30 Nisan 2015

Süleyman Nazif: "Nankörlük fertlerden ziyade milletlerin hayat sayfalarını kirletir."

Süleyman Nazif
(29 Ocak 1870, Diyarbakır – 4 Ocak 1927, İstanbul)
Türk şair, yazar
Dedem koynunda yattıkça benimsin ey güzel toprak
Neler yapmış bu millet, en yakın tarihe sor bir bak!
Eğer yıldızla ay sönseydi de kalsaydı gök Türksüz
Kalırdı bence yıldızlar ve aylar kimsesiz, öksüz.


Gelecek günlerde, kılıç, fikir, kalem kahramanı yetiştirmek için, geçmiş kahramanlar daima hatırlanmalı ve daima yükseltilmelidir. Nankörlük fertlerden ziyade milletlerin hayat sayfalarını kirletir. Unutmak ise nankörlüklerin en büyüğüdür.

Süleyman Nazif

29 Nisan 2015

İsmet Özel: "Bizim vatanımız Kâbe'dir."



"Git vatan Kâbe'de siyaha bürün" mısraını seçtik bu konuşmamızın başlığı olarak, bütün şiiri değil. Yani "Vaveylâ" değil konumuz. Ama vatan deyince önce Kâbe'yi hatırlamamızın manasını kavramamız lazım. Neden Kâbe deyince vatan anlaşılır? Bunun kimle, ne alakası vardır? Kâbe, kâinatın merkezinin izdüşümüdür. İlk mektepten itibaren çocuklara dünyanın en yüksek yeri olarak Everest Tepesi'ni öğretirler. Bu yanlıştır. Dünyanın en yüksek yeri Kâbe'dir. Çünkü Kâbe kâinatın merkezinin izdüşümüdür. Yani dünyada her şey Kâbe'nin altındadır. Onun için bizim vatanımız Kâbe'dir. Ayrıca Türklerin vatanı da Kâbe'dir. Çünkü Türk diye adlandırılan insanlar tarih sahnesine çıktıkları zaman ilk işleri Kâbe'nin güvenliğini temin idi. Kâbe'nin kâfir tasallutundan arındırılması Türklüğün ilk şartıdır, daha başında. Ve Mekke Kalesi'nde Türk Bayrağı dalgalandığı sırada, bugün o şehirde olan melanetin hiçbiri cereyan etmiyordu. Bu bir insanlık meselesidir, siyasi bir manevra bahis konusu değildir...

İsmet Özel
Konuşmanın tam metni içinhttp://www.istiklalmarsidernegi.org.tr/Yazi.aspx?YID=594&KID=6
Konuşma videosunun tamamı içinhttp://www.istiklalmarsidernegi.org.tr/Video.aspx?VID=51

Kutü'l-Amare - Hicri 25 Cemaziyelahir 1334 (29 Nisan 1916)


Bir süre önce sağolsun(!) bu hükümet Süleyman Şah türbesinin başarılı bir operasyonla(!) Türkiye sınırına yakın bir yere naklini gerçekleştirdi. Nasıl olsa devlet olarak artık Misak-ı Milli diye bir derdimiz, ahde vefamız yok. Dolayısıyla o topraklar bize artık çok uzak kalıyor. Süleyman Şah türbesini oralarda nasıl muhafaza ederdik! Ne iyi ettiler de sınırımıza çok yakın bir yere getirdiler! Herhalde insanların ziyaretine de açarlar; ne de olsa bizde türbe ziyareti mühim bir vazifedir.

Kim bilir belki seçim sonrası kurulacak hükümet de başarılı bir operasyonla(!) elli şehidimizin bulunduğu Kutü'l-Amare'deki Kut Türk Şehitliği'nin Türkiye'ye yakın bir yere naklini gerçekleştirir. TSK'nın kuvveti, kudreti buna fazlasıyla kâfidir. Kimbilir!

Ayhan Görümlü
(Çelimli Çalım, 10)

Kut'ül Ammare'de Türk askeri ve çadırları



Kut'ül Ammare'de esir alınan İngiliz subaylar

28 Nisan 2015

Aşkar'ın 34. sayısı çıkıyor!


Üç ayda bir titizlikle hazırlanan Aşkar dergisinin 34. sayısı, nisan, mayıs ve haziran aylarının edebi ve ebedi iklimini yansıtacak bir ciddiyetle çıkıyor. Bu sayıda okuyucunun üç ayları tefekkür sınırlarını zorlayarak geçirmesini sağlayacak 23 şiir, 6 öykü, 1 söyleşi, 2 taarruznâme, 3 mesûliyet meselesi ve 3 değini yazısı bulunurken, dergi Hasan Aycın'ın şu anlamlı sözlerini kapağına taşıyor: "Benim elimden hep eksik eser çıkmalı. Mükemmel olmayandan mükemmel eser çıkmaz. Sınırlı olandan sınırlı bir eser sudur eder."

Hikmet Çamcı'nın "Elinde toprağı annenin / koşuşturuyor evlatlarının ardından" dizeleriyle başlayan "Toprak Ana"sıyla açılan şiir sayfaları, İrfan Dağ'ın "Bilesin, haksız alınmış bir canı hiçbir çek karşılamaz" dizesiyle biten "İp" şiiriyle son buluyor. Hem kendi kuşağının hem de modern Türk şiirinin güçlü kalemlerinden Osman Özbahçe, Hüseyin Karacalar, Mustafa Melih Erdoğan, Özgür Ballı, Dursun Göksu, Muhammed Faruk Özcan, Yağız Gönüler, Muhammed Sarı, Musa Günerigök, Esma Koç, Süleyman Unutmaz, Sadık Koç, Mustafa Uçurum, Eyüp Aktuğ, Cihad Özsöz, Rıfat Eroğlu, Betül Aydın, Bedia Belkıs, Şerif Hamideddin Tektaş, Selma Şipleme ve Yunus Kadıoğlu bu sayının bir araya getirdiği şairler arasında yer alıyor.

"Hah! Yutucu" ile Aykut Ertuğrul, "Sonsuz" ile İsmail Isparta, "Lego Adamı" ile Osman Cihangir, "Uzun Yol Yürüdük" ile Elif Genç, "Doğum Tarihi" ile Serpil Tuncer ve "Kayıp Güvercin" ile Metin Çalı, bu sayının öykücüleri.

Aşkar'ın 34. sayısında, Türk tefekkür hayatına çizgileriyle ve düşündürdükleriyle anlam katan usta sanatçımız Hasan Aycın'la yapılan bereketli bir söyleşi yer alıyor. İsmet Özel'in "Bence bir şiirin oluşumuyla Hasan Aycın’ın ak kâğıt önüne oturuşuna kadar geçen sürenin ortak nitelikleri var. Sezgiye doğru düğümlerinizi gevşetirseniz belki anlam sızabilir içinize." diyerek tanımladığı usta sanatçımızla yapılan söyleşiyi Selvigül Kandoğmuş Şahin imzası taşıyor. Hasan Aycın, sanatçının nasıl bakması ve görmesi gerektiğini şöyle izah ediyor: "Herkesin baktığı yerde görülmesi gerekeni görür. Efendimiz, “Rabbim bana eşyanın hakikatini göster” diye dua etmiştir. Sanatçı bakar ve görülmesi gerekeni görür. Görülmesi gereken ise farklı bir şey görmek değil, hakikati görmektir."

Aşkar'ın bu sayısındaki taarruznâme sayfaları Aziz Mahmut Öncel ve Dursun Göksu'nun "Kalanlar" başlıklı çalışmayla açılıyor. "Günümüz Şiiri Günümüz Gençleri ve Esarete Düşüş" konusunu irdeleyen ve "Aşkar-Fayrap-İtibar" kıyaslaması yapılan bu çalışma edebiyatımız için oldukça önemli bir katkı mahiyetinde. Özgür Ballı'nın "Bence" dizisinin 3. yazısıyla bu bölüm şöyle kapanıyor: "Bence artık yaz gelsin. Sevgiler."

İdris Ekinci'nin İsmet Özel Okumaları sürüyor. Mesûliyet Meselesi sayfaları "Ben Senim, Sen De Ben" yazısıyla başlıyor. Ekinci yazısında, İsmet Özel'in "Ve'l-Asr" kitabını irdeliyor. Yağız Gönüler, İstiklâl Marşı Derneği'nin hazırladığı Çelimli Çalım mecmuasının ilk dokuz sayısını genel bir değerlendirmeye tâbi tutarak, mecmua hakkında edebiyat dergileri arasında ilk ciddi çalışmayı yapıyor. Gönüler yazısını "Türkiye aleyhine yalancı şahitlikte yarışanların zelil bırakılacağı bir gün için" dua ederek kapatıyor. Feyza Gönüler'in "Kadın Olmak Ya Da Olmamak" başlıklı çalışmasıyla, bu sayının Mesûliyet Meselesi sayfaları bir yakarışla son bulmuş oluyor: "Ben, bir kadın olarak kapitalizmin, sekülerizmin, feminizmin, materyalizmin bana biçtiği rolleri reddediyorum!"

Değini sayfalarında Akif Hasan Kaya'nın "Bir Muhâlefet İmkânı Olarak Öykü", Hikmet Çamcı'nın "Bana Bir Mihenk Taşı Verin Size Dünyayı Kaldırayım: Tanrı, Tanrı; İnsan, İnsan" ve Aysun İlhan'ın bir Dr. Oktay Yivli kitabı incelediği "Kısa Öyküde Yöntem Üzerine" başlıklı çalışmalar yer alıyor. Her yazı kendi sahasında daha evvel dokunulmaya cesaret edilmemiş önemli noktaları açığa çıkarıyor.

Sorumlu yazı işleri müdürü Ferhat Nabi Güller, genel yayın yönetmeni Mustafa Melih Erdoğan olan Aşkar'ın 34. sayısı, Ergin Günçe'nin şu dizelerini hatırlatan bir ciddiyete sahip: "Yeminimiz sözümüz sevgimiz / bu sarı kâğıtta saklı."

Lütfi Bergen: "Osmanlı, asabiyetini kaybettiği için yıkıldı."


"Osmanlı neden yıkıldı" sorusuna cevap "sanayileşemediği için" şeklinde verilmekteyse sanayileşen Sovyetlerin yıkılışını nasıl açıklayacağız? Devlet sistemleri asabiyetin kaybedilmesi ile yıkılır. Sovyetler "asabiyetini kaybettiği" için yıkıldı; Osmanlı da keza böyledir. Mısır uygarlığı kendisini ayakta tutan emek gücünü (İsrailoğulları) kaybetmemek için zulme batmıştı. Asabiyet kaybedilmişti. Devletler ya başka bir devlet tarafından yıkılır ya da kendi halklarını bir idealde birleştiren asabiyeti kaybetmekle yıkılırlar. Hz. Peygamber (asv) sonrası raşit hükümetlerin 30 senede yıkılması da asabiyetin kaybedilmesi ile mutlak ilgilidir.

Lütfi Bergen

27 Nisan 2015

Sadettin Ökten: "İnsan insanın ufkudur."


"İnsan insanın kurdudur" diyor Hobbes. Ben de diyorum ki insan insanın ufkudur. Çünkü kurdudur dediğiniz zaman orada bir rekabet girer işin içerisine ki kapitalizmin esası, özü odur. Rekabet olmazsa kapitalizm olmaz. İnsan insanın ufkudur demek yani her insan, insana bir başka ufuk açar demek. Dolayısıyla her bilinen şeyden sonra bazı insanlar "Bilinmeyen ne şey var?" diye onu merak ederler. Böylece derinleşme başlar. Derinleşme başlayınca "Ben kimim?" sorusu bütün ihtişamıyla gündeme geliyor.

Sadettin Ökten

26 Nisan 2015

Eşitlik-Adalet anlayışı


İslami düşüncede, en üstün bir değer olarak adalet fikri yer almaktadır ki, nefsi de gözetmekle beraber, nefse karşının hakkını esas alır. 
Bir yandan nefsin bencil temayüllerine set çekerken, aynı zamanda ona zulmedilmemesini, nefse karşı da âdil davranılmasını emreder. Garp düşüncesinde eşitlik, talep edenlerin tavrıdır; bu düşünceyi müesseseleştirebilmek için geçirilen ve halen sürmekte olan mücadeleler de bunu göstermektedir. İslam düşüncesinde ise adalet, nefsin başkasına ait olan hakkı teslim etmesi tavrıdır ve mahiyeti itibarıyla, eşitlik gibi nefsi tahrik edici değil, tahdit edicidir.

Nevzat Kösoğlu, Kitap Şuuru, sf. 227.

Unutturulan medeniyet tasavvuru


Batı'nın İslâm düşüncesine vurduğu en büyük darbe, medeniyetlerin düşünce ile değil amelle kurulduğunu ve ameli yönlendiren gücün de iman olduğunu unutturmasıdır. Bu yüzdendir ki, iki yüz yıla yakın zamandır aydınlarımız hep düşünce plânında teceddüd yapmak ve meselelerimizi çözmekle uğraşmaktadırlar.Bu yüzdendir ki, hayatı amellerin yaptığını, onlara hâkim olabilmek için de imanımızın yenilenmesi, ateşlenmesi gerektiğini söyleyen pek çıkmamıştır.

Hiçbir zaman hatıran çıkarılmamalıdır ki, amelsiz imanla bir medeniyet kurulmaz.Her medeniyet, kendi imanının ameller halinde hayata geçirilmesi ile doğar.Esasen alevlenmiş bir iman, ruh gücünün, o imanın dünya görüşü ile motive olması ve amellerin de tabii olarak o imanla ölçülenmesi ve şekillenmesi demektir.

İman-amel birliğinin dini hükmü ayrı bir konudur.Amelsiz iman, Müslümanları öbür dünyada kurtarabilir; Allah'ın bağışlayacağına herkes güvenebilir.Ancak, bu dünyada haysiyetli bir medeniyetin sahibi yahut mensubu olarak yaşamak isteyenler için, bunu amelleriyle gerçekleştirmekten başka yol yoktur.

Nevzat Kösoğlu, Kitap Şuuru, sf. 158-165

24 Nisan 2015

Sadettin Ökten: "Şu anda biz ölçüsü bozulmuş kalplerle yaşıyoruz."


Türkiye'deki yapıları nasıl buluyorsunuz?
Fecaat. Hiç konuşmayalım. Türkiye insan gibi yaşamak istiyorsa bütün yapılarını yıkacak. Tekrar kendisi tıkır tıkır adam gibi bir şehir kuracak.

Nasıl bir şehir olacak?
İnsani bir şehir.

Neleri barındırır insani bir şehir?
Bir kere ölçek çok mühimdir. Bakın serçeler hangi irtifadan uçuyor, kargalar hangi irtifadan uçuyor. Ağaç ne kadar büyüyor, siz bir nefeste kaç adım atabiliyorsunuz. Bunların içinde Allah'ın, tabiatın verdiği bir alt limit, üst limit var. İnsan bu ölçüleri bozabiliyor. 100 katlı, 200 katlı bina yapabiliyor. Bozmayın bu ölçüyü. Şehir yapıyorsanız çok yükselmeyin. Ölçü bozulduğu zaman önce gözün ölçüsü bozulur, sonra kalbin ölçüsü. Şu anda biz ölçüsü bozulmuş kalplerle yaşıyoruz. Kalbin ölçüsünün bozulması hırstır. Haris olursunuz.

Prof. Dr. Sadettin Ökten

Rüzgârın savurduğu bayrağı öpen çocuk

23 Nisan 2015

Vücud ikliminin sultânı sensin



Vücud ikliminin sultânı sensin
Efendim derdimin dermânı sensin
Bu cism-ü na-tüvânın cânı sensin
Efendim derdimin dermânı sensin

Beste: Hacı Arif Bey
Makam: Nihavend
Solist: Melihat Gülses

22 Nisan 2015

Bir kızıl goncaya benzer dudağın



Bir kızıl goncaya benzer dudağın
Açılan tek gülüsün sen bu bağın
Kurulur kalplere sevda otağın
Kimbilir hangi gönüldür durağın

Her gören göğsüme taksam seni der
Kimi ateş gibi yaktın beni der
Kimi billur bakışından söz eder
Kimbilir hangi gönüldür durağın

Beste: Amir Ateş
Güfte: Melek Hiç
Makam: Muhayyer kürdî

Mâni oluyor halimi takrire hicâbım



Mâni oluyor halimi takrire hicâbım
Üzme yetişir üzme firâkınla harâbım
Mahvoldu sükûnum beni terk eyledi hâbım
Üzme yetişir üzme firâkınla harâbım

Beste: Tatyos Efendi
Güfte: Nigâr Osman Hanım
Makam: Hicâzkâr
Solist: Çiğdem Gürdal

21 Nisan 2015

Vefatının 34. yılı anısına: Münir Nurettin Selçuk

Gelecek seçimler ve %10 barajına dair


HDP önce AKP ile yaptığı pazarlığı kamuoyuna açıklasın. Acaba "İmralı’yla, HDP ve AKP arasında yürüyen, başka bir yan yolda yürüyen görüşmenin bir parçası mı?" diye de düşünmeden edemiyorum.
- Enis Berberoğlu, 22 Aralık 2014

AKP ile HDP arasında işin özeti kapının önünde kavga var gibi gözüküyor ama kapının arkasında seçim işbirliği de dahil gelecekle ilgili her türlü siyasi ittifak da dahil şu anda kurulmuş gözüküyor.
- Haluk Koç, 4 Mart 2015

HDP barajı aşacak ve AKP ile birlikte hareket edecek. Muhalefetin beklentisi boşa çıkacak. HDP ile AKP modern kapitalist dünyanın istemlerine uygun bir siyaset aracıdırlar. HDP ile AKP'nin çıkarları ortaktır.
- Lütfi Bergen, 21 Nisan 2015

 %10 barajı aşılacak. Ayarlandı o işler.
- İsmet Özel, 18 Nisan 2015

Lütfi Bergen: "Otomobil bir medeniyet ölçüsü değildir. Yeryüzünü tahrif eden bir şiddettir."


Tarihsel olarak bakılırsa peygamberler kendi teknolojilerini kendileri yapmışlardır. Nuh (as) kendi gemisini bizzat kendisi inşa etti. "Peygamber bugün yaşasaydı uçağa mı binerdi-deveye mi?" şeklinde soran zat Hz. Süleyman'ın rüzgara bindiğini unutmuş görünüyor. Peygamberimiz de miraca çıkarken supitnik'e binmemiştir. Kur'an bize denizde binek olarak gemileri karada ise hayvanları işaret etti. Otomobil insanın "aceleci-bozguncu-cahil-kan dökücü" özünü açığa çıkaran bir araçtır. Otomobil bir medeniyet ölçüsü değildir. Yeryüzünü tahrif eden bir şiddettir. Batı azgelişmişliğe ittiği ülkeleri daha kısa sürede işgal için hayvanları-ormanları insan varlığının doğal komşusu olmaktan çıkarmıştır. İnsan otomobillerin komşusu değildir. İnsanın gerçek komşusu kendi özü olan toprak ve üzerindeki canlılıktır. Tabiat Allah'a secde eder. Otomobil Allah'a isyan olarak gelmiştir. Çünkü tabiatı alt etme niyeti onun mekanik özünde mündemiçtir. İnsanlık, otomobilleri ve konutları tarafından "ehlileştirilmiş", kontrol altına alınmış kuklalara dönüştürülmüştür. Attan inerek otomobile binmedik, otomobil tarafından sakatlanarak istila edildik. Modern zaman mekanik-teknolojik hareketin sayısal sayacına ait bir olgudur. İnsana Allah tarafından verilen ömürle ilgisi yoktur. Yaşadığımız dünyada kendimize ait bir zamanı kullanıyor değiliz. Tam tersine mekanik-teknolojik hareketin süreleri içinde "tüketilmekteyiz.Metroya bindiğimizde akan süre metronun hareketine aittir. Biz zamanımızı metronun kendi saatine doğru boyun eğdiririz. Zamanımız tekno araçlar tarafından ele geçirilmiştir. Ömür artık bize verili ilahi bir bağış değil, mekanik-teknolojik ürünün malıdır. At'ı yönetebiliriz, ona seyis olabiliriz. Araç ise bize seyislik eder. Otoyol bizi kontrol eder. Yol işaretleri egemenin komutlarını verir. Mekanik-teknolojik üretim biçimi piliçleri tabii zamanından daha kısa sürede yenecek şekilde belirler. Piliç ilahi bir varlık olmaktan çıkar. Zaman dijitale dönüşmüştür. Güneşin doğması veya batması modern toplumu ilgilendirmeyen bir alana iteklenmiştir. Modern insan tabiatı inkar eder. Oysa kendisi de toprak-su olarak tabiata ait bir varlıktır.

Lütfi Bergen
twitter.com/BergenLutfi

20 Nisan 2015

Turgut Özal, Türkiye'nin adını değiştirecekti



Yoruma ihtiyacı olan bir taraf yok videoda. Her şey açık. Tarihten kaçılmıyor, kaçılması da mümkün değil. Tarih Türkiye düşmanlarını öyle bir yakalıyor ki; yalın, temiz, acımasız.

1915 Trajedisi: Ermenistan Hayali



Büyük Ermenistan Hayali” Rusların Ermenileri cesaretlendirmesiyle ortaya çıkan ve hala devam eden Ermeni Sorunu’nun temelini atan meselelerden biridir. Ermeniler’in “Ermenistan Hayali” ile nasıl kullanıldıklarını, Osmanlı Devleti ve ordusuna karşı tutumlarını, çıkartmış oldukları iç savaşın sonucunda neler olduğunu izleyebilirsiniz.

Kaynak: factcheckarmenia.com

Bir yabancılaşma (gâvurlaşma) pastası



Bugün Kutlu Doğum partilerinde "Benim efendim benim efendim..." sululuğuyla kendilerinden geçen sefillerin Türk Milleti'ne mensubiyeti söz konusu değildir. Melânet kol geziyor ve işleri böylece yürüyor. Pasta büyük ve işin sonunda aferin var; vazifeleri kutsal. Yapılacak programlar arasında istismar edilecek, daha nice mefhum var. Mesela geçen seneki Kutlu Doğum'larda, istismara açılan mefhum merhametti. Bir merhamet istismarı ki düşman başına! Sanki Müslümanlar iktidardaymış da merhamet etmiyorlarmış. Bunların hepsi İslâm'ın kılıcı düştü mü geriye kalan belâlardır. Kılıcı düşürdün mü savaş peygamberi gidip geriye "güllerin efendisi" kalıyor.

Sinan Şahin, Kurtlu Doğum
(Çelimli Çalım, sayı 2, sf. 9)

17 Nisan 2015

İlber Ortaylı ile tarihimizin dünü ve bugünü:
"Suriye ve Mısır - 2"



- Sultan Hamid'i Araplar sever. Ben gittiğimde ilk gençliğimde, 60'larda, çarşıdaki esnaftan trendeki ihtiyara kadar herkes "Ah Sultan Hamid!" derdi.

- Olsaydı, saydı, mıydı böyle tarih olmaz, tarih yorumlanmaz. Tarih olanın üzerinde durmakla oluyor.

- Üretmeyen toplumlar laf üretir, o da saçma sapan şeyler olur ancak.

- Bizim etrafımızda işe yarar hiçbir ülke yoktur. Öyle olduğu için de zaten imparatorluk kurduk. Fazla matah olduğumuzdan değil.

- Standart sloganlarla tarih, coğrafya ve siyaset yapılamaz.

İSTEV Konuşmaları: Ancak Anılar Anlarlar


İlim Sanat Tarih ve Edebiyat Vakfı, nisan ayında siz değerli katılımcılarımızı İhsan Fazlıoğlu ile tarih üzerine yapılacak bir konferans ile buluşturmayı planlamaktadır.

“Ancak anılar anlarlar: Tarih, hafıza ve mekân üzerine bir soruşturma.”

Hâfıza, geleceğe yönelik bilincin eşlik ettiği bir eylem olarak, insanın geçmişle gelecekte karşılaşmasını sağlar. Tarih adı verilen söz konusu karşılaşma, hafızanın mekânda tecessüm etmiş anıları üzerinden sürekli kendini yeniler ve yüzleştiği her soru ve sorunu daha kolay anlamayı ve çözmeyi sağlar. Anlamak ise anlamın imkânını verir... Söz konusu tespitin temsil değeri en yüksek örneği hafıza kurumları denilebilecek mimarî yapılardır. Bir milletin kültürel genetiğinin kodları ürettiği bina üzerinden hareketle okunabilir. İbn Haldûn'un dediği gibi: 'Medeniyet'in ilkesi binadır...'

Tarih: 18 Nisan Cumartesi 17:30
Yer: İlim Sanat Tarih ve Edebiyat Vakfı, Bahariye Mevlevihanesi, Eyüp
Bilgi için: 0212 614 33 88 / 0532 524 57 14


İhsan Fazlıoğlu

1966 yılında Ankara’da dünyaya gelen Prof. Dr. İhsan Fazlıoğlu, uluslararası akademik camia içerisinde tanınmış bir Türk bilim tarihçisidir. 1989′da İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden mezun olan Prof. Dr. Fazlıoğlu, 1990-1992 yılları arasında Amman’daki Ürdün Üniversitesi’nde ve Halep’teki Arap Bilim Tarihi Enstitüsü’nde, bilim ve matematik tarihi üzerine araştırmalar yaptı. 1993′te İstanbul Üniversitesi Bilim Tarihi Bölümü’nde yüksek lisans çalışmasını tamamlayan Fazlıoğlu, aynı bölümde bir süre araştırma görevlisi olarak görevde bulundu. 1987-1990 ve 1992-1996 yıllarında IRCICA yazmalar bölümünde araştırmacı olarak çalışan Fazlıoğlu, 1994′te Kahire’de yazmalar üzerinde çalışmalarda bulundu. 1996′da İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’ne geçen ve 1998′de aynı bölümde doktorasını tamamlayan Fazlıoğlu, 2001 – 2002 yılları arasında ABD’de Oklahoma Üniversitesi’nde çeşitli araştırmalara katıldı. İhsan Fazlıoğlu 2008 – 2011 yılları arasında Kanada Mc Gill Üniversitesi’nde proje koordinatörü ve kıdemli araştırmacı olarak görev yaptı.

“Felsefe-Bilim” tarihi ile matematik tarihi ve felsefesi üzerine yoğunlaşan İhsan Fazlıoğlu, özellikle bu yapıların İslam ve Türk Medeniyet Tarihi içerisindeki gelişmelerini el yazması kaynaklara dayanarak incelemekte ve yayınlar yapmaktadır. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Felsefe Bölümü, Felsefe Tarihi Anabilim dalında öğretim üyeliği yapan Prof. Dr. Fazlıoğlu, 2012 yılından bu yana İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nde görev yapmaktadır.

İSTEV’in Hikmet Okulu programının kurucularından olan Fazlıoğlu, Düşünce Bilim’e Giriş ve Akaid’e Giriş derslerini de vermektedir.

Anadolu’nun Yunanistan’a senebaşı hediyesi


Halikarnas Balıkçısı olarak tanınan Cevat Şakir Kabaağaçlı'nın, Sakarya Muharebesi'nden bir ay sonra yayımlanmış karikatürü.

"Senebaşı münasebetiyle Anadolu’nun Yunanistan’a senebaşı hediyesi."
(Güleryüz dergisi, sayı 34, sayfa 8, 22 Ekim 1921)

Eduardo Galeano: "Bacaktan daha çok tekerleklerimiz var."


Büyük, modern şehirlerde otomobillerin diktatörlüğünde dayatılan yaşam tarzı hoşuma gitmiyor. Biz insanlar yürümeyi unutuyoruz. Bacaklarımız var ama her seferinde onları daha az kullanıyoruz. Gerçekte bacaktan daha çok tekerleklerimiz var. Tamamen motorize olmuş durumdayız. Üstelik ben yürürken sözcükler de içimde yürüyor. Yani ben yürürken yazıyorum, hikâyeler ben yürüdükçe içimde yürüyen sözcüklerle büyüyor.


Ben dünyanın vicdanı olmak istemem. Ama elbette ki dünyanın, hayatın açıklanmasında, anlamlandırılmasında yardımcı olma yeteneğine sahip olmayı isterdim. Ne anlamda derseniz, bana göre insanlığın gökkuşağı, gökyüzünün gökkuşağından çok daha fazla renge sahip. Yani hayran olduğumuz, güneş ve yağmurun bir araya gelmesinden oluşan gökkuşağı, bizim, insancıkların dünya üstünde var olarak oluşturduğumuz gökkuşağından çok daha az güzelliğe sahiptir. Ama görünen o ki bizler bizzat kendi kendimizin körüyüz. Kendimizi görebilme yeteneğimiz yok. Çünkü insanlığın yarısını yok sayan maçizm yüzünden, ırkçılık yüzünden, militarizm yüzünden, elitizm yüzünden, bizi azaltan, yok sayan, küçülten, bir parçası olmak istediğimiz olası bütüncül güzelliğe ulaşmamızı engelleyen sakat bir bakış açımız var. Öyleyse gökkuşağının kurtarılmasının yolu bizim onu görmemizi engelleyenleri teşhir etmekten geçer. Yani kafeslerden nefret etmeden özgürlüğe sevdalanamam. Başka türlüsü ikiyüzlü, sahtekâr bir şey olurdu. Bu yüzden dünyanın güzelliklerini görmemizi engelleyenleri teşhir etmek için insanlığın kayıp anılarını (memorias perdidas – “insanlığın kayıp tarihi” de denebilir) kurtarmakta ısrar ediyorum.

Eduardo Galeano

Kaynak: Notosoloji

16 Nisan 2015

İlber Ortaylı ile tarihimizin dünü ve bugünü:
"Suriye ve Mısır - 1"



- Vatan kelimesi Türklerin kullandığı bir kelimedir, unutmayın bunu. Çünkü Eski Arapçada vatan demek köy demektir; İngiliz'in "home"u gibi ve gençlik demektir. Yani çocukluğun geçtiği ocak, baba ocağı. Hani diyor ya: "On yıl var ayrıyım kına dağından / baba ocağından yar kucağından."

Ulema güzel Türkçe konuşacak. Şimdi bakıyorum ilahiyat fakülteleri bile Allah korusun yani, öyle Türkçe olmaz. Türkçe bak (Ezan başlar) böyle okuyacaksın ezanı, Allah kabul etsin. Böyle okunur. Öyle vehhabiler gibi ayağına taş düşmüş gibi ezan okunmaz, kusura bakma. Bu imparatorluğu biz bu ezanlarla fethedip götürdük. Bu adamın yüreğine dokunur, öbürü değil. Herifin (Orhan Pamuk) minareden haberi yok. Anlatıyormuş hoca, yani diyormuş talebe sen şimdi bu okunan ezanın burada mı okunduğunu iddia ediyorsun diyormuş. Herif deli gibi yani adam da minarenin evrimini anlatıyormuş bizimki, gitmiş buradan... Bu böyledir, biz seçkin bir milletiz, seçkin bir imparatorluğuz. Bizim işimiz bu, biz bunu yaparız, yani biz askeriz.

- Adi bir pornocu, bir kadının göbeğine, ayet yazıyor. Bunu gösteriyor. Şimdi bunu bu dünyada yapıyorlar ve buna itiraz ettiğin zaman herif diyor ki "Tüh tüh biraz ayıp etmiş" diyor. Ne bir kınama var, ne bir yasaklama var, "Aaa" diyor, "bu hürriyet!" diyor herif. Hürriyet insanların duygularını, hürriyet insanların aidiyetlerini, hürriyet insanların bağlılık ve itikatlarını zedelemek değildir.

- İkinci harpte Yahudilerin toplandığı konsantrasyon kamplarında Nazi subayının birisi, Tevrat rulolarını var ya kutsal şeyler, deridir onlar. Onlardan kendine yelek diktirmiş ayı, iyi mi? Yani giyip çıkıyor oradaki insanların karşısına.

- Biz dini itikatla, dini inançla alay etmeyiz. 

- 16. yüzyılda üç tane büyük imparatorluk vardır. Osmanlı, İran ve Babürler. Bunların üçünün de hanedanı Türktür. Hakimiyet orduları falan da Türktür, ordularında da Türkçe konuşulur.

15 Nisan 2015

Çelimli Çalım'ın 10. sayısı çıkıyor


İstiklâl Marşı Derneği'nin hazırladığı Çelimli Çalım mecmuasının onuncu sayısı: "İSLÂM SENİ KORKUTUYOR, DEMEK Kİ KÂFİRSİN" manşetiyle çıkıyor. Dağıtımına 17 Nisan Cuma günü başlanacak mecmuada yazı başlıkları şöyle:

İsmet Özel, "KİM TAKAR ŞAİRİ? KİMMİŞ BAKİYM YENİ TÜRKİYE CÜRMÜNE ŞAHİTLİK EDEN?"
Durmuş Küçükşakalak, "TÜRKÜN MENBAI MEDİNE"
Gökhan Göbel, "MİSAK-I MİLLİ NE OLDU?"
Muammer Parlar, "DÂRU’L-İSLÂM’DA EMNİYET MÜSLÜMANLARA, KORKU KÂFİRLERE AİTTİR"
Mustafa Deveci, "MİLLET DEMEK TBMM DEMEKTİR; TBMM DEMEK İMAMET VE HİLÂFET DEMEKTİR"
Mehmet Kendirci, "HALEP NEREDE İSE ARŞIN ORADA"
Yahya Çiftci, "MİSAK-I MİLLİ KİMİN HARCI?"
Abdülhamit Sağır, "DÂRÜ’L İSLÂM TÜRKİYE TÜRK MİLLETİ"
Mustafa Tosun, "AYNA AYNA, SÖYLE BANA… CEVAP: LEI É MOLTO BELLA, “ÇOK GÜZELSİN”
Mehmet Keloğlu, TEDBİR TAKDİRİ BOZAMAZ"
Özcan Çam, "SELÂMETİN TÜRKLÜĞÜ TÜRKLÜĞÜN ŞAKA GÖTÜRMEZLİĞİ’NDE"
Halit Çete, "MİSAK-I MİLLİ VE TÜRKİYE’NIN (KÜRT) MEDRESELERİ"
YORGUN’dan SESLİ GEMİ’ye - 10, Hazırlayan: Gökhan Göbel
Dadaşhan Celaleddin Kavas, "DÜNYA SİSTEMİYLE NE HUKUKUMUZ VAR?"
Fikret Demir, "EHL-İ KIBLE’NİN KÂBE’DEN ÇANKAYA’YA SEYR-İ SUKUT’U"
Lütfi Özaydın, "GAYRET-GAYRİ-KAYIRMA"
Oruç Özel, "İSTANBUL'UN ÜÇÜNCÜ TEPESİ KİME NASIL GÖRÜNÜR?"
Tarihi ve Sebebleriyle Yahudi Aleyhtarlığı, Bernard Lazare - Tercüme: Serhat Toksöz
Ayhan Gömürlü, "KUTÜ’L-AMARE, Hicri 25 Cemaziyelahir 1334 (29 Nisan 1916)"

Dergiye nasıl abone olurum?
http://celimlicalim.com/Abonelik
Dergiye nasıl ulaşırım?
http://www.celimlicalim.com/SatisNoktalari

Ayrıca:
www.facebook.com/celimlicalimdergisi
twitter.com/celimlicalim

Tarih dergilerinde Nisan 2015




Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.