28 Mart 2016

Feridun Emecen: "Osmanlı padişahlarını yarı peygamber konumunda görenler var."


Osmanlı bizim neyimiz olur sorusu özellikle son yıllarda en çok konuşulan konulardan birisi oldu. Tam da buradan başlayalım mı isterseniz?

Osmanlı tarihi Türk tarihinin bir parçasıdır, ben bunu bir bütünlük içerisinde görme eğilimindeyim. Türklerin Orta Asya'dan beri başlayan maceralarının bugüne uzanan son çizgisi Osmanlı ve onun da devamı olarak gördüğüm Türkiye Cumhuriyeti'dir. Çünkü Osmanlı tarihi ile alakalı son dönemdeki gelişmelere bakıldığında hem kadrolarıyla hem müesseseleriyle devlet yapısı olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti'ne intikal etmiştir. Tabii rejim değişikliği ayrı bir konu, onu hanedanla endekslemiyorum ben. Nihayet o bir rejimdir ve o rejimden bu rejime geçildi. Bunun da çok önemli bir yanı olduğunu düşünmüyorum. Devamlılık prensibi çerçevesinde bakıldığında böyle bir şey var. Orta Asya'dan beri kademe kademe başlayan, İslamiyet öncesi Türk devletlerinden İslam'ı kabul ettikten sonraki Türk devletlerine, oradan Selçuklulara ve Osmanlı'ya kadar bir devamlılık söz konusu. Bugün de -küçülmüş olmakla beraber- bu devamlılığı sürdürüyoruz. Böyle bakmak tarihi açıdan daha doğru. Çünkü Osmanlılar birdenbire gökten zembille inmiş, geçmişle hiçbir bağlantıları olmayan yekpare bir vasfa sahip değil. Bunun bir tarihi arka planı var, geçmişi var. Kültür bağları ve dil itibariyle bakıldığında bunun çok açık görülmesi mümkün, dolayısıyla bunun böyle algılanması gerektiği kanaatindeyim.

Ecdat kavramına yaklaşımımız nasıl olmalı? Orada nasıl bir algı oturtmalıyız? Çünkü tamamen kabul ve tamamen ret üzerinden konuşuluyor hep bu algı…

İnsanların özellikle Osmanlı'ya bakışındaki hamaset çok sorunlu olabiliyor. Oradaki idealleştirmeyi iyi düşünmek lazım. Yeniden Osmanlı şahlanışının gelmesi, saltanatın dönmesi, bunlar öngörülemez. Tarihi olaylara böyle bakmamak lazım. Tarihten bizim öğreneceğimiz bazı şeyler var. Çünkü tarihin en büyük vazifesi anlamaktır; günümüzü anlamaktır. Etrafımızda ne olup bittiğini anlamaktır. O yüzden tarih çok önemlidir. Yani siyasetçiler açısından doğru tarihi bilmek önemlidir, halk için de, entelektüeller için de önemlidir. Tarihi doğru okumalarla öğrenmek lazım. Doğru anlayarak bakmamız lazım. Mesela Osmanlı padişahlarına toz kondurmayan kesimler var, adeta onları yarı peygamber konumunda görenler var. Padişahlardan hiçbir hata sadır olamayacağını düşünenler var. Bu tarih algısı çok yanlış. İnsanın zaafları her zaman olur. Padişahlar içki içerler miydi, içmezler miydi? Bunun gibi bir sürü şey var. Dedikodular temel bilgiyi öldürüyor. Bu adamlar nasıl bir misyonla yola çıktılar, hedefleri neydi, ülkeyi nasıl idare ediyorlardı, nelere önem veriyorlardı? Şimdi bizim buradan yola çıkarak neye önem vermemiz ve nasıl bir politika geliştirmemiz lazım? Coğrafyaya bakışları nasıldır? Özellikle günümüzde buna çok ihtiyacımız var. Problemlerin olduğu coğrafya Osmanlı coğrafyası. Halep, Şam Osmanlı şehirleriydi. Daha önce Memluklulardan intikal etse de şu andaki kimliklerini o şehirlere Osmanlı verdi. Halep'i de gördüm, Şam'ı da. Geriye maalesef bir şey kalmadı. Kahire de o açıdan çok önemlidir bizim için. Dolayısıyla tarihi bilinci oluşturan politikaları çok iyi anlayıp teenniyle hareket etmek lazım. Bu olup bitenleri siyaseten iyi anlamak için tarihi iyi anlamak lazım. Her zaman doğru yola götürür mü emin değilim ama en azından bir fikir verir.

Prof. Dr. Feridun Emecen
(Lacivert, Sayı 22, Mart 2016)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.