13 Ocak 2016

Gülümüz solarken


Neredeyse bir ölüm yolculuğuna çıkmış gibiyiz. Son günlerde yapılan bir ölçüme göre İstanbul'da hava kirliliği insan öldüren sınırları çoktan aşmış. Bu konuda üst sınır 50 partikül. Şehrin çeşitli semtlerinde bu rakam 150, 200, 250 partiküle kadar çıkıyor. Bu tehlikeden halkı haberdar etmek için daha ne bekleniyor. Toplu ölümlerin olması mı? 

Havayı bitirdiğimiz ortadadır. Geriye doğru gelirken gün sayıyoruz. Toprak. O mübarek nesne de can çekişiyor. Bir yandan fazla ürün almak için gübre adıyla tarlaya atılan zehir, öte yandan yağmurlarla, sellerle denize doğru bitip tükenmeyen bir yolculuk. Ağaçları kesip ormanı yokettikten sonra erozyon toprağı denize taşımaya başladı, geride çıplak kayalar kaldı. Şimdi oraları yeniden yeşertmek için çeşitli projeler yapılıyor ama nafile. Bir santim toprağın oluşması için asırların geçmesi lazım. Zehirlenen toprak bu zehri yeraltı suları ile temiz suya karıştırıyor. İçecek temiz suyumuz kalmadı yani. Su dışında o zehirli toprakta yetişen ürünler de payını alıyor zehir taşıyor.

İnsanoğlu hayatın asıl unsurları olan “Hava, toprak, su, ateş” yani Anasır-ı erbaa'yı yokederken, kendini yokettiğinin farkında değil. Tüketim toplumu herşeyi silip süpürecek; işte o zaman insanoğlu bir pişmanlık duyacak lakin bu “son pişmanlık” olacak.

Mustafa Kutlu
(Yenişafak, 13.01.2016)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.