21 Haziran 2016

Çözüm, geleneğin ihyasından ibaret


Bugün Muhiddin İbn-i Arabi, bir sahabe değildir, bir tabiin değildir, bir tebaı tabiin değildir, daha sonraki dönemde gelmiştir ama direkt Kur’an’ın kaynağından konuştuğunu söyler. Bugün kayıp olan bir tefsiri vardır ki, 64 cilt tuttuğunu söyler kendisi. Sure-i Kef’e kadar getirebildiği bir tefsirdir. Bu tefsirde tek bir ayeti, üç makamdan izah eder. Önce bir ayeti, ‘şeriat‘ makamından, şeriat çekmecesinden çekip anlatır. Yani gramer ve zahiri özelliklerini anlatır. Ondan sonra, o ayeti yerine yerleştirir ve bir üst çekmeceden aynı ayeti çeker, ona yol yani ‘tarikat’ manası ile izahatlar getirir, aynı ayete ve sonra yerine yerleştirir ve üçüncü makamdan yani ‘hakikat’ mertebesinden ve çekmecesinden, aynı ayeti yorumlar. Yani aslında bir oturuşta, 3 ayrı tefsir yapmaktadır, adeta 3 ayrı tefsir yazmaktadır, aynı anda. Bunların hepsi, Kur’an ve Sünnet mirasına birer katkıdır. Bu beşeri katkıyı dışlayan yaklaşımlar, sonunda ‘fundamantalizm’ denilen akımı ortaya çıkarırlar.

Kur’an’ı anlamanın dereceleri var. Mushafı anlamak için, Arapça bilmek gerekir. Kur’an’ı anlamak için değil, mushafı anlamak için, Arapça bilmek gerekir. Mushaf, Arapça yazılmıştır. Ama Arapça bilenler de, anlamamışlardır. Ebu Cehil, Arapça bilir. Mushafı anlamamıştır mesela. Dolayısyla, Kur’an’ı anlamak, çok daha fazla meziyetler ister. Mushafı anlamak için, Arapça gerekirken, Kur’an’ı anlamak için, ‘Allahça’ gerekir. ‘Allahça’ dilini bilirsen, o zaman, Kur’an size konuşmaya başlar. Yani burada Hz. Peygamber (s.a.v)’den sonra, varisi-i Muhammedi olan kimseler, Peygamber Efendimizin manevi mirası. Kimseler onlar! Çünkü Peygamberimiz buyuruyor ki; ‘Peygamberler, maddi miras bırakmayız.’. Yani manevi miras bırakırız. Hz. Muhammed (s.a.v) varisi olan kimseler, isterse kendisinden 3 bin sene sonra gelsinler, ‘Muhammediyyet şuuru, kendisinde zuhura gelmişse’ bunlar hükmen sahabidirler. Ben sahabe tanıyorum yani, Peygamberimizi görmüş, tanımış, yemiş, oturmuş, içmiş, muhabbet etmiş, insanlar tanıyorum. Bize göre hakikat aleminde, diğerlerine göre izafi alemde, diğeri izafi zaten. Ebu Cehil de, Hz. Peygamber’i, gördü! Peki burada kastedilen şey nedir? Hangi alem, hakiki alem ona bakmak lazım.

Kur’an ana ekseni verir, Kur’an ana mihveri verir, siz Kur’an’dan aldığınız ilham ile çağa söyletirsiniz. Şair Mehmet Akif rahmetlinin, sözünde ifade ettiği gibi. Aslında bizim tarihi süreç içinde bir sanat inşaa edebilmemiz, İslam merkezli, İslam endeksli bir medeniyet ortaya koyabilmemiz, tarih olarak, ara bölge dediğimiz yani Kur’an ve Sünneti, bu manada yorumlayabilecek, o filtreye ihtiyaç olduğundan dolayıdır ve bu filtrenin de adı; tasavvufi irfani filtredir. Hikmet ve irfan filtresinden geçirilerek alınır. Eğer bu hikmet ve irfan filtrenizi kaybederseniz. Mesela Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nde, uzun zaman duvarda asılı duran Kazasker Mustafa İzzet’in meşhur talik hattı ‘Şüphesiz Allah güzeldir ve güzellikleri sever.’ hadis-i şerifini, meşhur bir hattat, levha yazacağı zaman, bakınız güzel bir söz seçiyor. Sonra meşhur hattat onu bir tür plastik sanat diyebileceğimiz bir şekilde kağıda adeta resmediyor. Sonra meşhur müzehhib veya müzehhibe, geliyor ve bu kadar kıymetli bir sözün etrafını ben süsleyeyim diyor. Süslüyor, tezyinatını yapıyor. Ondan sonra meşhur bir marangoz, ahşap ustasının elinde muhteşem bir çerçevesi yapılıyor ve çok da güzel bir mekana asılıyor. Bakınız burada bir zincirleme kreatif süreç var. Bu sürecin tabii ki kaynağında görüldüğü gibi, bir hadis var. Bakınız bir hadis, nelere sebebiyet veriyor. Ama siz bu ara filtreyi kaybederseniz, bugün sadece medrese ilimlerine indirgenen İslam anlayışında, size bu söz nakledildiğinde, ‘Bu sözün, ravileri kimler?’, ‘Bu söz sahih, değil, budur’, gibi eleği ile sepeti ile uğraşacaksınız demektir. Ondan sonra, hadisin gramer özelliklerine takılıp kalacaksınız. Bu nedenle, tasavvufi ve irfani perspektif, kolay elde edilen bir süreç değil. Bizim geçmiş mirasımızın elde ettiği bu perspektifi, bu geleneği ihya etmekten başka, acizane bu fakir, başka bir çözüm yolu bulamıyor. Çözüm, geleneğin ihyasından ibaret.

Geleneğin ihyası, geriye dönüş demek değildir. Geleneğin ihyası, bu işin ulemasının, üstadlarının anladığı ve vaaz ettiği prensipleri bilirsek eğer, o prensipler doğrultusunda, bugüne tatbik edebilirsiniz. Binlerce yıl geçtikten sonra, bir Aristoteles’in, yeniden okunması sureti ile Batı Rönesans yapmıştır. Batı’nın Rönesansının fikirsel kaynağı Aristo’nundur. Yani Aristo’nun, yeniden bir okumaya tabi tutulması ile elde edilebilmiştir. Bizim tarihimizdeki ‘Kurucu bilgeler’, ‘Kurucu babalar’, bir Muhiddin, bir Celaleddin, bir Yunus, bir Hacı Bektaş, bir Hoca Ahmed Yesevi hazretleri gibi ki, çok daha fazla isim burada zikredebiliriz. Bu isimlerin zamanları, sözleri tükenmiş, bitmiş, gitmiş değildir.

Mahmud Erol Kılıç
(İstanbul Gazetesi, 14.06.2016)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.