19 Temmuz 2016

Tedbir ve çare


Kadercilik kisvesi altında boş vermişlikle günlerini geçiren bir toplumun fertleriyiz. Gerçekte kaderci değil, beleşçiyiz. Kendimizi kaderimizde ne olduğunu anlamak için elimizden geleni yapmanın yükü altına girme, bütün tedbirleri alıp başımıza ne geleceğini bekleme şerefiyle bağımlı hissetmiyoruz. Millî varlığımızın terakkisi uğruna bazı tedbirleri almaya ne gerek var? Nasıl olsa alacağımız tedbir taktiri değiştirmeyecek diye düşünüyoruz. Tedbir anlayışımızın hususi bir cezaya sebep olduğunu hiç hesaba katmayıp başımıza gelenlerden dolayı çaresizlik hissine kapılıyoruz. Daha sonra ve bu yüzden işlediğimiz hataların mazeretinin çaresizliğimiz olduğunu ileri sürüyoruz. Oysa Türkiye'nin ve Türklerin bütün çaresizliği tedbirsizlikten kaynaklanıyor.

Resmî anlayışın ve ona bağlı olan resmî tutumun titizlikle, kıskançlıkla üzerinde durduğu konuda, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezliği konusunda şimdiye kadar hiçbir tedbir alınmadığı her vesileyle ortaya çıkıyor. 1925 yılında, yani cumhuriyetin ilânından hemen iki yıl sonra Sovyetler Birliği ile bir saldırmazlık paktı imzalandı. Anlaşma her on yılda bir yenilenecekti. Ruslar antlaşmayı yenilemezse ne yapılacaktı? Türkiye Cumhuriyeti bu hususta hiçbir tedbir almadı. Nitekim Ruslar 1945 yılında mezkur anlaşmayı yenilemedi. Türkler de çaresizlik içinde kendilerini NATO'nun kollarına attılar. NATO'ya girerken Türkiye NATO'suz ne yapar sorusunu sormadılar ve bu konuda hiçbir tedbir almadılar. Söz konusu teşkilâtın (ABD ve Britanya dışında) bütün üyeleri millî çıkarları gereği sürtüşmeleri göze aldıkları halde Türkiye hep çaresizliğin acısını çekti. 1963 yılında Avrupa Ortak Pazarıyla bir anlaşma imzalarken de durum değişmedi. Türkiye gidişatın lehine veya aleyhine cereyan etmesi halinde nerede olabileceğine dair herhangi bir tedbir almadı. Yediği dirsek darbelerinin acısını dindirmekle meşgul oldu. Bu gün Türkiye Avrupa Birliği'nden tamamen dışlansa da ne yapacağını bilmiyor, Avrupa Birliği'ne tam üyelik statüsüyle dahil edilse de ne yapacağını bilmiyor. Her iki halde de tedbirsiz yakalanmış olacak. Her iki halde de başkalarının kendine tahsis ettiği yere rıza gösterecek. Sonra dönüp başka çarem yoktu diyecek.

Resmî anlayış ve tutum böyledir de yukarıda yansıtmaya gayret ettiğimizden daha farklı bir gayri resmî (Hani, sivil girişim diyorlar ya!) anlayış ve tutum mu vardır? Hayır, yoktur. Türkiye'de devletin ve milletin birbirleriyle en iyi uyuştukları konu tedbirsizlik ve onun doğurduğu çaresizliktir. Hepimizin ortaklaşa benimsediği ve terk etmeye hiç niyetlenmediği ilke "yağmur yağdı, böyle oldu" ilkesidir. Kâinat yaratıldığından beri yağmur yağar ve fakat Türkler her seferinde sanki ilk kez yağmur yağıyormuş gibi hareket ederler.

İsmet Özel
(Yenişafak, 30.11.1999)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.