18 Mart 2016

Yalnızlık yola çıkmanın yazgısı


Duraklayıp nefes almak birlikte yol aldıklarından bir süreliğine olsun ayrılmaktır, tamamen ayrılmamak için bir süreliğine ayrılmaktır. Ayrılmak yolda yalnız kalmak demek.

Yalnızlığın o muhteşem sessizliğine gömülüp o sükunet içinde hayatı, yapıp ettiklerini düşünmek, gözden geçirmek bence dünya yolunun yolcularına verilen en büyük nimet. Çünkü yalnız kalmazsan, kalamazsan kendine dönemezsin, sürekli etrafı seyretmekten yorulmuş gözlerini kendine, bizzat özüne çeviremezsin. Kalabalıklar arasında yavaş yavaş erir gidersin. Bir kez bile kendinle sohbet etmeye, kendinle başbaşa kalmaya zaman bulamadan yolculuğun sona erdiğini sana söyleyecek olanlar gelir ve bu sefer ebedî istirahata çekilirsin.

Bu bakımdan yalnızlık büyük bir lütf-ı ilahîdir. İnsanların bunca hay-huy içinde çırpınıp durmaları da en nihayet biraz olsun yalnız kalabilmek, kendilerine vakit ayırabilmek için değil midir?

Akıllı insanlar -bilip gördüğümüz kadarıyla- henüz imkân varken, yalnızlığın tadını çıkaracakken kendilerini hay-huydan uzak tutarlar, yalnız kalmak, kalabilmek için hay-huya gömülmek yerine kendilerini o hay-huyun taleplerinden uzak tutarak, daha mütevazı bir hayatı seçerek daha yolun başındayken yalnızlık lütfuna gark olurlar.

Hayatın dizginleri zaman zaman insanın elinden çıkar, durmak istersin duramazsın, kenara çekilmek istersin ama yapamazsın. Bizzat insanın kendine muktedir olamadığı anlardan bir andır bu da. İşte o an Cenab-ı Hakkın yardımı gelir ve seni usulce kenara çeker, biraz nefeslen, kendine gel, demek ister.

Artık bir türlü frene basmak, durmak, dinlenmek, hayatını gözden geçirmek iktidarını kaybettiğinden Kadir-i Mutlak'ın iktidarından yardım alır kişi, eğer o da nasibi varsa.

Sevdiğim bir hikaye vardır:

Şeyhin biri müridiyle giderken bir köyün yanından geçmişler. Efendi hazretleri demiş ki:
Evladım. Ben şu incir ağacının altında biraz nefesleneyim, sen de al şu testiyi, git köyün çeşmesinden dolduruver bir zahmet.
Mürid gitmiş çeşmeye. Bir de ne görsün çeşmenin yanında dünya güzeli bir kız testisini dolduruyor. Takılmış peşine. Yolda aşkını ilan edivermiş. Kız da ondan hoşlanmış, babamdan iste beni, demiş. Delikanlı da gidip babasından Allah'ın emriyle, Peygamber'in kavliyle kızı istemiş. Adamın gözü delikanlıyı tutmuş, verdim gitti demiş. Derken çocukları olmuş, aradan yıllar geçmiş, çocuklar büyümüş, hatta en son gelip babalarına demişler ki:
- Baba bize destur ver de gidip rızkımızı arayalım.
Çocuklar gitmişler, derken bizimki iyice yaşlanmış. Bu sırada kayınpederi vefat etmiş, çok geçmeden hanımını da kaybetmiş ve öylece yalnız, tek başına kalmış. Birdenbire incir ağacının altında unuttuğu Şeyhini hatırlayıp, eyvah, demiş, ben ne yaptım? Hemen koşup bir testi almış ve çeşmeye gidip testiyi doldurduktan sonra koşa koşa incir ağacının yanına gitmiş.
Bir bakmış ki Efendi hazretleri hâlâ ağacın altında ayaklarını uzatmış oturmakta. Tebessüm ederek şöyle demiş bizim delikanlıya:
- Evladım, nerede kaldın? Az kalsın ben de gidecektim.
Kıssadan hisse, hepimizin unuttuğu birşeyler vardır bunca vaveyla içinde.


Unuttuğumuz aslında kendimizdir, kendimizi unuturuz bu acımasız hayatın vaveylası içinde. Dışdünyadaki gâileleri bahane ederek aslında hep kendimizden kaçarız ve ceza olarak da sonunda kendimizi kaybederiz. Bütün mücadelemiz kendimizi aramaktır, kendimizi aramakladır.

Kendini bulanlar, kendini bilenler, kendine kavuşanlar ne yazık ki azınlıktadır.

Yola çıkmak biraz da yoldan çıkmaktır.

Yol hep bizi bekler, o sabittir, bizler ise geçici. Bizler aceleciyiz, yol ise sabırlı. Bizler kaçarız, saparız, çıkarız ama en sonunda yolun bizi beklediğinden emin bir şekilde yine ona dönebileceğimizi biliriz.

Yolu kaybeden yolu nasıl bulacaktır?

Eğer yol sabit olmasaydı, yol öylece yerinde beklemeseydi, yol değişseydi, inan onu bulamazdık.

Unutmamalı, yol biziz!

Yol bizi hep bekler, sabırla bekler, bizim ona dönmemiz için inatla bekler. Yoldan çıkmak bizim biz olmaktan çıkmamız anlamına gelir, yani insanın insan olmaktan çıkması anlamına.

Yola çıkmanın yazgısıdır bu!

Dücane Cündioğlu, 18 Mayıs 2003

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.