27 Haziran 2016

Sadettin Ökten: "Değerlerin özü, muhabbet idi."



- Onlar (eskiler) niçin böyle idiler? Çünkü onların hayatını yönlendiren, tanzim eden, istikamet veren, bir takım değerler vardı. O değerlerin özü, muhassalası muhabbet idi. Bugün toplumun genel manada hayatına istikamet veren değer, kapital. Bize düşen bu ahvali kendi değerlerimizle değerlendireceğiz, kritik edeceğiz, tenkit edeceğiz. Küçük dönüşümlerle; ne kendimizi hırpalayacağız ne çevremizi hırpalayacağız. Ve bunları hep yaparken de onların yaptığı gibi "Allahû âlem bissavab" diyeceğiz; doğrusunu Allah bilir. İltica... Onlar her an iltica içindeydiler. "Ben yaptım" yoktu hayatlarında. "Alîm-Allah" derlerdi mesela; Allah bilir. Öyleydiler. Sadettin Ökten

- İnsan varlığı estetiksiz olmaz. Çünkü hüsn-ü mutlak insanı hüsn-ü cemâl üzere yaratmıştır. Ahsen-i takvimdir insan. İnsan güzeldir. Fiziği de güzeldir ama daha güzel kalbidir. O kalp, Cenab-ı Allah'ın tenezzül buyurduğu yerdir. Mirat-ı Rahman'dır. Bu nasıl oluyor? Duygu boyutunuzu geliştiriyorsunuz, his boyutunuzu geliştiriyorsunuz. Herkes mûsıkîşinas olamaz ama herkes şiir bilebilir.

- Safer Efendi merhum buyurmuşlardı ki -o da şeyhinden bu eli alıyor- üç kısımdır rüya: Biri doğrudan doğruya Cenab-ı Hakk'tan gelen haber. Onun tabire ihtiyacı yoktur, ne görünmüşse o çıkar. İkincisi, meleklerin ilhâmatıyla görünen rüya. Onu muabbirler tabir eder, çok mühim bir mevzu. Hatta şöyle buyurmuştur: Kader, kuşun ağzındadır. Rüya öyle bir mektup getiriyor size. Tabir ettiğiniz anda o yere iner ve cereyan eder. Onun için büyükler demişlerdir ki "Bir rüya dinlediniz, pek hayatın görünmüyor, tabir etmeyin!", "Hayırdır inşallah!" deyin. Yeri gelmişken söyleyeyim; pederin vefatından yıllar sonra ablam anlattı. Peder hayatının son 8 - 10 senesinde Soğan Ağa Camii'nde cumartesi günleri öğleden sonra İhyâ okutuyordu, İhyâu Ulûmi'd-dîn, Gazâlî'nin. Zebîdî şerhinden şerh ediyor. Bir hanım cemaatten, pederi görüyor, koltuğunun altında bir ekmek, semâya urûc ediyor. Demiş ki ablama, "Böyle bir rüya gördüm, hocaefendiye söyleyin de tabir etsin. Babam rüyayı dinlemiş; "hayırdır inşallah" demiş. Bundan sonra da birkaç ay içinde Hakk'a yürüdü. Sanıyorum o koltuğunun altındaki ekmek de ablam, yaptığı hizmetlerdi derdi.

- Peder; Arabî dersleri lağvedilince yeni dönemde işsiz kalıyor. Ev geçindiriyor, çok sıkılıyor dokuz ay. Bir gece rüyasında kendisine bir somun ekmek veriliyor. Annemi uyandırıyor. "Hanım kalk kalk"... "Ya hû" derdi anneme, "Ya hûcuğum kalk kalk" demiş. "Hayrola hû noldu?". "Bana ekmek verdiler yakında mutlaka iş verecekler" dermiş. Bir hafta sonra maariften yazı geliyor, "Cağaloğlu Orta Mektebi'ne yurt bilgisi muallimliğine tayin olundunuz" diye. Sevinerek gidiyor.

Prof. Dr. Sadettin Ökten

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.