28 Mart 2016

Erhan Afyoncu: "Kosova’da Müslümanlar katledilirken, Türkiye bitaraf kalamaz."


Redd-i miras olayına toplum psikolojisi açısından bakarsak, acaba bizim kendimize güvenimizi, inancımızı da etkilemiş olabilir mi? Pasifize mi etti bizi?

Bizi pasifize etmedi ama millet-devlet çatışması oldu. Devlet tabii yeni yetiştirdiği nesillere de bunu enjekte etmeye kalktı. Anadolu'daki köylü halk bundan etkilenmedi. Ama şehirdeki eğitimli halk bundan etkilendi. Sadece Osmanlı mirası reddedilmedi, Osmanlı'nın taşıdığı değerler, en başta da dini anlayış reddedildi. Çünkü bunlar birbiri ile özdeşleşmişti. Osmanlı ve onun değerleri kötüydü diye öyle bir anlatıldı ki, bu sefer dinle ilgili her şey kötü görünmeye başladı. Cumhuriyetin yetiştirdiği nesiller tarihinden nefret etsin ve tarihle irtibatı kalmasın diye yapılmadık şey kalmadı. Redd-i miras, yeni bir rejimi oturtmak için olabilir diyebilirsiniz belki ama bu kadar kökten redd-i miras yapılınca ve bu dönem uzun sürünce olmadı. Bu durumun sebeplerinden biri de şudur, onu da unutmamak lazım; Cumhuriyet kurulmadan 14 sene önce devletimizin yaklaşık 5 milyon kilometrekare toprağı vardı. Cumhuriyet kurulmadan önce Milli Mücadele döneminde bu birkaç yüz bin kilometreye düştü. Milli Mücadele ve Atatürk 780 bin kilometrekare toprağı kurtardı, fakat başta Atatürk olmak üzere Cumhuriyeti kuran nesillerin birçoğunun doğum yeri Türkiye'nin dışında kaldı. Elimizde devletimizin 6.5'te 1'i kaldı ve bu yüzden büyük bir travma yaşandı. Bu travma neye sebep oldu? Batı medeniyeti çizgisinde ilerlemediğimiz için bu hale geldik diye geçmiş suçlandı. Ben bunu günümüzle de bağlantılı görüyorum. Şu anda biz 1900'lü yılların devamını yaşıyoruz. Yani 1900'lü yıllarda Abdülhamid'in son, İttihat ve Terakki yönetiminin ilk yıllarında Türkiye büyük bir kargaşa içindeydi, parçalanmak üzereydi, Suriye'de, Irak'ta, Balkanlarda, Kafkaslarda kargaşa vardı. Biz buralardan çok kötü bir netice ile çıktık ve paramparça olduk. Ana topraklarımızı kontrol altında tutabilseydik, şok ve travma da daha az olabilirdi. Şimdi Türkiye'de 20'nci yüzyılın başlarına benzer bir ortamda. Çoğumuz fark etmiyoruz ama bu bir var olma savaşı.

Tarih tekerrür mü ediyor?

Tarih birebir tekerrür etmez ama Osmanlı İmparatorluğu'nun tasfiyesi devam ediyor. Dünyanın iki en büyük imparatorluğundan birisi, Mondros Ateşkes Antlaşması ile tasfiye edildi. Suriye, Lübnan, Ürdün diye devletler kuruldu. Şu olsaydı anlaşılabilirdi ki İngilizlerin başta verdiği söz de oydu: Tek bir Arap devleti. Ama tabii ki tek bir Arap devleti kendi aleyhlerine olacağı için yapmadılar. Kendi anlaşmalarına göre Fransızlara, İngilizlere göre bölündü ve suni devletler ortaya çıktı. Dediğim gibi, tasfiyesi devam ediyor Osmanlı'nın, tabii bu durumun bize sıçramaması imkânsız, çünkü biz de aynı coğrafyadayız, çevremizle aynı tarihten geliyoruz. Türkiye, kendi konjonktürünü değiştirmek istiyor. Çok basit hatalarla ve hayallerle bir anda her şey alt üst olabilir. İyi bir yönetimle Türkiye çok daha iyi bir yere de gidebilir.

Ne yapılabilir mesela?

Devlet yönetmek kolay bir iş değil. Bizim milletimizin özelliği hükümet kurup, hükümet yıkmaktır. Onu beğenmez bunu beğenmez. Bir tarihçi olarak ben şunu görüyorum: Tarih bizi zehirliyor. Çünkü tarihe bakıyorsun çok kuvvetli bir devletin var, geçmişinde coğrafyalara hükmetmişsin, çevrendeki bölgeye tesir etmişsin, bir şeyler yapmak istiyorsun sen de. Beyin emir veriyor, vücut yapamıyor. Osmanlı'nın yaptığı şeyleri yapabiliriz zannediyoruz ama yapamıyoruz. Arada çok büyük bir kuvvet farkı var fakat tarihin bize yüklediği bazı sorumluluklar da var. Kosova'da Müslümanlar katledilirken, Boşnaklara etnik temizlik yapılırken Türkiye bîtaraf kalamaz.

Prof. Dr. Erhan Afyoncu
(Lacivert, Sayı 22, Mart 2016)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.