02 Haziran 2016

Dinden sanata geçerken arada bir şifre çözücüye ihtiyaç var

Ayasofya'da bulunan ve o güne kadar yapılanların en büyüğü olan 7,6 metre çapındaki Hulefay-ı Raşidîn levhaları ile kubbe kuşağındaki “Nûr” ayeti hatlarını
Kazasker Mustafa İzzet Efendi yapmıştır.
Sanatkâr olan insanların daha ziyade tekke ehli tarafında olduğunu biliyoruz. Dinden sanata geçerken arada bir şifre çözücüye ihtiyaç var. Dinin bazı esaslarını estetize etmek gereken bir tefsir alanına ihtiyaç var ki o tefsir alanı sizde sanatı ortaya çıkarsın. "Allah güzeldir ve güzelliği sever" hadisi, hadis olarak size geliyor. Siz medresede sadece bir muhaddisseniz "Revaü Ahmet, Mehmet, senedi sahihtir" dersiniz geçer gidersiniz. Ama sizde birazcık zevk varsa "Allah güzeldir" ne demek, "güzellikleri sever" ne demek diye düşünme hakkına sahip değil misiniz? İster istemez düşünürsünüz. O zaman Cemal ve Cemaliyet kavramı nedir, Allah'ın Cemîl ismi nedir, bu esmânıın tecellisi nerede zuhûr eder gibi konular çıkar önünüze. Sonra oturursunuz, Kazasker Mustafa İzzet gibi o muhteşem levhayı yazarsınız. (Türk-İslâm Eserleri Müzesi'nde asılı). O hadisi tutarsınız, levha hâline getirirsiniz. Sonra bir müzehhib gelir, bunun tezhibini yapar. Sonra da muhteşem bir çerçeve haline getirirsiniz. Bakınız, sanatın zincirleme olarak ortaya çıkmasındaki arka düşünce fonu çok önemlidir. İslam sanatı ve mimarisinin ortaya çıkmasında, bu manada ara bölge tasavvuftur. Mesela dinden direkt çıkmaz. Din mûsıkîsi diye bir şey yoktur. Hadis mûsıkîsi grubu olmaz, kelam mûsıkî grubu yoktur, fıkıh mûsıkî grubu olmaz. Ama tasavvuf mûsıkî grubu vardır. Anlatabiliyor muyum?

Mahmud Erol Kılıç, Anadolu Tasavvuf Tarihine Notlar I, sf. 213, 214

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.