14 Haziran 2016

"Yaşamak yaralanmaktır. Yaralanmak da güzel."


Kendimizi tanımak… Ruhumuzun mahzenlerinde bizden habersiz yaşayan bir alay misafir var. Berhanenin bazen bir, bazen birkaç odası aydınlık. Işık binanın üst katlarında. Kendini tanımak. Kendini, yani eriyeni, dağılanı, dumanlaşanı. Sen acıların, utançların, zilletlerinle aynısın. Rüyaların, hayallerin dileklerinle bir başkası. Gideceksin. Tanrılar bile rolünü bitiren aktörler gibi kâh birer birer, kâh hep beraber çekiliyor bu sahneden. Senin zavallı gölgen zaman perdesine belki bir kere bile aksetmeden, oyuna katılmaya bir kukla gibi unutulup gidecek.
- Cemil Meriç, Bu Ülke

Hakikat o kadar çirkin mi? Neden süprüntü kutularından tedarik ettiğiniz paçavralarla sarıp sarmalıyorsunuz? Yalan daima asil değil ki? Donmuş ruhunuz. Ne ümidin sıcaklığı, ne sevginin alevi Sibirya’da vahalar yaratabilir. Derinlere inmeyen bir tecessüs; kumları avuçları ile iten, toprağın bağrındaki coşkun sulara inmeyen, çölde artezyen fışkırmayan, fışkırtmak istemeyen ürkek, mecalsiz, hasta bir tecessüs. Kurumuş bir deve dikenine benziyor ruhunuz, rüzgârların sürüklediği bir deve dikeni… Yapraklarınız dağılmış, çiçekleriniz dökülmüş, meyveniz yok. Bir ağaç iskeleti ruhunuz. Bulmaktan korkarak arıyorsunuz. Neyi? Akmayan bir çeşmeye benziyor ruhunuz. Hoyrat eller musluğunu bile sökmüşler. Kitabesi? Kitabesi silinmiş. Kanatları yok ruhunuzun. Galiba kanatsız doğmuş. Yeis kadar şifasız, kutuplar gibi… Hayır kutuplara benzer tarafınız yok. Sadece hastasınız. Birçok insanlar gibi, insanlık gibi hastasınız. Hayat atılış demek, ileriye, yeniye, maceraya. Çamura saplanmış bir araba. Metrûk, camları kırık ve rengi solmuş. Zindanınızın kapıları açık, ama siz hasır bir iskemle kadar o zindanın eşyasından olmuşsunuz. Ve sırtınızda taşıyorsunuz zindanınızı. Yalnız sesiniz, yalnız kelime. Uzaklardan gelen ve kime ait olduğu bilinmeyen bir ses. Ve bozuk bir plaktan dökülen kelimeler. Hep aynı. Ve gömülmesi unutulmuş bir cenaze kadar sıkıcısınız bazen. Susuzluğu arttıran ve ağızda buruk.. hayır sadece acı sadece kekremsi bir tat bırakan deniz suyu gibi bir şey. Başlamadan biten bir oyun bu, güldürmeyen, ağlatmayan bir oyun. Kader bazen çok ahmak bir rejisör. Biz de rollerimizi beceremiyoruz galiba. Güller ıtır olur dağılmadan. Acılar hatıralaşınca güzelleşir. Şâir, kendi rüyamı çaldım kalbinin boşluğunda diyor. Rüyalarımızı çalacak gitar? Işığa borcumuz yok, o bizim için doğmuyor ki, güneş bizi ısıttığının farkında bile değil, ırmağa teşekkür borçlu değiliz. Şükrün, bir şuurun, bir niyetin, bir fedâkârlığın aks-i sedasıdır. Şâir, ben kadehimi diktiğim zaman ziyafet sona erdi, şarap kalmışsa uşaklar içsin, diyor. Boş bir kadehi dudaklarına götürmek. Hazin olan bu. Kadehte bir cür’a bile yok. Hatta kadeh de yok ortada. Hem kadeh, hem bâde, hem bir şuh sâkidir gönül. İçtiğin hayal kadehindeki rüyalarındır. Neden bu rüyaları sen de görmedin? Yaşamak yaralanmaktır. Yaralanmak da güzel.
- Cemil Meriç, Jurnal Cilt 1

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.