23 Haziran 2016

Keşke gözlerimizi bu illüzyondan alabilsek


Yaşayalım diye sonradan irademiz dışında türetilen ve el çabukluğuyla hayatımıza sokulan şeyleri tümüyle kanıksadık artık neredeyse. Bırakın sorgulamayı, yadırgamıyoruz bile artık hiçbirini. Sanki hep böyle yaşamışız, varlığımızla ilgili cevapları sanki hep bu kafa karışıklığının içinde aramışız gibi davranıyoruz.

Sanıyoruz ki elimize tutuşturulan bütün bu türedi oyuncaklar, bizi insan olmanın gerekleriyle bir şekilde ilişkili kılıyor. Sanıyoruz ki avuntu olsun diye sürdüregeldiğimiz bütün bu kof lafazanlıklar, bu kirişi kırık söz oyunları, hayatımızın anlam ihtiyacını karşılıyor. Ve sanıyoruz ki, yerlerine koyduğumuz şeyler, hayatımızdan çıkarıp attıklarımızın yerini dolduruyor.

Biz sadece bir kayboluşa kendimizi teslim ediyor değiliz; bu modern karanlık kurgunun sinsice dayattığı gibi, bütün 'yeniden bulma' ihtimallerini de kurutuyoruz bir yandan.

Bu içsizlik çağıyla aramızda kalan son uyumsuzluklara, içimizin direncini ayakta tutan soylu itirazlara şükredeceğimize, neden biz de modernlik makinesini diğerleri kadar iyi çalıştıramıyoruz diye kızıyoruz kendimize. Bu kara döngüye karşı, göğsümüzde hâlâ atmakta olan hakikat çarpıntılarına can havliyle sarılacağımıza, tadımızı kaçıran bir nefes darlığı gibi görüyoruz bu derin isyanları. Modern zihinlerin becerdiklerini bizim tam modernleşemeyen zihinlerimiz neden tam olarak beceremiyor diye öfkeleniyoruz. Kalbimiz bizi bu keşmekeşe bir türlü tam olarak teslim etmiyor diye hayıflanıyoruz. Herkesi çılgınca eğlendiren gösterilerin ucuz bir malzemesi olamadığımız için ah vah ediyoruz. Her şeyimizle buralı olamadık diye adeta kendimizden utanıyoruz.

Keşke gözlerimizi bu illüzyondan alabilsek bir an ve bakabilsek! Keşke bakabilsek de, bu uyumsuzluğun, bu becerememe halinin, bu iç direncin, bizi insanlığın hakikatine bağlayan o incecik pamuk ipliği olduğunu görebilsek!

Yanlışın doğrusu olmak, yanlışın doğrulayıcısı olmak demek... Karanlığın aklayıcısı olmak demek... Edinmeye çalıştığımız bütün kazançların kökünde dünyanın yalanlığı var. Becermeye çalıştığımız her numaranın özünde sahtelik var. Çünkü yürürlükte tuttuğumuz bu hikaye uyduruk bir hikaye, asıl hikayeyi örten, onun yerine koyulan bir hikaye... Aslı olmayan bir hikaye, aslı olanı, aslolanı örtmek, perdelemek üzere uydurulmuş bir hikaye!

Dışına çıkamıyorsak bu derin girdabın, içinde kaldığımız için kederlenelim hiç değilse! Bu kederden aslımıza tutunmaya bir yol, bir çare arayalım! Buğzedelim, rahatsız olalım, rahatlığa yüz vermeyelim! Asla alışmayalım bu köreltici döngüye, asla sindirmeyelim içimize, asla katmayalım kendimizden olmayanı kendimize! Ve hiçbir zaman, kendimizi tutup bir kenara atmayalım!

Gökhan Özcan
(Yenişafak, 23.06.2016)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.