28 Ocak 2015

Süzüp süzüp de ey melek o çeşm-i nîm-hâbını



Süzüp süzüp de ey melek o çeşm-i nîm-hâbını
Neden ya rağbet etmemek dağıtmağa sehâbını
Gönül beğendi sevdi pek hitâbını cevâbını
İç imdi iç şarabını ko bir yana hicâbını
Aç imdi aç nikâbını ayân et âfıtâbını

Beste: Rahmi Bey
Güfte: Recâizâde Mahmut Ekrem
Makam: Nihavend
İcra: Hamide Uysal

Issız gecede ben yine hicrânı düşündüm



Issız gecede ben yine hicrânı düşündüm
Sensiz geçecek ömrü perişânımı düşündüm
Perde-i alâma garik cânı düşündüm
Bir tude-i alâma garik cânı düşündüm
Hep âke düşen sine-i canânı düşündüm

Beste: Kaptanzâde Ali Rıza Bey
Güfte: Bilinmiyor
Makam: Nihâvend
İcra: Esma Başbuğ

27 Ocak 2015

Çanakkale Savaşları'nın 100. yılında Timaş Tarih'ten 3 kitap


Türk tarihinin en önemli cephelerinden biri olan Çanakkale Cephesi’ndeki savaş henüz televizyon, radyo ve internetin olmadığı bir dünyada nasıl yankı bulmuştu dersiniz? Elbette sadece karada, havada ve denizde olmakla kalmamış, yazılı basının satırlarında ve görsel basının çizgilerinde de derin çatışmalar yaşanmıştı.

İşte Çanakkale Savaşları ile ilgili dünya basınında yayınlanmış söz konusu binlerce karikatür, propaganda afişi, illüstrasyon ve kartpostal türü betimlemenin Türkiye’yi ilgilendiren sekiz yüzden fazlası 10 yıllık bir çalışmanın neticesinde bir araya getiriliyor!

Dönemin gözde medya unsuru gazetelerde yayınlanan bu görsel zenginlik üzerinden İttifak ve İtilaf devletlerinin medya cephesindeki savaşını incelemeye ne dersiniz? Bu savaşta silah; kılıçtan keskin kalem ve yerinde kullanıldığında mermiden daha etkili olan fotoğraf, karikatür, illüstrasyon, propaganda afişi ve kartpostallar olacak!

Halil Ersin Avcı’nın uzun yıllarını verdiği bu değerli çalışma; kronolojik sırayla ve Türkçe-İngilizce açıklamalarıyla Çanakkale Savaşı’nın bambaşka bir yönünü evinize taşıyacak; 100 Yıl Önce Dünya Medyasında Çanakkale Savaşları.

Dünya Medyasında Çanakkale Savaşları
(The Dardanelles Campaign In World Media)
Halil Ersin Avcı, 224 Sayfa, 50 TL
timas.com.tr/kitaplar/tarih/dunya-medyasinda-canakkale-savaslari.aspx


Aman ya Rabbi! Nasıl anlatayım, şiddetli surette etrafta toprak bırakmadı. Başımıza geçirdi. Parçalar bir taraftan, mahfuz mahallerinden çıkamadık. Bizim yanımızda seri ateşlerin [topların] cephanesi ateşlendi. Düşmandan ziyade kendi cephanemizden korktuk. Akşam [alaturka] saat ikiye kadar Boğaz içerisinden gemiler çıkmadılar. Sabaha kadar top başında nöbette idik. Gece çıkıp gittiler. Dört zırhlı bir torpido[nun] yandığı her tarafa ilan olundu.
18 Mart 1915, Çanakkale

Çanakkale’ye ilk ateş 3 Kasım 1914’te Seddülbahir’e yapılan bombardımanla düşmüştür. 19 Şubat 1915’te başlayan Boğaz Harekâtı ise 18 Mart 1915’te Türk tabyaları önünde sona ermiştir. Bir topçu subayı olarak Çanakkale’ye gidişini, görev yeri İntepe’de düşmanla girişilen mücadeleyi, Rumeli yakasındaki Seddülbahir ve Ertuğrul tabyaları ile Anadolu yakasındaki Kumkale ve Orhaniye tabyalarının tahrip edilişini, Seddülbahir, Arıburnu ve Suvla çıkartmalarını anlatan Meçhul Subay’ın ilk notu 18 Aralık 1914 tarihine, son notu ise 20 Eylül 1915 tarihine aittir.

Çanakkale Savaşlarının en önemli kaynakları muhakkak ki dönemin arşiv belgeleri ile savaşa katılmış askerlerin hatıra ve günlükleridir. Her geçen gün yenilerinin neşredildiği bu günlük ve hatıralardan biri de henüz yayınlanmamış, kitabımızın da konusunu teşkil eden Müstahkem Mevkii İntepe Topçu Grubu’nda ismini henüz tespit edemediğimiz bir subaya aittir. Bu günlüğü diğerlerinden farklı kılan husus ise Çanakkale Savaşlarına farklı bir taraftan, Anadolu tarafından bakmasıdır.

I. Dünya Savaşı’nın en mühim cephelerinden Çanakkale Cephesi’ne ait hatıratlar arasında önemli bir yere sahip olacak bu günlük tıpkıbasımıyla birlikte tarihseverlerin ilgisine sunuluyor. Bu günlük sayesinde Çanakkale Cephesi’nde yaşanan o müthiş direniş an be an gözünüzün önüne gelecek ve bu toprakların ne bedeller ödenerek payidar olduğu daha iyi anlaşılacaktır.

Meçhul Subay
Çanakkale Cephesinde Bir Topçu Subayının Günlüğü
Lokman Erdemir, İsmail Güneş
160 Sayfa, 14 TL
timas.com.tr/kitaplar/tarih/mechul-subay--canakkale-cephesinde-bir-topcu-subay.aspx


Türkiye'de alanında bir ilk...
Gün gün, saat saat Çanakkale Savaşları...
Uzun yıllar süren bir çalışmanın ürünü...

Deniz, Kara ve Hava savaşları hakkında hiç bilinmeyen detaylar, unutulan hatıralar, düşmanların gözünden acı gerçekler, komutanların günlüklerinden detaylı bilgiler, askerlerin gözüyle asrın savaşından göz yaşartıcı öyküler…

Çanakkale Cephesi’nin öncesi ve sonrası, önemli muharebeler, kahramanlar, komutanlar; sadece Türk tarafındaki değil, İtilaf Devletleri’ndeki gelişmeler de gün gün bu kitapta derlendi. Çanakkale’ye daha geniş açıdan ve bütünüyle bakabilmek, gelişen olaylar arasındaki bağlantıyı izleyebilmek için temel bir kaynak. Bir başvuru kitabı…

Çanakkale Cephesi’nin belli gün ve olaylardan ibaret olmadığını, küçük bir kara parçasında savaşın her yönüyle nasıl şiddetle sürdüğünü, cephe dışında İstanbul’da, Kocaeli’de, Gebze’de, Marmara Denizi’nde yapılan saldırıları, sözkonusu olayları yaşayanların ağzından anlatan hatıralarla, sözlerle ve görsel içerikle destekleyen eşsiz bir çalışma...

Çanakkale Savaşı Günlüğü - Gün Gün Saat Saat Çanakkale
İsmail Bilgin, 480 Sayfa, 22,5 TL

timas.com.tr/kitaplar/tarih/canakkale-savasi-gunlugu-gun-gun-saat-saat.aspx

24 Ocak 2015

Kral Abdullah ve Yeni Türkiye'nin bayrağı


Türklerin Mekke ve Medine'de bıraktığı nice eseri uçuran, gökdelenlerle Kâbe'yi görünmez hâle getiren büyük Amerikancı Kral Abdullah için bayrağı yarıya indirilen ülke: Yeni Türkiye.

23 Ocak 2015

Çanakkale Muharebeleri'nin 100. yılına özel bir sayfa


Çanakkale Onsekiz Mart Üniveritesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Lokman Erdem'in hazırladığı web sayfası açıldı. Kronolojik bir şekilde Çanakkale Muharebeleri anlatılıyor.

İncelemek içinhttp://www.canakkalemuharebeleri.com

22 Ocak 2015

Busbecq'in özel mektubundan Türk askeri


Bana özellikle çarpıcı gelen, o kadar kalabalık bir toplantıdaki sessizlik ve disiplin oldu. Böylesine bir kalabalıkta mutlaka olması gereken bağırış çağırış kesinlikle yok. Herkes önceden belirlenmiş yerinde en sessiz biçimde duruyor... Bu büyük toplulukta hiçbir kişi rütbesini kişisel değer ve yürekliliğinden başka bir şeye borçlu değil, hiçbir kimse ötekilerden doğuştan gelen üstünlüğe de sahip değil ve kişiye onuru yaptığı görev ya da bulunduğu makama uygun olarak veriliyor. Bir öncelik mücadelesi yok, herkes yaptığı işin değerine göre belirli bir yerde duruyor.

Lord Kinross
The Ottoman Centuries: The Rise and Fall of the Turkish Empire, 1972

Bir İtalyanın gözünden Türk askeri


Askeri disiplinleri eski Yunan ve Romalıları çok aşan sertliğe ve adalete sahipti. Türkler bizim askerlerimizden üç bakımdan üstündür: Komutanlarına derhal itaat etmektedirler, savaşta yaşamlarına hiç önem vermemektedirler, ekmek ve şarapsız uzun süre yaşayabilirler ve su ve arpa ile yetinebilirler. 

Lord Kinross
The Ottoman Centuries: The Rise and Fall of the Turkish Empire, 1972

Osman Gazi'nin son sözleri


Osman Gazi öldüğünde 68 yaşında idi. Bursa onun ölümünden birkaç gün sonra fethedildi derler, bir rivayete göre de fetih müjdesinin ölüm döşeğinde almıştı. Hastalığında Orhan Bursa önlerinde idi, sür'atle babasının yanına geldi, Osman Gazi'nin ona son sözleri şu oldu:

Beni Bursa'da Kale içindeki Gümüşlü Künbede göm. Devletimizin taht şehri Bursa olacaktır. Seni iyi yetiştirdiğimi zannediyorum, kılıcın son hayat demine kadar elinde olmalıdırAdil ol, devlet adaletle dururUlemaya hürmet et, asker ve mal ile gururlanma, dinimizin şânını koru, tuttuğumuz yol kuru bir kavga yolu değildir.

Bir aşiret beyinin oğlu olarak doğmuştu,oğluna bütün su daları ile Sakarya Irmağının boyunca bir devlet bıraktı.

İngiliz müverrihi Herbert Adams Gibbons onun şahsiyetini belirtmeye çalışırken şunları yazıyor:

''Osman başkalarının yapamadığı şeyleri yapma kabiliyetine sahip bir şahsiyet idi. Öyle bir şahsiyet ki, kılıcı ile denk ve hatta ondan daha üstün olanlar bile maiyetinde seve seve çalıştılar. Orta kıratda adamlar rakipten korkarlar,etraflarına kendilerinden aşağı simaları toplayarak kendi üstünlüklerini meydana çıkarmak isterler. Osman ise büyük adamdı,işinin erbabını hiç tereddüt etmeden  işinde kullandı. Kendisini de başkalarını da inzibat altında tutmasını bildi. Sabırlı ve pişkindi. Kurduğu devlet bir cihan imparatorluğu oldu, o siyasi bina, bâniyi anmak için kâfidir.''

Reşad Ekrem Koçu
Osmanlı Padişahları, Nebioğlu Yayınevi, s.16

21 Ocak 2015

Aşkar'ın 33. sayısı çok sağlam geliyor

Aşkar dergisi 2015 yılına 33. sayısıyla merhaba diyor. Ülkemizin edebiyat dergiciliğine bilhassa şiir, öykü ve eleştiri alanında çok ciddi bir katkı sunmaya devam eden Aşkar bu sayısıyla birlikte 7. yaşını da geride bırakıyor. 170 sayfayı bulan 33. sayının sonunda 2014 fihristi yer alıyor. Dosya konusu ise Türk öykücülüğünün usta ismi Cemal Şakar. Yazarın şu cümleleriyle açılıyor Aşkar: "Her şey güneşin altında oluyordu. Gizlenecek, kaçacak, sinecek bir tenha; görmemek, duymamak, bilmemek için bir taşra yoktu."

Yazı işleri müdürlüğünü Ferhat Nabi Güller, genel yayın yönetmenliğini Mustafa Melih Erdoğan, editörlüğünü ise İdris Ekinci ile Hüseyin Karacalar'ın yaptığı Aşkar dergisi güçlü şiirlerinden, tefekkürü geniş öykülerinden, genç şairlerin ve yazarların geleceğini düşünen yazılarından, cesur eleştirilerinden ve önemli söyleşilerinden taviz vermiyor. Şiir sayfaları Osman Özbahçe'nin "Dogma"sıyla başlıyor. "Üstüne üstüne sürerdim arabamı / aşk aklımdan geçince" diyen usta şairi Hüseyin Karacalar'ın "Takipsizlik Kararı" izliyor: "Ağrılarını biliyorum gözlerinde kırık aynalar / taraftar alkış tutuyor virdimiz bozulur mu? / biliyorsun savunma kanadımız zayıf / ağzımız kurumuş sesime doğru çalımını at.". İrfan Dağ, "Atlarımızı Geri Alacağımız Günler" şiirinde İdris Ekinci'ye seslenirken "Dünyaya kalmaya gelmediğimizi ve hikayenin bir dal sigaralık kadar olduğunu" söylüyor. Dursun Göksu'nun "Avunmak" şiirindeki "Yağmur yağar, kar olur, ceketsiz bile kalınır" dizesi, Özgür Ballı'nın "Bir Nehir Bizi Nereye Götürür" şiirindeki "Pantolunum gri, utancım kara" dizesiyle karşılığını buluyor. Mustafa Melih Erdoğan "Nasıl Gidiyor?" diye sorduğu şiirinde "Rızkımızı veren Allah, ekmeğimizi veren de / oysa laminant döşetip, gümüş böceklerinden kurtulmak için / bankalardan çekiyoruz paramızı, ekstreler alıyoruz." dizeleriyle modern insanın acı gerçeğini dile getiriyor. Esma Koç'un "Mandalina Kolonyası" şiiri ise "Kötü bir çocuk gibi büyüttüm kendimi / bir yerde kanım azdı bir yerde canım" dizeleriyle akıllardan kolay kolay çıkmayacak gibi görünüyor.

Geceleri uyumayanlar arasında şairlerin başrolü oynadığını "Herkes çekilir kendi gecesine" dizesiyle hatırlatan Cihad Özsöz, milletçe üzüldüğümüz hadiselerin bitmek bilmemesine rağmen ne olursa olsun "Ben ince bir alışkanlık olarak bazen kendime gelirim" diyen Musab Kırca, gençliğinin yakasına yapışarak "Ben babamın rüyasında uyandığımı düşündüm çok zaman" diyen Musa Günerigök, kendine nefes alacak bir yer ararcasına "Bir renk beğen / üstünde adı yazılmamış tenhalar olsun" dileğiyle Yunus Emre Altuntaş, olan biten şeylerin karşısında taş kesilmemenin mümkün olmadığına hatırlatır gibi "Sanat eserleri gibi durmak isterdim hayatta" diyen Ertuğrul Gazi Demir, insanın ismiyle cismi arasındaki münasebeti "Bir ismi olmalı insanın gene / kimse sormamalı sen kimsin diye" dizeleriyle ölçen Hikmet Çamcı, "Yakılmayan bir fişeğe ateş olmak fikri"nin geldiği saatlerden söz açan Şafak Tarhan, "Gökyüzünü kıble edinen kelimeler"e omuz veren Bedia Belkıs, niyetini helalden çok uzak tutanlara "Gözünü toprak doyurmayacak bunun için dağ vermişler" diyen Rasül Bengi, şaşkınlığını "Bana bir sözlük verin / olan biteni anlamam için" dizeleriyle gizlemeyen Eyüp Aktuğ, boğulurcasına "Bu şehirde şerefimle ölmek istiyorum" diyen Yağız Gönüler, "İteliyor çekiştiriyor delici bakışlar yolluyoruz / en ince hesapları yapıyor bölüyoruz" dizesiyle tüketim toplumunu topta tutan Mustafa Ay ve yaşadığımız çağa "Kendi tohumumuzu toprağa yasak kılıp / zehrini sunuyoruz rahatlığın ve kentin" eleştirisini getiren Aziz Mahmut Öncel bu sayının diğer güçlü şairleri.

"Edebiyat Ne Söyler?" adlı incelemesiyle Türk öykücülüğüne verdiği emeklerden gençlerin de yararlanması için bir kapı açan Cemal Şakar'ın "Bir Avuç Dünya"sıyla Aşkar'ın öykü sayfaları açılıyor. "Dinsel Hayat" ile Mihriban İnan Karatepe, "Ceviz Ağacı" ile Nermin Tenekeci, "Durakta" ile Yakup Cihat Karahan, "Dönüşümün Dönüşümü" ile Adem Tekden, "Sevgili A." ile Ayşe Yılmaz diğer öykücüler. Akif Hasan Kaya'nın yaptığı söyleşide Cemal Şakar şöyle diyor: "Öykü yazmasak bir şeycikler olmaz, ama hikâye anlatmazsak, herhalde Yunus misali boğuluruz."

Cemal Şakar dosyasına yazılarıyla emek veren isimler Mehmet Narlı, Ertan Örgen, Oktay Yivli, Vehbi Başer, İsmail Isparta, Selvigül Kandoğmuş Şahin ve Emine Batar.

Taarruznâme sayfalarında Aziz Mahmut Öncel ve Dursun Göksu geçen sayıyla birlikte başlayan "Kalanlar: Dergilerde Şiir" yoklamalarına devam ediyor. "Devlet Babanın Memelerinden Emdiğimiz Süt Burnumuzdan Gelir Mi?" sorusuyla İrfan Dağ çok kuvvetli bir incelemeye imza atıyor. Yunus Emre Altuntaş "Şairin Dini İmanı" üzerine hassas bir sorgulama yaparken, Feyza Gönüler "Mustafa Kutlu Hikâyelerinden Bir Toplum Okuması" sunuyor. Taarruznâme sayfaları Özgür Ballı'nın geçtiğimiz sayıda başladığı "Bence" yazılarına sona eriyor: "Bence twitter insanı şair yapmaz, şair sanılmasına sebep olabilir sadece."

Aşkar'ın Türkiye'nin menfaatlerine verdiği önem Mesûliyet Meselesi sayfalarında kendini iyice gösteriyor. İdris Ekinci'nin "Varoluşun Keskin Sınırları: İsmet Özel Okumaları -2-" başlıklı çalışmasıyla açılan bölüm Ferhat Nabi Güller'in "Yaşayabilmek Ölebilmektir" yazısıyla devam ediyor. Bu bölümün son yazısı ise "Nef Var Kenef Var Kefen Var Nef'î Var" başlığıyla Yağız Gönüler'e ait: "Allahü teâlâ cemildir, cemal sahiplerini sever" hadis-i şerifini şiar edinen Türkler, yaptıkları evlerini tekebbürden uzak tutmak için tarih boyunca özen göstermişlerdir."

33. sayının Dikine Paralel bölümünde Mustafa Melih Erdoğan ile Aziz Mahmut Öncel "Kendi Şiirinin Artisti" başlığıyla Cahit Zarifoğlu üzerine önemli bir çalışma kaleme alıyorlar. Değini bölümünde ise Hikmet Çamcı, "Besleme Kadirşinaslık" yazısında şöyle diyor: "Bize düşen bir mihenk taşı oluşturmak.". Aykut Ertuğrul'un "Aşkar Güzellemeleri" her sayıda olduğu gibi hem edebiyatımızın hassas isimlerini ağırlıyor, hem de yazarın iç dünyasının yazın emeklerini irdeliyor.

2015 yılına girerken Aşkar, bu yılın olası tüm güçlüklerini okuyucusu için göğsünde yumuşatmaya oldukça heveskâr.

Mersiye

Bozoklu Akif Paşa (1787, Yozgat - 1845, İskenderiye),
Türk devlet adamı, şair ve yazar.
Osmanlı Devleti'nin ilk Hariciye Nazırı
Tıfl-ı nâzenînim unutmam seni
Aylar günler değil geçse de yıllar
Telh-kâm eyledi firâkın beni
Çıkar mı hâtırdan o tatlı diller

Kıyılamaz iken öpmeğe tenin
Şimdi ne hâldedir nâzik bedenin
Andıkça gülşende gonca-dehenin
Yansın âhım ile kül olsun güller

Tagayyürler gelip cism-i semîne
Döküldü mü siyâh ebrû cebîne
Sırma saçlar yayıldı mı zemîne
Dağıldı mı kokladığım sünbüller

Feleğin kînesi yerin buldu mu
Gül yanağın reng-i rûyun soldu mu
Acaba çürüdü toprak oldu mu
Öpüp ohşadığım o pamuk eller

Âkif Paşa
*Torununun vefâtı üzerine kaleme almıştır. 

1900'lerde İstanbul'dan bir sokak

19. yüzyıldan bir Türk saati

1877'den: Zeybekler dua ederken

17. yüzyıldan bir bostancıbaşı

Ateşim var külüm yok, bülbül oldum dilim yok

Muhsin Yazıcıoğlu
(31 Aralık 1954; Şarkışla, Sivas - 25 Mart 2009; Göksun, Kahramanmaraş)
Türk siyasetçi
Yakın zamanlarda Muhsin Yazıcıoğlu alenen katledildi. 2014 cumhurbaşkanlığı seçiminin mutlak favorisi olan Yazıcıoğlu, seçimlere yetişemedi. Yine ilginçtir, çözüm süreci denen, Türkiye Cumhuriyeti'ne diz çöktüren kumpas, onun ölümünden sonra başlatıldı.

Recep Yazıcıoğlu
(2 Haziran 1948, Köprübaşı, Trabzon - 8 Eylül 2003, Polatlı, Ankara)
Tokat, Aydın, Erzincan ve Denizli eski valisi
''Gidemediğimiz yer bizim değildir!'' diyen ve Adnan Kahveci'nin çocukluk arkadaşı olan Yazıcıoğlu; Tokat, Aydın, Erzincan ve Denizli eski valisidir. Süper Vali olarak isimlendirilmiştir. 36 yaşında vali olduğunda Türkiye'nin en genç valisiydi. İddiaya göre Yazıcıoğlu, uranyum çalışmaları sırasında öldürülen mühendislerin faillerinin dosyaları ile birlikte bakanlığa (Ankara'ya) giderken faili meçhul bir kazada ölür.

Adnan Kahveci
(20 Şubat 1949, Köprübaşı, Trabzon - 5 Şubat, 1993 Gerede)
Elektrik mühendisi profesör, 46, 47. ve 48. Hükumetlerde görev almış siyasetçi, devlet adamı.
Elektrik mühendisi, 46, 47 ve 48. hükumetlerde görev almış bakan ve siyasetçi. Matematik olimpiyadında derecesi olan Kahveci girdiği üniversite sınavında tüm soruları doğru cevaplayarak rekor kırar ve birinci olur. Şimdilerde üstünde kalitesizlikten dumanı tüten efsane ''Tekel 2000''in de isim ve fikir babasıdır. İlk özel televizyon olan Star1'in ilk sahibi olan oğlu Ahmet Özal'dan vergi istedi diye, Turgut Özal tarafından ağır şekilde eleştirilmiştir. "Bizim bağımsız olmamız için Amerika ve IMF'den kurtulmamız lazım!" dedikten 5 gün sonra 5 Şubat 1993 tarihinde eşi ve iki çocuğu ile birlikte Bolu-Gerede yakınlarında otobana ters yoldan girerek trafik kazası geçirdi. Cinayet günü geçeceği yol ve saat önceden bilindiği için trafik levhaları kaza yaptıracak biçimde değiştirilen Adnan Kahveci ve eşi olay anında öldüler, 17 yaşındaki çocukları Aslıhan Kahveci yaralı olarak kurtuldu ancak bitkisel hayata girdi ve 10 gün sonra öldü.

Mehmet Bedri İncetahtacı
(1960, Gaziantep) - (21 Kasım 1999)
Türk siyasetçi
TBMM 20. ve 21. dönem Gaziantep milletvekilliği yapmıştır. 1990'lı yılların meşhur Susurluk araştırma komisyonunda yer almıştır. Susurluk konusunda, olayın en canlı tartışmalarının yaşandığı günlerde dahi İncetahtacı çok fazla görünmedi. Sürekli araştırıyordu. "Daha işin başındayız, yapılacak çok iş var!" diyen İncetahtacı, araştırmaları neye ve nereye ulaştıysa "Amerika en büyük engeldir bu ülkeye; istediğini başbakan yapar, istediğini cumhurbaşkanı yapar!" dedikten 5 gün sonra şüpheli bir trafik kazasında ölmüştür.

Mustafa Tosun
(Çelimli Çalım, 7. sayı)

"Türk Olamadıysan Oldun Amerikalı" neşroldu


TÜRK OLAMADIYSAN OLDUN AMERİKALIİsmet Özel’in Türkiye’de her şey olup bittikten sonra Müslümanların tekrar toparlanabilmesi için şuanda edinecekleri istikameti nasıl tayin etmeleri gerektiğini izah ettiği yazılarından müteşekkildir. “Türk Olamadıysan Oldun Amerikalı” evvelce neşrolmuş “Desem Öldürürler Demesem Öldüm” ve “Küfrün İhsanı Olmaz” kitaplarından sonra Kur’an harfleri ile sağdan sola, latin harfleri ile de soldan sağa neşredilmiş üçüncü İsmet Özel kitabıdır.

"Türk olmayanlar Türkiye’nin Türkiye olmasına itiraz edenlerdir. Büyük sıkıntı Türklük aleyhine faaliyetlerini Türk kisvesine girip yürütenlerden doğdu. Sıkıntı devam etmektedir. Başı sıkışan bütün Türk düşmanları, Türklük düşmanları, Türkiye düşmanları kendilerinin de Türk oldukları, yerlerini Türklük içinde ve lehinde buldukları, yaptıklarını Türkiye uğruna yaptıkları iddiası güder. İddia ederler; ama bunu ispata yanaşmazlar. Hâlbuki beyyine külfeti müddeiye düşer. Onlar yük olarak yanlarında Türklüğün tarihten, Türkiye’nin haritadan silinmesi halinde tesirini gösterecek kozlar bulundurur. Türk görünülse bile Türk olmamak cem olmuş haldedir. Bu toplanmışlık Türk karşısındadır ve her biri yanındakinin kazancından istifadeye gözünü dikmiştir."

Kaynak: İstiklâl Marşı Derneği

20 Ocak 2015

İzdiham, Suriyeli mültecilere yardım götürüyor


Ülkemizin genç, bağımsız ve güçlü edebiyat dergisi İzdiham; Suriyeli mültecilere yardım götürüyor. İnternet sayfalarından yayımladıkları aşağıdaki metni okuyarak siz de gerekli yardımı yapabilirsiniz.

Hayat bazılarına şiir kadar romantik değil. Şöyle bir gerçek de var ki; bir yerlerde hala acı hükmediyor. Bu acıyı afili bir metinle geçiştirmek istemedik. O yüzden giydiğiniz, giymediğiniz ve son kullanma tarihi geçmemiş ilaçlardan ne varsa getirin. Suriye'ye yollayacağız. Kayıtsız kalmayın.

Suriyeli dostlarımızın, çocuklarımızın, giysiye, ayakkabıya, battaniyeye ihtiyaçları var. Giydiğiniz giymediğiniz, eski veya yeni ne varsa ihtiyaç var şu anda. Eski getirecekseniz, temiz olmasına dikkat ediniz. Yok illa bir ayet hadis ya da bir söz lazım, yoksa gaza gelemiyoruz diyorsanız;

"Sevdiklerinizden Allah yolunda harcamadıkça fakirlere infâk etmedikçe iyiliğe ulaşamazsınız."
 - Al-i Imrân 3/92

"Allah, insanların ihtiyaçlarını gidermek için bir kısım insanlar yaratmıştır ki, insanlar ihtiyaç duyunca onlara koşarlar işte onlar, Allahın azabından güvende olanlardır."
- Hadis-i Şerif

"İnsan, dostlarının acılarına, onlarla bir olup ağlayıp sızlamakla değil, yardım ve bakım ile katılmalıdır."
- Epikuros

Not: Yardımların en geç cumartesi akşamına kadar getirilmesi gerekmektedir. Büromuza gelenlere çay ikramımız vardır, yardım getiremeseniz de var.

İribat: İzdiham Yayınları
Alemdar Mh. Çatalçeşme Sok. Defne Han Teras Kat Cağaloğlu / İstanbul (İz Yayıncılık Üstü)

Beyazıt Bestami Keçeli: 0507 641 80 33
Çağrı Oruk: 0506 829 68 82

19 Ocak 2015

Çanakkale'ye giren ilk Türk birliğinin sancağı


Lozan'dan sonra 1936 yılına kadar İstanbul ve Çanakkale boğazları silahtan arındırılmış bölgelerdi. 1936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi sebebiyle boğazların tüm yönetimi Türkiye Cumhuriyeti'ne geçmişti. İşte bir Associated Press muhabirinin çektiği bu fotoğraf da Çanakkale'ye giren ilk Türk birliğinin sancağına Türk halkının gösterdiği sevgiyi ve hasreti gösteriyor.

* Fotoğrafı Melih Kozan'ın 40 yıldır İngiltere'de yaşayan ağabeyi Haluk Kozan iletmiştir. Kendisine ve paylaşanlara teşekkür ediyoruz.

Kimseyi böyle perîşân etme Allahım yeter



Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter
Uyku tutmaz, bir ümit yok, gelmiyor hiçbir haber
Ağlamaktan gözlerim etrâfı artık görmüyor
Hâzret-î Yâkûb'a dönderdi beni hûkm-i kader

Beste: Alâeddin Yavaşça
Güfte: Rahmi Duman
Makâm: Hicâz
Seslendiren: Bekir Sıdkı Sezgin

Bir nigâh et ne olur halime ey gonce dehen


Bir nigâh et ne olur halime ey gonce dehen
Göz göz oldu yüreğim gözlerinin derdinden
Niye baktım niye gördüm niye sevdim seni ben
Göz göz oldu yüreğim gözlerinin derdinden

Beste: Şekerci Cemil Bey
Güfte: Recaizade Mahmut Ekrem
Makam: Hicaz
İcra: Kani Karaca

Lekelere düşman çamaşıra dost iseniz tehlike hayatınızda

Eşref Bitlis
(1933, Malatya - 17 Şubat 1993).
Eski Türk orgeneral, eski Jandarma Genel Komutanı
Jandarma Genel Komutanı General Eşref Bitlis Çekiç Güç'ün bölgede tamamen Türk çıkarlarına karşı bir pozisyonu olduğunu, yapılan faaliyetlerin, operasyonların yazılı talimatnamelerin ve kuralların dışında olduğunu ve PKK'ya yardım ettiğini rapor etmeye, resmî ve gayr-i resmî olarak kayıt altına almaya devam etti. 17 Aralık 1992 tarihinde Türk Generali'nin helikopteri havada Çekiç Güç'e ait helikopterler tarafından taciz edildi, mesajı almamakta direnen Genaral'in bindiği askerî uçak 17 Şubat 1993 tarihinde kalktıktan kısa bir süre sonra Ankara'nın göbeğine düştü. Böylece Irak politikasında zamanın Cumhurbaşkanı Özal'a en çok direnen askerlerden biri olan General Bitlis ortadan kaldırıldı.

Hakkı Acar
(Çelimli Çalım, 7.Sayı)

"Kürtçülük yapanlar da Kürt değildir. Ekseriyeti Ermeni'dir."


"Çözüm Süreci"ne Kürtler dâhil, Müslüman Kürtler dâhil değildir. Kürtler Müslüman'dır, Kürtçüler değil. Müslüman olan her Kürt Türk olmaktan, Türk anılmaktan gocunmaz. Aksine Türkleştikçe ferahlar, Türkleşmeyi şeref bilir. Kürtçülerin önce Kürt olduklarına, sonra gayr-i Müslim olmadıklarına; İslâmcı Kürtçülerin ise hassaten Ermeni davası gütmediklerine dair adamdan sayılmak için bir karine bulmaları gerekir. Nasıl ki Türkçülük yapanlar Türk değildi ise -ekseriyeti Yahudi idi- Kürtçülük yapanlar da Kürt değildir. Ekseriyeti Ermeni'dir.

Durmuş Küçükşakalak
(Çelimli Çalım, 7. Sayı)

17 Ocak 2015

Ömer Seyfettin'in Türklük Mefkûresi'nden


Biz insanlar doğarız, büyürüz ve ölürüz. Ne kadar çok yaşasak ömrümüz yüz seneyi geçmez. Bu bizim şahsî hayatımızdır. Akıllı olan bu fâni hayata o kadar çok ehemmiyet vermez. Ancak şahsî hayatımızdan başka bir de umumî ve millî hayatımız vardır ki, o ezelîdir. Milliyetimiz bozulmazsa hiç ölmez. Dünyalar durdukça durur. İşte bu mensup olduğumuz milliyet "Türklük"tür... Bu umumî hayatı kuvvetlendirmek, dünyadaki galiplerin üstüne çıkmak, ona yıkılmaz bir istikbal hazırlamak "Türklük Mefkûresi"dir... Nerede bir millet varsa, orada bir de millîyet mefkûresi vardır... Bir milletin fertleri dağınık ve perişan kaldı mı, mefkûresiz kaldı demektir. O milletin başına her türlü felaket gelir... O millet artık esir olur; adetlerine, an'anelerine tecavüz ederler. Böyle esir olan millet evvelâ lisanını, sonra dinini, daha sonra âdetlerini kaybederek dünya yüzünden adı kalkar.

Ömer Seyfettin
(Türklük Mefkûresi, sf.78-80)

Yahudi misin, Hristiyan mısın, Türk müsün?



Soru: Türklüğün özünde siz İslam'ı ve Türklük için hatta siz mesnet olarak İslâm'ı kabul ediyorsunuz, doğru mu? Türk deyince siz...

Cevap: Yani bunu da bütün dünya böyle biliyor ama insanlar Türkiye'de gâvurun ekmeğini yedikleri için gâvurun kılıcını sallıyorlar ve Türk'le İslâm arasında bir fark gözetiyorlar. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir fark gündemde olan bir şey değildir. 19. yüzyılda Avrupa'da Amerika'da yazılan kitaplara bakın insanlar şöyle ifadelere başvururlar, devamlı olarak öyle bir iki şey değildir, şöyle mesela: "İnsan ister Hristiyan, ister Yahudi, isterse Türk olsun"... İslam mislam demez. "Yahudi misin, Hristiyan mısın, Türk müsün?". Yani bugün Mısır'da mesela bizim İstiklal Marşı Derneğimizin mensuplarından birine Mısır'daki bazı entelektüel unsurlar şunu diyorlar derneğimizin üyesi Türk olduğu için: "Size" diyorlar, "Bütün Avrupa'nın Müslüman diye Türk bilmesi şeref olarak yeter!". Yani... Bunu herkes biliyor. Araplar da kendilerinin Arap olduklarını söyledikleri zaman, "Ha, Türk'sün" diyorlar onlara. Avrupalılar Müslüman diye Türk'ten başka bir şey bilmiyor.

İsmet Özel
Tamamı için: İstiklâl Marşı Derneği

Charlie Hebdo'dan sonra cevabı aranacak soru:
Türk müsün gâvur musun?


1- Srebrenica'da toplu mezarların açılmasından sonra Charlie Hebdo kapağı. İğrenç ve rezil "plaj" karikatürü.

2- Bosna savaşında Müslümanların tecavüze uğramasını konu alan kapak. Yıl 1993. Epey gülüp eğlenmişler.

3- Oyuncakçı Bosna savaşı sonrası "vücut parçaları" satıyor. Çocuk "Noel Baba'dan bunu istemiştim" diyor.

Kapakları Emine Şeçeroviç'ten öğrendim. Ayrıca kendisinin Bosna çocukları konulu "Kurşunların da rengi var" kitabı da önerimdir.


Bunları "eee işte öyle olur" demek için paylaşmadım.

"Fikir hürriyeti sıvasıyla bir gâvurluğun nefret sürecini" gizleyenlere, Avrupa Birliği'ne girmek için önüne konan her mamaya kuyruk sallayanlara ve dolayısıyla içimizdeki gâvurların niyetinin aşikâr olduğunu belirtmek için paylaştım. Sırplar Bosnalı Müslümanları katlederken komutanları "Vurun Türkleri!" derlermiş. Soru şu: Türk müsün, gâvur musun?

14 Ocak 2015

İsmet Özel: "Ölümle sonuçlanan çatışmaların biri ikisi değil hepsi bir ekonomik şirket faaliyetinin uzantısıdır."

Beynelmilel münasebetler tahtında Fransa ve destekçilerinin bir İslâm tehdidi altında kalmadığını anlamak için çocuk olmak bile yeter; ama şimdinin Fransa’sının kendini yeni bir Le Défi Américaine karşısında müdafaa mecburiyetinde bulduğunu anlamak için mutlaka çocukluktan kurtulmak gereklidir. Ne üç Kürt kadının Paris’te katledildiği, ne de İmam Humeyni’nin ve Kaddafi’nin çadırını Paris’e kurduğunu akıldan çıkarabiliriz. Besbelli ki, toz duman altında bırakılmış bir Suriye’de İsrail’e yarar neticenin alınmasında Fransa bağlantılarının kesilmesi muaccel hale gelmişti. Çocukluktan, çocukçalıktan kurtulmak için ağza “terör belâsı” lâfını almadan önce kullanılan ateşli silâhların ve her türlü patlayıcının menşeini akla getirmek elzemdir. Ölümle sonuçlanan çatışmaların biri ikisi değil hepsi bir ekonomik şirket faaliyetinin uzantısıdır. Globalleşme şirketlerin hükümetleri denetimleri altında tutmadığı bir alan bırakmamıştır. Böylece silahları şirketlerden satın alabilenler aynı zamanda hükmetme, hükümet teşkil etme mevkiine de ulaşmış olur. Çalışanların kazançları gasp edilmedikçe silâh ticareti yürümez. Dünyadaki her türlü kötülüğe rıza göstermedikçe bir çatışma ortamını beslemenizin imkânı yoktur. Çünkü ortada modernliğin hazırlayıp sunduğu çatışma ortamından başkası yoktur. Müşrikle mü’minin çatışma ortamı hatırlanamayacak kadar uzakta kalmıştır.

Mü’min dediğimizde ise değil dünyadaki her türlü kötülüğe rıza göstermek, dünyanın kendisine rıza gösterip onu makbul tutmak tavrından kendini uzak tutanı kast ederiz. Mü’min şerlerin en belâlısı olarak kendisine ehven-i şer bahanesiyle gösterilen ne ise onu bilir. İman ile küfrü aynı sepetten beşikte uyuklatma hevesi günümüzde hesap gününü devre dışı bıraktı. Böylece Müslümanlığın imandan arıtılmış kisvesi piyasanın muteber metaları arasına girdi. Nasıl oldu bu?

İsmet Özel, 13 Ocak 2015
Tamamı için: İstiklâl Marşı Derneği

Çelimli Çalım'ın 7. sayısı çıktı


İstiklâl Marşı Derneği’nin yayınladığı “Çelimli Çalım” mecmuasının yedinci sayısı çıktı. Kırk sayfa olarak hazırlanan mecmuanın kapağını “NEW TURKEY” TÜRKÇEYE “YENİ HİNDİ” OLARAK TERCÜME EDİLSİN" manşeti var. Genel Başkan Şair İsmet Özel’in "YENİ TÜRKİYE: BİR CÜRM-İ MEŞHUT" serlevhalı yazısı yedinci sayımızda yayınlandı.

Ayrıca Bernard Lazare’nin 1894’te neşredilen L’antisémitisme, Son Histoire Et Ses Causes (Tarihi ve Sebebleriyle Yahudi Aleyhtarlığı) adlı eserinin ilk kısmı Fransızca metni ve İngilizce tercümesine ilave olarak Türkçedeki ilk tercümesi ile birlikte Çelimli Çalım’da tefrika edilmesine devam ediliyor.

13 Ocak günü dağıtımına başlanacak yedinci sayımızın içinde;

İsmet Özel - "YENİ TÜRKİYE: BİR CÜRM-İ MEŞHUT"
Durmuş Küçükşakalak - "YENİ OLMASINA YENİ LÂKİN KART"
Gökhan Göbel - "YENİ HİNDİYİ VATAN CEPHESİNDEKİLER TAHKİK EDECEK"
Mustafa Deveci - "SEYYID ONBAŞI’NIN NA?ŞI “YENI TÜRKIYE”YE MÜSAADE VERİR MI?"
Mustafa Tosun - "ATEŞİM VAR KÜLÜM YOK, BÜLBÜL OLDUM DİLİM YOK"
Fikret Demir - "AHDE VEFA VE İMAN KİM/NER-DE İMİŞ"
Lütfi Özaydın - "DEVLET, HARAM ve HELÂL"
Muhammed Sarı - "UÇUK HAYALLER VE BUÇUK İŞLER KARŞISINDA ESKİMEZ YAZIMIZ"
Salih Gezgiç - “TABU”SU ELİNDE TABULA RASA, TAPUSU EL İLİNDE"
Enes Aksu - "BİZİM YAZIMIZ"
Mehmet Ali Yeşil - "AT PAZARINDA OSSURTULAN EŞŞEKLER YA DA KEFEREYE MAHSUS AHVÂLİ BEYAN EYLER"
Hakkı Acar - "LEKELERE DÜŞMAN ÇAMAŞIRA DOST İSENIZ TEHLIKE HAYATINIZDA"
"YORGUN’dan SESLİ GEMİ’ye - 7" Hazırlayan: Gökhan Göbel.
Halit Çete - "PARTİLERİN VATANI - VATANIN PARTİLERİ VAR MI?"
Özcan Çam - "KIZIL ELMA / BLAUE BLUME"
“Milli Hasıla Rağmına Tayyare Bileti” Hazırlayanlar: Gökhan Göbel, Seyfullah Köksal
Faysal Toprak - "27 MAYIS’IN “SUSUZ YAZ”I
Mehmet Keloğlu - "İBRET NAZARIYLA BAKMAK"
"Tarihi ve Sebebleriyle Yahudi Aleyhtarlığı" Bernard Lazare - Tercüme: Serhat Toksöz
Oruç Özel –“ İSTANBUL'A BAKARAK NEFES ALMAK VE HIRLAMAK ÜZERİNE"
Halit Çete - "İSTİKLÂL’İN TAKVİMİ"
yazıları mevcuttur.

Dergiye nasıl abone olurum?
http://celimlicalim.com/Abonelik
Dergiye nasıl ulaşırım?
http://www.celimlicalim.com/SatisNoktalari

Ayrıca:
www.facebook.com/celimlicalimdergisi
twitter.com/celimlicalim

13 Ocak 2015

Neyi kaybettiğini hatırla - 2


Evlerimizin duvarlarına "Ya Mâlik-ül Mülk" yazardık. Bütün mülkümüzün sadece Allah'a ait olduğunu bilirdik.


Kapı tokmaklarımızda "Ya Fettah" yazardı. Hayır kapılarını açanın ve sıkıntıları giderenin Allah olduğunu unutmazdık.


Ayakta, masada değil yer sofralarında mütevazı yemekler yerdik. Kalkmadan dua ile Allah'a nimetleri için şükrederdik.


Kendimizden yaşa büyük birinin yanından hızla geçmeyi edepsizlik görür, ondan müsaade almadan asla önüne geçmezdik.


Kuşlar, kediler ve diğer sokak hayvanları için evler inşa eder, daima yemek bırakır, sonsuz bir merhamet gösterirdik.

Ayrıca bkz: Neyi kaybettiğini hatırla - 1

Türk - İtalyan İlişkilerinde Az Bilinenler


Fabio L. Grassi (Roma 1963) Türk tarihi alanında büyük uzmanlardandır. Kendisini Türkiye’yi anlamaya ve anlatmaya adayan İtalyan bir tarihçidir. Roma Sapienza Üniversitesi’nde Avrasya Tarihi, Türk dili ve (İngilizce olarak) Çağdaş Tarih derslerini vermektedir. Aynı zamanda, Roma Sapienza Üniversitesinin çatısı altındaki Bahçeşehir Üniversitesi Avrasya Araştırmalar Merkezi’nin müdürüdür. Yayımladığı kitapların ikisinin Türkçe versiyonu vardır. İtalya ve Türk sorunu 1919-1923, YKY, ve Atatürk, Turkuvaz Kitap.

Fabio L. Grassi’nin yakın çağdaki Türk-İtalyan ilişkilerinin çeşitli yönlerini irdeleyen makaleleri ilk kez Türk okuruna sunulmaktadır. Büyük çoğunluğu önemli ve yeni arşiv araştırmalarına dayalı olan bu makaleler, Türkiye ile İtalya arasında gidip gelen kahramanlar, maceracılar, sanatçılar, akıllı veya akılsız politikacıların hatırasını canlandırıp bizimle paylaşmaktadır. Genellikle pek az bilinen, aynı zamanda mühim olaylar ve gelişmelere ışık tutan bu eser, ustaca ve güvenilir bir çeviri sayesinde de ilgi ve huzurla okunacaktır.

Fabio L. Grassi, (Çeviri: Sadriye Güneş)
Tarihçi Kitabevi, 328 Sayfa, 23 TL
tarihcikitabevi.com/content/t%C3%BCrk-italyan-ili%C5%9Fkilerinde-az-bilinenler

Osmanlı Devleti'nde Deniz Ticareti (1908-1914)


Sanayi Devrimi fabrikalar, demiryolları, buharlı gemileriyle Avrupa'yı kısa sürede değiştirdiği gibi, sömürünün araçlarını da yaratmıştı. Bu araçların Osmanlı Devleti’ne uzanması da çok sürmeyecekti. Balta Limanı Antlaşması ile Avrupa, Osmanlı ülkesinde daha kolay hareket etme imkânı bulacaktı.

Osmanlı Devleti’nin ticaret filosu kendi kendine yeterli değildi. Bu boşluğu fırsat bilen yabancı bandıralı gemiler Osmanlı iç denizlerinde cirit atıyordu. Bu durumun farkında olan Osmanlı Devleti, ticaret filosunun yetersizliği ve kapitülasyonlardan dolayı ses çıkaramıyordu. İttihat ve Terakki'nin ekonomide milli iktisat politikasını benimsemesi etkisini kısa sürede deniz ticareti alanında da gösterdi. Milli bir deniz ticaret filosu oluşturulması fikri basında sık sık yer buldu. İttihat ve Terakki bir yandan deniz ticaret filosunu arttırmaya çalışırken bir yandan da kapitülasyon zincirinden kurtulmaya çalıştı. İttihat ve Terakki, Birinci Dünya Savaşı'na girerken kapitülasyonları kaldırdığını duyurdu. Ancak kabotaja ticaret filosunun yetersizliğinden dolayı geçemedi. İttihat Terakki döneminde büyük bir atılım sonucu filizlenen ticaret filosunun bir kısmı da savaşta kaybedildi. Böylece kabotaj ve kapitülasyonlardan kurtulma ülküsü Türkiye Cumhuriyeti'ne kaldı.

Özlem Yıldız
Tarihçi Kitabevi, 368 Sayfa, 22 TL
tarihcikitabevi.com/content/osmanl%C4%B1-devletinde-deniz-ticareti

Boğazdaki Beyaz Ruslar 1919-1929


Rusya Bilimler Akademisi değerli Türkologlarından Prof. Svetlana Uturgauri'nin yıllarca süren arşiv araştırmaları sonucunda yazdığı belgesel bir eser "Boğaz'daki Beyaz Ruslar".

1917'de Çarlık Rusya'nın yıkılmasının ardından Türk topraklarına sığınmaya çalışan on binlerce Rus'un yaşama tutunma çabaları ve o dönemin siyasi olayları belgelere dayandırılarak aktarılmakta. İlerideki çalışmalara zengin bir kaynak olmasının yanı sıra tarih sever okurlara aydınlatıcı olacağını düşündüğümüz bu eser, Uğur Büke'nin titiz çalışmasıyla Türkçeye kazandırıldı.

Svetlana Uturgauri, (Çeviri: Uğur Büke)
Tarihçi Kitabevi, 312 Sayfa, 28 TL
tarihcikitabevi.com/content/bo%C4%9Fazdaki-beyaz-ruslar-1919-1929

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.