün kentlere müdahalenin adı “Kentsel Dönüşüm” lerdir. Dikkat edilirse kentsel dönüşümden en çok söz edenlerin, kentsel dönüşümü en çok isteyenlerin sermaye sahipleri ve siyasal iktidarlar olduğu görülecektir. Halkın kentsel dönüşüm talebi yoktur. Halkın sermaye ve iktidarın aldığı karar ve zorbalıklara uymaktan başka elinden bir şey gelmemektedir. Zorbalığa itaat etmeyenler aşağıdaki resimde görüldüğü üzere sap gibi ortada bırakılmaktadır.


Siyasal iktidarlar kent konusunda sermaye ağzıyla konuşmak ve sermaye lehinde çözümler üretmekten başka bir şey yap/a/mıyorlar ne yazık ki. Yerel idareler/belediyeler de kentsel dönüşüm ilan edilen bölgelerde imar emsallerinde artış yaparak sermaye tarafında yer aldıklarını iyice belli ediyorlar. Açıkça söylemek gerekirse ne Batı’da ne ülkemizde siyasal iktidarların kent ve başka bir konuda sermaye/kapitalizm aleyhinde karar alma cesareti gösterememektedir. Siyaset kurumu (görece) iktidarının elinden gitmesinden çekinmektedir.

Pekâlâ sebep olduğu bunca haksızlık ve hukuksuzluğa rağmen nasıl oluyor da kentsel dönüşümler hız kesmeden devam edebiliyor? Kent ve kenti ilgilendiren konularda “gerçek sorun dilsel ve siyasaldır” (1) der Turner, engin tecrübelerine dayanarak. Turner’e göre bir mesele sorun olarak adlandırıldığında bu onun gerçekten “sorun” olduğu anlamına gelmez, meseleyi sorun olarak adlandıranların bir “hesab”ı olduğu anlamına gelir. Meselenin adını “sorun” koyarak başlatmak tesadüf değil elbette, siyasetin bilinçli bir tercihidir. Mesele “sorun” bağlamında ele alınınca “sorun”un çözümü de haliyle siyasetçilere kalmaktadır, çözüm mercii biziz denmektedir.

Türkiye’de kentsel dönüşüm Van Depremi sonrasında siyasiler tarafından ilk defa büyük bir sorun olarak telâffuz edilmiş, bizler de evvelce duymadığımız bu sorunla ilk defa böylece tanışmış olduk. Oysa deprem Türkiye’nin her zaman gerçeği idi ve kentsel dönüşüm hiçbir zaman söz konusu değildi. Bugün kentsel dönüşüm konuşuluyorsa eğer bu elbette depremlerden değil kentsel dönüşüm konusu edilen gecekondu/varoş bölgelerin şehir içinde kalarak çok değer kazanmış olmasındandır. Zîra göç ve nüfus artışı kent içinde boş arazi bırakmamıştır. Yeni arsa/arazi bulunamadığına göre geriye tek bir seçenek kalıyordu, o da deprem bahanesi ile gecekondu bölgelerini kentsel dönüşüm bölgeleri ilan etmek.

Kentsel dönüşümler gerçekte durgunlaşan ekonomilere can vermek, iş/istihdam ve sermaye için yeni iş imkânları için yaratmak için ortaya atılmışlardır. Halk deprem ile korkutularak, binalar güvenli ve çürük şeklinde damgalanarak, yasalar çıkartılarak kentsel dönüşümler halka dayatılmaktadır, mesele kısaca bundan ibarettir.

Anadolu Ajansı
Kent ve kent ile ilgili meseleler sermaye ve siyasal iktidarlar için nihayetinde bir ihale konusu olmaktan öte değildirler, iş ihale edilirse eğer ortada bir sorun da kalmayacaktır, iş bu kadar basit. Siyasal iktidarların ev/şehir meselelerini ontolojik-epistemolojik boyutlarıyla bir bütün halinde kavramalarını elbette beklemiyoruz. Ancak Gezi Parkı’nın AVM’ye dönüştürülmesi tarzında kente zorbaca müdahale etmemelerini ve kent ile ilgili kararları bölge halkına bırakmalarını arzu ediyoruz.

Çok şey mi istiyoruz?

Siyasal iktidarların bütün desteklerine rağmen kentsel dönüşümlerin herhangi bir tepki ile karşılaşmadan gerçekleştirilmesi sermaye için önem arz etmektedir. Zîra para emniyet ve istikrar arar. Önce kamuoyunun hazırlanması ve siyasal iktidarların şüphelerinin giderilmesi ve ikna edilmesi önemlidir.

Depremler kentsel dönüşümlerde hızlandırıcı ve ikna edici çok elverişli bir malzeme olarak yıllarca iş görmüş ve görmeye de devam etmektedir. Diğer yandan “Kent Sosyolojisi” kentsel dönüşümleri meşrulaştırmak için gayet elverişli argümanlar/kavramlar/söylemler üretmektedir. “Kentin bazı bölümlerine olumsuz nitelikler yüklemek... bir o kadar da kimin kim için karar vermesi gerektiği yolundaki önyargıları ifşa eder.” (2)

Meselâ “gecekondu” böyle ajite edici aşağılayıcı bir kavram olarak gayet iyi iş görmektedir.

Anadolu Ajansı
Bir yaşam alanı hüküm veren(egemen)lerin gözünde görünümü kendi koyduğu normlar ile çelişiyorsa orası varoş olarak adlandırılır.” (3) Bir yere gecekondu/varoş denilmeye başlandığı zaman bu söylenti ile gecekondu arazilerine birilerinin göz koyduğu anlaşılmalıdır. Büyük şehirlerde merkeze yakın bütün gecekondu bölgeleri böyle sosyolojik yaftalamalarla kentsel dönüşüm bölgeleri ilan edilmiştir.

Kentsel dönüşüm için göz koyulan bölgeler önce sermaye yayın organları tarafından “gecekondu” ilan edilir, sonra siyasal iktidarlar gecekonduları “kaçak” ilan ederler, nihayet yargı kaçak gecekondular için “yıkım” kararı alır ve böylece işlem tamam olur.

Son yıllarda “çöküntü alanları” söylemi (aslında iftirası demeliyim) de çok iş görmektedir. Meselâ Fatih İlçesinde Sulukule Mahallesi bu şekilde damgalanarak ev sahipleri yerlerinden edilmiş, bölge komple bir semaye grubuna ihale edilmiştir. Oysa sermaye bir zamanlar işçi ihtiyacını çöküntü alanları dedikleri bu bölgelerde ikâmet edenlerden sağlıyor, siyasal iktidarlar da yine oylarını bu bölgelerden topluyorlardı. Ama çıkarlar değişti, artık oradaki oylara ihtiyaç kalmadı ve satış başladı.

Charles Abrahams kendi ülkesi Amerika’daki kentsel yenileme projelerini “zenginler için toplumsalizm” olarak tanımlıyordu. “Devlet yoksulların parasını yetirebildiği evleri bertaraf ettiğinde bir pogrom (*) suçlusu kadar suçlu duruma düşürür kendini. Hemen hemen bütün varoş temizlikleri ya da kent yenileme programları “zenginler için toplumsalizm” ve “yoksullar için pogrom”un bir karışımıdır.” (4)

(1)Robert Jean, Kent ve Halk, Ütopya Yayınları, Çev: Özgür Orhangazi, 1999
(2)a.g.e. s.41 (Turner, 1969, s.5)
(3)a.g.e. s.38 (Marris, 1977, s.2)
(4)a.g.e. s.32 (Turner, 1969, s.3)
(*)Pogrom; Çarlık Rusyası’nda Yahudiler’e karşı düzenlenen soykırım.

Semih Akşeker
twitter.com/semihakseker

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.