30 Mayıs 2016

Beşir Ayvazoğlu: "Fatih, İstanbul'u İslâm dünyasının estetik başkenti haline getirmişti."

Fâtih’in Constanzo da Ferrera tarafından hazırlanan
bronz madalyonu.
Şehzade Mehmed’i çeşitli sanat dallarında eğitenlerin kimler olduğunu maalesef bilmiyoruz. Bilinen şu ki, o, II. Mahmud’a kadar portresinin yapılması için yabancı ressama poz veren tek padişahtı.

Şiire ve başta resim olmak üzere plastik sanatlara çok özel bir ilgi duyan Fâtih’in musiki ile ilişkisi hakkında fazla bilgimiz yok. Fakat bu, onun sarayında musikinin olmadığı anlamına gelmez. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, bir makalesinde Fâtih döneminde sarayda görev yapan musikişinaslardan söz etmiş, ayrıca bazı musikişinasların musikiye dair nazariyat kitaplarını Fâtih adına yazdıklarını tespit etmişti.

Fâtih’in plastik sanatlara duyduğu ilginin büyüklüğü ise, fetihten hemen sonra Anadolu ve Rumeli taraflarından sanatkârların payitahta gönderilmesini emretmesinden anlaşılıyor. Onun döneminde kurulan önemli müesseselerden biri de Nakışhane’ydi. Baba Nakkaş’ın yönettiği, çalışmalarına Eski Saray’da başlayıp Topkapı Sarayı’nda devam eden ve Ehl-i Hıref teşkilâtının temelini teşkil eden bu Nakışhane hakkında fazla bir şey bilinmiyorsa da, burada üretilen çok sayıda eser günümüze ulaşmıştır. Müzehhibinden mücellidine, hattatından nakkaşına kadar yüz civarında sanatkârı çekip çeviren ve bir bakıma Fâtih’in estetik müşavirliğini yapan Baba Nakkaş, onun seçkin ilim ve sanat adamlarının katıldığı özel meclislerine de kabul ediliyordu.

Fâtih’in meclislerinde dinî ve ilmî konuların yanı sıra, önemli felsefe, sanat ve edebiyat meseleleri de tartışılmış olmalıdır. Kim bilir, Fâtih belki de iki farklı dünyayı birleştirmenin yollarını bu meclislerde devrin aydınlarını tartıştırarak anlamaya çalışıyordu. Fethettiği İstanbul’da karşısına çıkan Bizans mirasına çevresindekilerden çok farklı bir gözle baktığından da şüphe edilemez.

Dukas’a inanmak gerekirse, fethin dördüncü günü muazzam bir zafer alayı ile Ayasofya’ya geldiğinde mozaikleri ganimet malıdır diye sökmekle meşgul bir yeniçeriye asâsıyla vurarak “Binalar benim malımdır, ne hakla onu bozuyorsun?” diye öfkeyle bağırmıştı. Ayasofya’da mozaikler Fâtih’in hassasiyeti sayesinde tahrip edilmekten kurtulmuş ve üzerleri özenle kapatılmıştı.

Fâtih’in bu davranışı sadece farklı inançlara değil, sanat eserlerine duyduğu saygının bir ifadesi olarak da yorumlanabilir.

Constanzo da Ferrera tarafından yapıldığı
tahmin edilen Fâtih portresi.
Venedik’le de yakından ilgilenen Fâtih, çeşitli sebeplerle İtalya’da neşv ü nema bulan resim sanatına özel bir merakı vardı. 1461 yılında Rimini valisine İstanbul’dan yazılan bir mektupta, Fâtih’in Pisanello’nun öğrencisi Matteo de Pasti’den resim ve heykel konusunda yararlanmak istediği belirtilir. Matteo yola çıkmış, ancak casus olduğu gerekçesiyle Venedikliler tarafından tutuklandığı için İstanbul’a ulaşamamıştır.

Fâtih eğer iddia edildiği gibi bir hümanist olsaydı, bu konudaki görüşleri kırıntı kabilinden bile olsa şiirlerine aksederdi. Hâlbuki Fâtih, bir şair olarak devrinin estetik sınırları içindedir ve felsefî görüşleri de İslâmî esaslara dayanır.

Yeri gelmişken şunu da belirtmekte fayda görüyorum. Fâtih’in şair olarak çağdaşlarından herhangi bir üstünlüğü yoktur; eğer Fâtih değil de sadece şair Avnî olarak yaşasaydı, unutulmuş sıradan şairler arasında yerini almış olacaktı.

Fâtih, hiç şüphesiz sanatkâr padişahlar silsilesindeki çok önemli bir yere sahipti; çünkü Kostantiniyye’yi açıp “gülzar” yapmakla kalmamış, bu şehri aynı zamanda İslâm dünyasının estetik başkenti haline getirmişti.

Beşir Ayvazoğlu
(Karar, 29.05.2016)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.