24 Aralık 2015

Dücane Cündioğlu: "Devlet kendi istikrarı için halkı istikrarsızlığa sürükledi."


Bu toplum nasıl barışır? Ciddi psikolojik travmalar yaşatıldı topluma. Kabataş’ta bir kadına cinsel taciz iddiaları vs. Bu tür yalanlara muhafazakârlar neden tepki vermiyor?
- Ne yazık ki özellikle sağcı iktidarlar açısından toplumun çok hassas olduğu ortak değerlere ilişkin manipülasyon hamleleri her zaman işe yaramıştır. Oysa bizim hatırlamak kadar unutmaya da ihtiyacımız var. Gerçekte tarihi inşa eden hatırlama yeteneğimiz değil, unutma kapasitemiz. Unutmak erdemdir, bir zayıflık değil.

Sağlıklı bir gelecek kurabilmek için belki de sahip olduğumuz en önemli yetenektir unutmak!Siz iç dünyanızda neler yaşadınız bunlara tanık olduğunuzda?
- Ömrünü adadığı değerlerin kötü temsillerinden bir insan ne kadar ısdırap duyarsa, o kadar ısdırap duydum.

Sanırım İstanbul da sizin için bir ısdırap kaynağı...
- Hem de nasıl! Bu ülkenin geleceği kararıyor. Bu yanlış politikaların telafi edilemez sonuçlarını öngörebildiğim için ne zaman doğup büyüdüğüm şehre baksam acı çekiyorum. Çocukken düşlerimde, İstanbul’daki bütün çirkin binaları yıktığımı, sonra düzenli şekilde onları yeniden güzelce inşa ettiğimi görürdüm, artık göremiyorum. TOKİ binaları gibi telafi edilemez hatalar çok üzücü. İstanbul artık bir daha geriye dönülemeyecek biçimde bitti. Trafik problemi asla çözülemeyecek. Bu çirkinlik asla güzelleştirilemeyecek. Kalkınma filan derken insanı unuttuk. Belki sözleri, davranışları unutabiliriz ama her gün içinde nefes aldığımız şu çirkinliği görmemeyi nasıl başarabiliriz?

100 yıl geriye gittik” dediniz telefonda.
- Biraz daha fazla.

Neden?
- Yaşamak şimdiyle irtibat kurmak demek. Bunun için önce yaşamı sevmek gerek, neşeye hak ettiği değeri vermek gerek. Osmanlı’nın son döneminde neşemizi kaybetmiştik. Cumhuriyet’te ise dünyayla ve ‘şimdi’yle irtibatımızı önemseyerek var olmayı sürdürdük. Fakat 1980 sonrası o ayrıştırıcı nefret dili ‘şimdi’yle temas kurma kapasitemizi köreltti. Oysa siyaset, halktaki irrasyonel dalgalanmaları daima kıvamında tutarak regüle eder, kendisinden de bu beklenir. Ama aksine devlet kendi istikrarı için halkı istikrarsızlığa sürükledi. İşte büyük gerileme budur ne yazık ki.

Bu hayat bizi sertleştiriyor mu? Terör, kutuplaşma, vs. katı insanlar mı oluyoruz?
- Ona ne şüphe! Sertlik ve ağırlıktan çatlayacağız neredeyse. Çatık kaş milli hasletlerimiz arasına çoktan girdi. Artık ne rindlerin sesi çıkıyor, ne kalender-meşrep zevatın. Arif olan köşesine çekilip rıza lokmasıyla yetiniyor. Bâki ne güzel demiş: “Zahid ol sıklet ile uçmağa hazırlanma/çıkar ol cübbe vü destarı biraz hiffet bul”. Yani o ağırlıkla kanatlanamazsın, önce biraz hafifle. Şu çok değer verdiğimiz makam ve mevkilerin ağırlığından kurtulsak biraz hafifleyeceğiz amma irfan ne yazık ki öyle kolay elde edilir hazinelerden değil.

Biz nasıl alt edeceğiz bunca kötülüğü? Nasıl bir kavga verebiliriz?
- “Dualarımı kabul etmemesinden bildim ben onu” der Hz. Ali. Belki kötülükleri alt edemeyiz ama erdemli olmakta ısrar edebiliriz. Önce evimizden başlayacağız, kalbimizden. İnsan arınmadıkça dünya arınamaz çünkü. Ödevimiz önce insan, sonra insan, daima insan.

Dücane Cündioğlu
(Hürriyet, 12.12.2015)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.