12 Nisan 2016

Roma nasıl korunuyor?


Bu iki kentin ortak özelliği Roma İmparatorluğu’na başkentlik etmiş olmaları. İstanbul asıl kimliğini daha sonra Osmanlı İmparatorluğu ile bulsa da, her iki yer de Avrupa’nın en eski ve tarihi kentlerinden. İstanbul son yıllarda yükselen binalarla yeni bir silüete kavuştu. Tüm dünyanın cami silüetleriyle andığı kentte cami minarelerinin ardından yüksek binalar görülmeye başlandı. Roma’yı yönetenler ve Roma’da yaşayanlar kentin tarihi silüetini ve kimliğini koruma konusunda son derece hassas. 1930’lu yıllarda ülkeyi yöneten faşist lider Mussolini bile kendine has mimari ile yaptığı binaları tarihi kentteki boş alanlar yerine kentin dışına yapmayı tercih etmiş. Roma’da, Türkiye’deki pozisyonların aksine meslek kurumları korumacılığın fazla olmasından yana dertli. Türkiye’de ise malum meslek kurumları tarihi ve kültürel alanların korunması konusunda sık sık kamu ile karşı karşıya geliyorlar. Roma kurallarını yıllar önce net bir şekilde koymuş. Roma’nın en büyük şansı ise yazılı olmasa da mimarların tarihi binalara saygı konusundaki yaklaşımları. Mesela yıllar boyu yazılı kural olmasa da hiçbir mimar kentte San Pietro Bazilikası’nı (Sen Piyer) geçen yükseklikte bir bina yapmamış. Roma’nın nasıl korunduğunu öğrenmek için Roma’da imar konusunda yetkili meclis üyesi ve Roma Mimarlar Odası ile görüştük. İşte "Roma nasıl korunuyor?" sorusunun yanıtı:

‘‘Şehrin yüzlerce yıllık ihtişamlı binaları, meydanları, sokakları öyle korunmuş ki ne bir gökdelen ne de bir AVM var’’

Eski cumhurbaşkanı Abdullah Gül 1 Şubat 2014’de gittiği Roma’dan Twitter’a böyle yazmıştı. Gül’ün bir sonraki tweet'iyse;

“Yüzyıl önceki fotoğraflardaki Roma’nın bugünden tek farkı, yollarında otomobiller yerine at arabalarının olması”ydı.

Tehdit gelince kurallar kondu

Gerçekten de Roma sokaklarından otomobilleri çektiğiniz anda yüzyıllar öncesine dönmek pekâlâ mümkün. Zira kentin merkezinde yeni yapı göremiyorsunuz, ayakta duramayıp yıkılanların yerine de çevreye uyumlu binalar dikilmiş. Sanayi Devrimi'ni yaşamış, dünyaya birçok marka ihraç etmiş olan İtalya nasıl oldu da tarihi silüetini bu kadar koruyabildi? 1960 yılında İtalya’daki ekonomik gelişmeler tarihi alanları tehdit etmeye başlayınca ülkenin Gubbio kentinde şehir planlamacıları, mimarlar ve tarihçiler büyük bir toplantı yaptı. Toplantının tek gündemi tarihi merkezlerin korunmasına ilişkin mevzuatların oluşturulmasıydı. Oluşturulan mevzuatlar önce Bologna’da, ardından da diğer tarihi kentlerde uygulanmaya başlandı.

Üst sınır 27 metre

Roma’daki tarihi binaları ve alanları koruma konusunda da bu toplantıda üretilen mevzuatlar geçerli. Roma için yapılan özel çalışmada kent tarihi olarak üç kısma ayrılmış. Bu üç kısmın da kendine özgü imar kuralları var. Kentteki tüm binalar, alanlar tek tek planlara işlenmiş. Bu planlarda üç farklı renk kullanılmış. Her renk ayrı bir tarihsel döneme işaret ediyor. 5. yüzyıl'dan 19. yüzyıla kadar yapıların olduğu bölgede asla yeni bir yapı yapılmasına izin verilmiyor. Buralardaki yeşil alanlara ve boşluklara yeni bina yapılması teklif dahi edilmiyor. İkinci bölge binalarında sadece sıkı kurallara bağlı bazı tadilatlar yapmak mümkün. Roma merkezini oluşturan birinci ve ikinci bölgede 27 metre yükseklik sınırı yıllardır yazılı olmasa da korunuyor. 27 metre, San Pietro (Sen Piyer) Bazilikası’nın yüksekliği. Kurallar öncesinde de hiçbir mimar tarih boyunca bu yüksekliği geçmeyi düşünmemiş.

Gökdelenler kentin uzağına

Yeni bina yapmak isteyenler içinse üçüncü bölge açık. Kente 8 kilometre mesafedeki bu bölgenin en yüksek binası 120 metre. Bu bina Roma’nın tarihi silüetine giremeyecek kadar uzakta. Kentin tek alışveriş merkezi de bu bölgede. Bu bölgede aynı zamanda 1934-1941 yılları arasında İtalya’nın faşist lideri Mussolini’nin yaptığı yönetim binaları da yükseliyor. Üç, dört katlı bu binalar da çağının tanığı olarak koruma altında. Roma Mimarlar Odası Başkanı Livio Sacchi’nin kentin birinci ve ikinci bölgesinin korunması konusundaki kurallara bir itirazı yok. Ancak üçüncü bölgede kısıtlamaların daha da esnemesinden yana. Sacchi, modern şehirler ortaya çıkarmak için araştırmalarının, çalışmalarının önünün kesilmemesi gerektiğini savunuyor. Bu konuda yürüyen tartışmalar sonucu üçüncü bölgede kurallar esnemeye başlamış. Hatta Mimarlar Odası’nın belediyede bir ofisi var. Karar süreçlerine katılabiliyorlar. Kararlarda sivil toplum olarak onlar da söz sahibi.

“Kolezyum”u gören gökdelen!”

Roma geçtiğimiz yıllarda belediye meclis üyesi Alessandro Caudo tarafından “provokasyon” sözcüğü ile tanımlanan bir tartışmaya tanık oldu. Dönemin belediye başkanı Gianni Alemanno (Silvio Berlusconi'nin partisi PDL'den), 2010 yılındaki bir belediye meclisi toplantısında, “San Pietro (Sen Piyer) Bazilikası’nın kubbesinden daha yüksek bina inşa edilemez tabusunu yıkmak istiyorum” dedi. Bunun üzerine, Ulusal Mimarlık Enstitüsü’ne (IN/ARCH) üye bir grup mimar da, Kolezyum’un 100 metre yakınında bir gökdelen yapılması önerisini getirdi. La Repubblica gazetesinin “Kolezyum”u gören gökdelen. Mimarlığın son deliliği” başlığıyla katıldığı tartışma sonucu bir gelişme olmadı. Aslında tartışmanın özünde sert imar kurallarının esnetilmesi talebi vardı. Bu tartışmaların ardından Kolezyum’u gören gökdelen inşa edilmedi ancak. Kentin üçüncü bölgesindeki boş alanlara yüksek binalar yapılması konusunda izinler daha kolay verilmeye başlandı.

Kaynak: Al Jazeera

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.