28 Mart 2016

İsmail Kara: "Sağ-muhafazakâr çevrenin gerçek bir tarih anlayışı ve arayışı umumiyetle olmadı."


İslam açısından Osmanlı bizim neyimiz olur? Soruyu değiştirebiliriz de: Osmanlı bizden dindar mıydı?

Sorunun iki şekli de önemli. Tahrik ediciliği de iyi. Yalnız soru böyle gelince sanıyorum biraz usule dair konuşmak lazım. Osmanlı Devleti'nin devamı olan bir ülkede aslında bu soru artık saçma yahut zayıf bir soru olmalıydı fakat birkaç sebepten dolayı bugün için de anlamlı ve cevaplandırılması gereken bir soru halinde. Sebeplerden biri Cumhuriyet ideolojisiyle alakalı. Osmanlı Devleti paranteze alındığı, küçümsendiği yahut karalandığı için şimdi biz bu soruyu meşru ve gerekli bir soru gibi sorabiliyoruz. İkinci sebep sağ-muhafazakâr kesimle alakalı. Bu çevrenin gerçek bir tarih anlayışı ve arayışı umumiyetle olmadı, olamadı. Tarih, Osmanlı tarihi onlar için neredeyse iki hat üzerinden yürüyor; biri hamaset, biri de Cumhuriyet idaresini yahut Kemalist kadroyu dolaylı tenkit için bir yüceltme mekanizması. 'Cennetmekân Sultan Abdülhamid Han hazretleri' yahut 'bizim şanlı tarihimiz', 'kahraman ecdadımız' dediğiniz zaman bunların hepsini kolaylıkla yapıyorsunuz. Gerisi yok. Bir yukarısı hiç yok. Üçüncü sebep İslamcılarla irtibatlı. İslamcılık; dört halife sonrası İslam tarihini yanlış, İslam'ın sapmış bir tarihi, meşhur adlandırmasıyla 'Emevi İslamı' olarak gördüğü için Osmanlı da buradan kendine düşen payı alıyor. 1965 sonrası Türk İslamcılığının entelektüalist ve aktivist kanadı, bunlardan üniversite mensupları, ilahiyatçılar Osmanlıyı hiç önemsememiştir. Bugün de esas itibariyle öyledir.

Buradan İslam açısından Osmanlı bizim neyimiz olur sorusuna geçersek…

Geçelim. Osmanlı tecrübesi İslam'ın, İslam tarihinin bir devamı ve önemli bir merhalesidir. Hangi bakımlardan diyeceksiniz. Hemen her bakımdan… Fakat bir iki alanı özellikle zikredebiliriz: Biri, İslamî ilimler ve İslam kültürü itibariyle. Osmanlılar, Gazâlî ve sonrasında birbiriyle ilişkileri yeniden kurulan İslamî ilimleri, bu arada felsefe, kelam, tasavvuf, fıkıh usulü, mantık, dil ilimleri dahil bir yukarıya çıkararak, derinleştirerek, tashih ve tadil ederek, dönemleriyle irtibatlandırarak sürdürmüşlerdir. Artık akademik bir geçerliliği kalmayan ama hâlâ tekrarlanan Gazâlî sonrası İslam dünyasında ilmin durduğu edebiyatı bu alanı çok tahrif etmişe benzemektedir. Medrese ve tekkelerin köylere kadar yaygınlaştırılabilmiş olması, şifahî ağırlıklı da olsa dinî ve edebî bilgilerin halkın her kademesine ulaştırılabilmesi, âlim ve âriflerin toplumdaki yaygın ve etkin statüsü İslam kültürünün ne kadar yerleştiğinin ve kök saldığının göstergesi olmalıdır.

İkincisi; İslam siyaset düşüncesi, İslam siyasî kurumları ve İslam siyaset üslûbu açısından. Herhalde bu alanda Osmanlıların İslam tarihi içinde bir sıçramayı, bir gelişmeyi ifade ettiği uzun açıklamalara ihtiyaç göstermeyecek kadar açıktır.

Üçüncüsü de sanat, estetik ve yaşama üslubu, şehirleşme, gündelik hayatla ilgili. Mimari, külliyeler, cami ve mescitler, tekkeler, sokaklar, evler; en geniş manada edebiyat; türküler, ilâhiler, ezan, tekbir dahil müzik; şehirler, kitap sanatları, hat, tezhip… Say sayabildiğin kadar. İslam tarihi hesaba katıldığında bunların hepsinde Osmanlılar bir sıçramayı, bir derinleşmeyi, bir estetik mahiyet kazanmayı ve Müslüman halkın her kesimine bir şekilde yayılmayı, nüfuzu ifade ediyor.

Prof. Dr. İsmail Kara
(Lacivert, Say 22, Mart 2016)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.