14 Aralık 2015

Tanrıkorur'un besteleri veya kırık bir destan


Yaratılış ve hayat dramının bîçâre mahkûmları olan bizler, devlere yaraşır mücadele çabasıyla bu binbir suratlı dünya ve nefs ejderhalarıyla boğuşma zarûreti yetmezmiş gibi bir de kendi hayatımızı kat kat aşılmaz engellerle çevirmez miyiz? Sanki birbirimizin gırtlağına çökmekle asıl çözmemiz gereken kördüğüm buharlaşacak, birbirimizin canı kanı bize âb-ı hayat mı olacaktır? Sanki hayat çilesinin önünden bir kaçış yolu varmış, sanki bizden evvelki nesiller yeryüzünde değil de mâverâda yaşamışlar, bize hiçbir çözüm tecrübesi bırakmamışlar gibi, arkamıza da asla bakmayız.

Oysa tarihin seçkin bir medeniyetinin varisleri olan bizler, yeryüzünün en talihsiz bir topluluğu da değiliz a canım!... Asırlarca gücünü korumuş bir aşk, vuslat ve saadet medeniyetini kurup yaşatan sıradağlar gibi hakimlerin bereketli topraklarında vücut bulmuş bir nesil olan biz, neden bu derece fukaralığa razı, niçin bu ölçüde bencil, nasıl bu kadar kahırlı olabiliyoruz?

Aradığımız elimizin altında, duymak istediğimiz şifalı ses kulağımızın dibinde değil midir?

Saray damına kulübe yapmış cahil yoksulun psikolojisinde âdetâ mazoşist bir zevk çeşnisi vehmeden biz, o kulübenin temellerine eğilsek, aradığımızı ancak kaybettiğimiz yerde bulabileceğimizi akıl ediversek ne olur?

…. Bize yukarıdaki gönül dolusu içlenmeleri daha nice çağrışımlarıyla salkım saçak hatırlatan ama kelâmın sonu gelmezliği sebebiyle bu kadarcığını yazmayı yeterli bulduğumuz hüzünlü coşku, güzel bir sürprizin eseri oldu. Sürpriz, sevgili İrfan Çiftçi’nin lutfedip gönderdiği, Cinuçen Tanrıkorur’un Yahya Kemal’in ölümsüz şiirlerine giydirdiği mûsıkî kaftanının CD ve kaseti idi. Değerli sanatkâr bu besteleriyle Türk mûsıkîsine kendi öz vadisinde yeni ufuklar açmaktadır.

İleride, bugünlerin tarihi yazılırken, XX. Yüzyıl Türk sanatı bahsinde birkaç kırık cümle arasında bir Cinuçen Tanrıkorur isminin pırıl pırıl ışıldayacağını düşünmüştüm. Bu fikrimde halâ ısrarlıyım. Hiç şüphesiz asrımızın zavallı Türk tarihi ileriki asırlarda okuyanların içlerini burkacaktır. Eğer o burukluk içinde birkaç güzel tesellî bulunacaksa, onlardan birisi her türlü hastalık, itilip kakılma, muhitsizlik, anlayışsızlık tufanına rağmen bu ebedî bestelerle mûsıkîmize ve metoduyla da diğer sanatlarmıza rehberlik edecek Cinuçen Tanrıkorur adı olacaktır. Yani biz bu CD ve kaset yoluyla bu değerli ama muzdarip bestekârın gönlüne en azından dinleyerek müşteri olma imkânına kavuşuyoruz.

Bu kayıtlar yarınlara doğru kimlik ve terkip arayışındaki münevver gönüllere birer şifalı ilaç gibi gelecektir. Daha güzel, daha muhteşem nice eserinin ehliyetli yapımcısını beklediğini bildiğimiz Tanrıkorur’u, toplumuna karşı vazifelerini her türlü güçlük ve nankörlüğe rağmen yerine getirmedeki ısrarı ve yüksek sanatı dolayısıyla milyon kere tebrik ediyor, vesile olanlara şükranlarımı arz ediyorum.

Büyükşehir Belediyesi Kültür İşleri Daire Başkanı Şenol Demiröz dostumuza bu şuurlu, tahammül ve bilgi gerektiren hayırlı işlerinde daha nice başarıya imza atmış görmek isteriz.

Sait Başer
(Zaman, İstanbul, 19.02.1996)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.