23 Mart 2016

Erenlerin Bağından

İstanbul, 19. yy
Yıllar yârlardan, yârlar yıllardan vefâsız… Kara baht bir kasırga gibi. Bu ne baş döndürücü iş? Geceler günler, günler geceleri kovalıyor; cefalar cefaları kolluyor. Saçlarımızda aklar akları, alnımızda çizgiler çizgileri doğuruyor. Tevekkül güç, isyan vahim; felek hiç rahmetmeyecek mi? Heyhat, aziz dost, onu döndüren kara bahtın kasırgası…

Bahçeler bozuldu; yuvalar dağıldı; yollar silindi; cihan virân oldu.” Yaşlı gönül, şimdi böyle diyor; her şeyi kendine eş görüyor. Bu da bâtıl hislerden biri… Cihan ne vakit mâmur idi? Bahçelerde ne vakit güller açtı? Ne vakit yuvalarda bülbüller öttü? Yollardan ne vakit yârlar geldi? Umduk, bekledik, düşündük. Hangi şey umduğumuza uygun düştü? Gördüğümüz düşündüğümüze benzedi mi? Gelenler beklediğimize değdi mi? O mesut ve ulvî saatler hangi saatlerdi ki, içinde iken: “Geçme! Dur” diye haykırdık? Hiçbiri, aziz dost, hiçbiri! Belki hepsini geçsin, gitsin diye bekliyorduk, zira onlar, birbirinden çirkin, birbirinden değersiz saatlerdi. Kimi bir damla gözyaşıyle, kimi tek bir “Eyvah” ile, kimi bir esnemeyle, kimi yalnız sükûtla dolup gitti. Onlar, birer birer tekrar gelsin ister misin? Hayır, hayır, hayır; değil mi? Nasıl ki en aziz ölülerin bile döndüğünü istemiyoruz. Ademde ezici ve gaspedici bir kudret var. Hepimiz ona yönelmiş bekliyoruz. Ne kadar yaratıcı ve kudretli ruhlar âkıbet ona râm oldu. Dünyâyı idâm mahkûmlarıyle dolu bir zindana benzeten hâkim doğru düşünmüş. Hepimiz için âkıbet o meş’um şafak sökecek. İnan ki şimdiden yola çıkan kâfilenin içindeyiz. Biraz ötede siyasetgâh görünüyor. Bu siyasetgâhta yıllarca süren işkencelerle can veriliyor. Doğduğumuz gün, işte, bunun için ağladıktı. Ve “Güldüktü de!” diyeceksin. Evet, o gülüş henüz bıraktığımız cennetin yâdı idi. İlk vatandan o hafif ışık daima yüzümüzde kaldı. Bu hafif ışıktan da mahrum olsaydık, yolumuzun karanlığında, şimdiyedek, kaybolup giderdik; minnetimiz dayanılmaz bir raddeye varırdı. Şükür Rabbe ki, bunun sâyesinde arasıra iyilikle, güzelliği sezer gibi olduk. Bizi çok defa düşmanların tuzağından bu kurtardı; her yol dönümünde, gece, onlara pusuda rasgelmez miydik?

Bir akşamüstü, gülerek oynayarak, çalarak, şen bir alay dost gibi, nasıl etrafımızı aldılardı. Bir gün de, hatırında mı? Bize, kırlarda pınar perileri göründülerdi. Sen, onlarla el ele koşarak, oynayarak kayboldun, bana, tâ içimden o ışık haber verdi ki, pınar perileri tekin değildir ve durdum. Lâkin bir başka gün, pınar perilerinden daha tehlikeli deniz kızlarının sesine koştum. Yerimize döndüğümüz vakit sen de, ben de solgun ve yorgunluk ve kalbimiz bomboştu ve vücudumuzdaki ter donmuştu. İşte bütün gençliğimiz böyle geçti. Doğduğumuz gün, yüzümüzde gülen ışık söndükçe zâlim tayflar bizi taştan taşa sürüklüyordu.

Nedense hulyamız bize kâfi gelmedi! Bütün güzellik gibi bütün hakikat de onda değil miydi? Bize aşk için kadın, vecd için bâde lâzım mıydı? Biz ki Elest bezminde sevmişler, Elest bezminde mest olmuşlarız. Bu zevâhir âlemindeki her fiilimiz o ulvî sarhoşluğu bozmadan başka bir şeye yaramadı. Şimdi kalbimiz boş, başımız doludur. Ağzımızda zehir, gözlerimizde ateş var; tatsız bir sarhoşluk içindeyiz. Ve artık yolun ortasını geçtik ve saçlarımızda aklar akları ve alnımızda çizgiler çizgileri doğuruyor. Ve ellerimiz, dizlerimiz titriyor ve önümüzdeki ufuklardan fena havası esiyor. Söyle gençliğini ne yaptın? Söyle gençliğimi ne yaptım? Bundan sonra hülyâlara dalmak artık kabil olmayacak mı? Bu tez ve tatsız seyahatte o kadar çirkin şeyler gördükten sonra söyle, artık o sessiz, şefik, rahiyalı ve şeffaf hayaletler bizim ruhumuzu ziyaret etmeyecek mi? O ruh ki barbar bir diyârın mezar taşlarında kazılı şeytan ve canavar resimlerine benzeyen biçimsiz, değersiz, kaba izlerle örtüldü, gitti.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Erenlerin Bağından
(Milli Eğitim Basımevi, sf.13-15)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.