22 Aralık 2015

Dervişlik demir leblebidir kişniş değil


Derin bilgisi ve anlatım tarzıyla çok özel biri Ömer Tuğrul İnançer. Yıllardır komşu olup yan yana oturmamıza rağmen bu röportaj Konya’da kısmet oldu. İyi ki de öyle olmuş. Sohbet öylesine keyifliydi ki gece 3’e doğru bitti. Sorulacak çok soru, alınacak pek çok cevap vardı oysa.... Hz. Mevlânâ ile başlayıp oğlu Sultan Veled ile kurumsallaşmaya giden Mevlevîliğin ilk ve en önemli âsitânesi olan Konya’dayız. Dain” kökünden türeyen ve borç anlamına gelen ‘din’ yaşam tarzıdır diye başladı sohbetimiz. Kişinin kendine, yaratılana ve Yaradan’a olan borçlarını, mükellefiyetlerini organize eden kurumdur din kurumu. Hayatın tam içindedir tekkeler, tıpkı camiler gibi. Genellikle merkezi oldukları tarikatın veya tarikat kolunun kurucusu mutasavvıfların türbelerini barındırdıkları için âsitânelere pîr evi, makâm-ı pîr, huzûr-ı pîr, âsitâne-i pîr gibi adlar da verilmekte. “Dünyada 174 tane Mevlevîhane oluşmuş ama âsitâne bir tane” diye açıklıyor Tuğrul Bey. Pir evi Konya Dergâhı’dır.

Rıza, 1001’e tekabül eder

Mevlevîlikte, derviş yetiştiren tekkelere de âsitâne denir. Kelime anlamı kapı eşiği- kapı dibi olan âsitâne önemli. Âsitâne tam teşekküllü Mevlevî Tekkesi demek, “rıza” kelimesinin ebcet karşılığı olan, 1001 günlük hizmet süresini tamamlayanlara dede payesini vermeye yetkili tekke demek. İstanbul’da pek çok tekke olduğundan her tarîkatın en kıdemli tekkesi o tarikatın asitânesi olur. Dünyada hiçbir şehirde İstanbul’daki gibi 364 tane tekke oluşmadığını hatırlatıyor Tuğrul Bey ve ekliyor “İstanbul’un âsitânesi, Sümbül Efendi Dergâhıdır, zira hem en erken açılandır, hem de iki pir şeyhlik yapmıştır.Mevlânâ “Efendimiz” anlamına geliyor peki ya Mevlevî ne demek? Mevlevî’nin Bakara Sûresi’nin 115. âyetinde yer alan ve dönmek anlamına gelen ‘tuvellu’dan türediğini öğreniyorum. Önceleri âsitâne şeyhinin ismine bağlı olarak “Ârifî, Veledî, Hüsamî” tabirleri varmış. Ulu Ârif Çelebi’den sonra Mevlevî kelimesi genelleşmeye başlamış. Mevlevîlikte 18 sayısının önemli olduğunu hatta bunun mîmârîye yansıdığını biliyorum Tuğrul Bey, 18 rakamının nezr-i Mevlânâ olduğunu anlatıyor. Küçük demek olan nezr, adak anlamını taşıyor ve 18 bin âleme sembol oluyor.

Mîmârî unsur olarak Mescid-i Nebevî’deki her fonksiyonel bölüm tekkelerde de oluyor. Dergâhlarda ayrıca o tarîkatın simgesi olan tâc-ı şerîf minare, çatı üstü gibi yüksek yerlere konulur. Mevlevîlikte simge sikkedir. Tüm tarîkat âyinlerinin adı semâdır ve semâhâne müşterek isimdir, Mevlevîliğe özel değildir. Sema, işitilen şeyin insanda uyandırdığı hareket hissinin adıdır. Sema meşkle öğrenilir. Semanın lâyık olmayan yerlerde, lâyık olmayan kişilerce yapılmaması gerektiğini mesela sünnet düğününde yapılamayacağını hatırlatıyor Tuğrul Bey.

Terbiye makamı

Mutfak önemlidir Mevlevîlikte. Tabh kelimesinden gelir, matbah Arapça yemek pişirmek anlamındadır. Sadece yemek pişmez, terbiye makamıdır burası. Ahçıdede Mevlevî terbiyesinde en önemli kişidir, hamları pişirir, olgunlaştırır. Mevlevîler bütün tarikatlar gibi ölene “göçtü”, defnetmeye de “sırlanmak” derler. Mevlevîlikte mezarlıklara susanlar anlamına gelen “Hâmûşân” denir. Tuğrul Bey’e bunu sorunca güzel bir cevap daha aldım; “Yahya Kemal’e İstanbul’un nüfusu kaç diye sormuşlar; uzun uzun düşünüp 40 milyon demiş. Etrafındakiler şaşırınca “biz ölülerimizle beraber yaşarızdiye açıklamış.Hz. Mevlânâ çok seviliyor. Kimler sevebilir, gayrimüslimler de sevebilir mi diye sordum. “Sevgi iradî değildir. Gönül ferman dinlemez. Herkes sevebilir, gereğini yaparsa ne ala. Mevlânâ’yı sevmek demek Mevlevî olmak demek değildir” cevabını aldım. Mevlevîliğe dair doğru bilinen en büyük yanlışlardan biri “gel ne olursa ol yine gel” rûbâîsinin Hz. Mevlânâ’ya ait oluşudur. Tuğrul Bey, bu rûbâînin Hz. Mevlânâ’ya ait olmadığını rahmetli Şefik Can’ın ortaya koyduğunu anlattı. Mânâsı Mevlevî düşünceye uyumlu olan bu rûbâî İranlı şair Kazvîni’ye âitmiş. En çok sorulanlardan biri de “Mevlânâ Mesnevî’yi niye yabancı dilde yazdı” sorusuymuş. Hz. Mevlânâ’nın ana dili Horasan Farsçası, İran Farsçası değil yani Hz. Mevlânâ ana dilinde yazmış. Mevlevîlik, Hz. Mevlânâ’nın düşünce ve yaşayış tarzını rehber edinen tasavvuf yoludur. Rabbe olan muhabbette, aşkla ifade ön planda. Aşkı ifadede sanat, musiki ve estetik ağırlıklıdır.

Muhataba saygı

Yavuz Sultan Selim’in giyimine önem vermediği, onu uyaran oğlu Süleyman’ı (Kanuni) dinlemediğini okumuştum. Tuğrul Bey, Yavuz’un bu konudaki tutumunu, “Giyinme muhataba saygıdır, benim dünyada saygı göstereceğim kimse yok, ben sadece Resullulah’a saygı gösterir sadece ona giyinirim” sözleriyle açıklıyor.Bil ki bir söz ikiyi aşarsa yani dudaklardan dökülürse sır olmaktan çıkar” diyor Hz. Mevlânâ. Sır nedir? Hayatın sırrına ermek mümkün mü? diye sordum. “Sır yoktur. Sır, onu henüz hazmedemeyecek olandan saklanan bilgidir. Süt bebeğine bulgur pilavı verilmez. Bulgur pilavı sır değildir ama bebek için sırdır. Olgunluğa gelince sır kalmaz. Bebek çiğneyecek, yutacak, hazmedecek hale gelecek. Dervişlik demir leblebidir, kişniş değil.” yanıtını aldım.

Küstah kapısı Mevlevîhânenin kapısı herkese açık ama bu kapıdan girmenin gerekleri aklıma takılıyor. Tuğrul Bey, “Her dergâhta herkes için mahal olarak züvvar (ziyaretçiler) maksuresi bulunur. Tek şart adaba riâyettir. Riâyet etmeyenler mesela sarhoş olanlar, gürültü yapanlar önce “Edep yahu” diye ikaz edilir, dinlemezse çıkarılır. Derviş edepsizlik yaparsa paşmağı yani ayakkabısı çevrilir, devam ederse küstah kapısından dışarı atılır. Çok disiplinli kurumdur. Tarikata zarar verecek, yola söz getirecek davranışta bulunursa bu yoldan çıkarılır." diyor. Mevlânâ demek hoşgörü demek diye bilinir ama Mevlânâ’nın saygısızlığa tahammülü yokmuş. Haddi aşanlara, 1200’lü yılların Konya sövmesi ile cevap verirmiş. Tuğrul Bey, “Zati hoşgörüsü yok Mevlânâ’nın. Tüm hoşgörüsü İslam dini ve Resûl-i Ekrem gibidir, zerre fazlası yok” diye ekliyor.

Semâhâne kâinatı simgeler

Semâ âyini Hz. Mevlânâ ile başlamaz. Hz. Mevlânâ’nın şiir okurken, demircinin çalışma sesinden, kuş cıvıltısından dahi coşkulandığı ve semaya başladığının ifadesidir sema. Kabir ziyaretleri ile başlayan uygulamalar, önce Pîr Âdil sonra Pîr Hüseyin Çelebiler zamanında ritüele döner. Mesnevî okunur, ney üflenir. Sema yani resmi adıyla ‘mukabele-i şerif’te yapılan hareketlerde kainatın sembolize edilir. Sema, yaradılış, devam ediş, yok oluş gibi, hayatın içinden pek çok sembol içerir. Semâhâne kâinatı simgeler. Postun ucu ile mutribhane arasında olduğu varsayılan çizgi ekvatoru temsil eder. Hakka ulaşmanın en kısa yoludur. Sağ ve sol taraf Haktan ayrılmak ve Hakka kavuşmanın simgesidir, insan hayatındaki iniş çıkışları gösterir.

Kaynak: Star Pazar

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.